31 Ocak 2017 Salı

Malezya - Pangkor

Malezya’da bulunma sebebimiz bir baraj şantiyesiydi. Malum barajlar da öyle büyük şehirlerde veya deniz kenarında olmaz. Dağ başında olur, bazen düzgün bir hastaneye veya büyük bir alışveriş merkezine 3-4 saat uzaklıkta bile olabilir. Bizim durumumuz o kadar kötü değildi ama deniz kenarına da 3 saat uzaklıktaydık, en büyük derdimiz de buydu. Haftasonları alışveriş için Ipoh'a gidiyorduk gitmesine ama deniz sahil kumsal ayrı bir ihtiyaç.


İzmir ve İstanbul’da yıllarca deniz kenarında yaşadıktan sonra, denize 3 saat uzakta olmak bize başta biraz ters geldi. Orman, yağmur, doğa, yeşillik hoş güzel ama, o iyotlu tuz kokusunu çok özledik. Muson yağmurlarından dolayı yılın belli aylarında Malezya’nın batısındaki adalara (Penang, Pangkor, Langkawi), belli aylarda da doğusundaki adalara (Redang, Perhentian, Tioman) gidilebiliyor. Gerek haftasonları, gerekse yıllık izinlerimizde gidebildiğimiz adalara gittik. Önce batı yakası ile başlayalım daha sonra doğu tarafına geçeceğiz.
  

Bize en yakın ada Pangkor. Arabayla Lumut’a kadar gidip, daha sonra devlet babanın işlettiği teknelerle 45 dakikada adaya geçebiliyorsunuz. Daha hızlı olsun derseniz, Marina Island’dan kalkan özel tekneler 10 dakikada geçebilirsiniz.

Ada anakaraya çok yakın olduğu için denizi çok da öyle ahım şahım değil, ama hamakta yatıp fışır fışır dalgaların sesini dinlemek için biçilmez kaftan. Malezya’da taşındıktan 3 ay sonra sırf deniz kenarda biraz zaman geçirelim diye günü birlik o kadar yol yaptığımıza değdi.


Ada öyle turistik bir yer değil, yabancı turist filan hiç yok. Bir esnaf lokantasına yanaşıp yöresel bir şeyler sipariş edeyim dedim, ne zamandır merak ettiğim laksa söyledim. Esiden Selimiye’de ahtapot ızgara resmi paylaşırdık, şimdi Malezya’da gurbet ellerde laksa resmi paylaşıyoruz. Malezya ve Endonezya’ya ait olan laksa Vietnam ve Çin’de yediğim noodle soup tarzına bir tür makarna çorbası ama çok baharatlısı. Hem acı biber salçasına benzer sambal sosu var, hem köri var, bir yandan da ekşi. Pek sarmadı.


Daha sonra arkadaşlarla birer taze sıkılmış meyve suyu söyledik keyfimiz yerine geldi. Limon, kavun ve karpuz suyu ile hadi lezzetini geçtim, Andaman denizi manzarasına nazır tam bir sanat şaheseri. Seneler önce Zanzibar sahillerinde kumlara oturup böyle tropik meyve suları içmiştik.


Adaya ikinci kez 2014’ün son gününde şantiyeden arkadaşımız olan başka aile beraber gittik. Sırp arkadaşlarımızın kızı ve bizim oğlanları kumsala salıp, biz da akşam 9’dan sabah 6’ya kadar kumların üzerinde altta mayo üstte kukulata ile yeni yılı kutladık. İstanbul’da olsaydık nereye gideriz, giriş parası kaç TL, üzerimize ne giyeriz, gibi bir çok dert yaşardık, burada ise keyfimiz gıcır.


Bir adaya giderseniz ne yersiniz? Elbette balık değil mi? Lokantaları şöyle bir dolanıp, tezgahlarda balıklara göz attık. Daddy’s Cafe’de cam gibi gözleri olan babacan bir balığı gözümüze kestirdik, yılbaşı akşamı hindi değil koca bir mercan yardırdık.


Bakın şurada anlaşalım, sıcak denizlerde yaşayan balıkların eti yavan olur arkadaşlar. Birecik Barajında çalışırken de Halfeti’ye gider Fırat nehrinin sıcak sularından çıkan şaput balığını yerdik. Balığın kendisinde pek bir numara olmadığından, bol sarımsak ve biber salçası ile allayıp pullayıp pişirirlerdi. Bizim mercan da aynen o hesap. Ortadan ikiye kesip bastılar zerdeçalı, bastılar köriyi hop mop diyene kadar bizim gül gibi mercan sapsarı oldu.


Ustaya çok kurutma sulu kalsın filan dedik, adam her Uzakdoğu olduğu gibi “Okey Okey” diye kafayı sallayıp kendi bildiğini okudu. Önce alttan güzelce pişirdiği balığı daha sonra kömür ile balık arasındaki ısıyı kesmek için üzerine muz yaprağı koyup ters düz etti. Dolayısıyla bizim balığın suyu içeride hapsoldu. Tabii bu teoride adamın söyledikleri, bakalım masada karşımıza ne gelecek?


Valla hakkını yemeyelim, tahminimden çok daha güzel bir şey geldi. Balık sulu kalmış, çok abartı acı değil ama yoğun bir zerdeçal kokusu geliyor, fakat damağı yormuyor. Üzerine de gelen minik limelardan sıkınca bir güzel gitti. Tropik yerdeyiz ya, limon değil lime getirmişler. Tadı bizim Bodrum mandalinasını andırıyordu.


Pangkor’a yolunuz düşerse Daddy’s Cafe’de ızgara balık yemenizi tavsiye ederim. Balığın ortasına havuç koyarak kömürde lagos mercan veya papağan balığı yiyebilirsiniz. Aman diyeyim sambal denen sostan sürdürmeyin. Veya en azından önceden tadına bakın.

Malezya’nın en az turistik adalarından biri. Çok öyle ahım şahım denizi de yok, anca benim gibi uzun süre Malezya’da yaşacak olanların gideceği bir yer. O civarlarda 1 haftalık dolanıyorsanız, Penang veya Langkawi’de gidin daha iyi. Ama yok benim çok param var ve turistlerin gitmediği bir yerde sessiz sakin lüksün dibine vurmak istiyorum derseniz, esas adadan ayrı başka ufak bir adadaki Pangkor Laut Resort’a gidebilirsiniz.


Resim bana ait değil http://www.luxuriousmagazine.com/ adresindendir

1 yorum:

Gurcan Saripinarli dedi ki...

şükür kavuşturana hergün kontrol etmekten gına gelmişti, hoş beklediğine değdi mi derseniz valla değmedi bı lokma yazı ama olsun yazdıklarınız yazacaklarınızın teminatıdır diyip beklemeye devam.. :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World