12 Nisan 2017 Çarşamba

Malezya - Redang

Redang adası Perhentian’a 30 km uzaklıkta, yine Malezya yarımadasının doğusunda yer alan cenneten köşe diyebileceğim bir başka ada. En az Perhentian kadar güzel sahillere ve denize sahip. Hani Perhentian yazısında  “Hayatımda gördüğüm en güzel sahiller...” diyordum da, Redang’ı gördükten sonra aklım karıştı.


Perhentian adasından Redang Adasına geçmek için 2 seçenek var. İlki Perhentian’dan Kuala Besut’a teknekye geri dönüp, sonra taksiyle Merang veya Kuala Terangganu’ya kadar gitmek ve oradan tekrar tekneyle adaya ulaşmak, ya da biraz fantazi seviyorsanız direk Perhentian’dan Redang’a tekne ayarlayıp 1 saat açık denizde gitmek.


Var mı yahu böyle bir zevk. 4 yetişkin 4 çocuk olunca bastık parayı Perhentian’dan hızlı tekneyi kapattık. Direk bizim kaldığımız otelin kumsalından bindik, diğer adada gideceğimiz otelin olduğu kumsala yanaştık.

Adanın olayı dalış ve snorkel ama bence hiç dalış için para vermeye 20 metreye dalmaya gerek yok, bizim otelin önünde 3 metrede yüzlerce tropik balık, karides, vatoz görebiliyorsunuz. Su sıcaklığı zaten 27 derece ne dalış kıyafetine gerek var ne de tüpe.


Adada farklı farklı kategorilerde 10-15 adet resort var. Biz Redang Bay Otelde kaldık, tavsiye ederim. Adanın Perhentian’a göre farklı bir konsepti var. 2 gece 3 gün veya 3 gece 4 günlük paket alıyorsunuz. Pakete konaklama, yemek (Alkol hariç), snorkel turu, tekneyle ana karaya geliş gidiş dahil.

Denize 50-60 metre uzaklıkta farklı ebatlarda bungalovlar var, hoş güzel temiz. Hatta evlerin ortasında da kocaman bir havuz var. Yahu dünyanın en güzel denizinin yanındasın ve havuz yapıyorsun, anlaşılacak gibi değil.


Otel fiyatına sabah öğlen ve akşam yemekleri dahil olduğu için, özellikle sabah kahvaltıları “Lise yemekhanesi” formatında geçiyor.


Çinlilerin kahvaltısı malum, domates peynir yumurta şeklinde değil. Abiler genelde 3 öğün sıcak yemek yemeyi seviyorlar. Sabah sabah kızarmış makarna, çorba veya bun ile yapılıyor. Hayatınızda bun yemişmiydiniz hiç?


Makarnayı biliyorsunuz da nedir bu bun? Bir çeşit hamurişi. Akşam yemeklerinin yanında da sadesi gelir. Sabah kahvaltılarında ise biraz aromalı olanlar gelir. Buğday unu, su, şeker ve maya ile yapılan hamurun içerisine, lotus, kırmızı fasulye, kaya (hindistan cevizi marmelatı) gibi farklı şeyler koyuyorlar.


Çocukken çokoprens yerdik ya, aynı ona benziyor. Onun dışında bisküvi içerisinde da marşmellow gibi bir krema vardı. Bunda da dışı hamur, içinde marmelat gibi bir şey var.


Üzerine reçel sürülmüş ekmeğin hazır hali. Buharda pişiriliyor, çok tatlı değil. Çayla birlikte gayet güzel gidiyor. Çocuklar çok sevdi diyebilirim.


Kahvaltı için bir başka alternatif de porridge dedikleri bulamaç gibi bir çorba. Çin yazısında bahsetmiştim , beyaz pirinç lapasından yapılan tadı tuzu pek olmayan ama doyurucu bir bulamaç. Bu da daha çok bebeklerin seveceği mama gibi bir şey.


Ama üzerine kurutulmuş soğan, kurutulmuş sarımsak ve taze soğan gibi levazımatlar ekleyince aroması değişiyor ilginç bir yemek haline gelebiliyor.


Tuz niyetine soya sosu ve ayrıca karabiber de ekleyebilirsiniz. Ama burada olayı kopartan kurutulmuş sarımsak ve taze soğan. Aslında bunun üzerine bol tereyağı eritip Antep biber çalçası yakıp ekleyeceksin, Çinliler parmaklarını yer.


Gelelim en güzel yanına! Bizdeki çorbalara ekmek bandırılır, bu porridge denen çorbamsı bulamaca ise bizim pişiye benzer bir hamur bandırılıyor. Kızartıldığı için dışı çıtır, içi yumuşak hamur bizim bulamacın çehresini değiştirmeye yetiyor. Kuru sarımsağıydı, taze soğanıydı derken epey bir makyaj yaptıktan sonra şahane bir görüntüye kavuştu.


Kahvaltıdan sonra saat 9 dedin mi adadaki misafirlerin %90’ı büyük teknelere doluşup şnorkel turuna götürülüyor. Biz erkekler olarak gittik, kızlar bomboş sahilin tadını çıkarttı. Gittiğimiz yer adanın açıklarında ufak bir ada. 

Herhangi bir yerleşim yeri olmadığı için deniz pırıl pırıl ve su akvaryum gibi. Vatozundan papağan balığına, kutu balığından, melek balığına kadar rengarenk balıkları 5 metrelik suda görebiliyorsunuz. Benim ise en çok yeşil benekli ve turuncu lagoslar ilgimi çekti.


Aslına bakarsanız 3 gün üstüste hiç bu hengameye girip 100 kişi tekneyle doluşup askeri düzen şnorkel turuna katılmaya gerek yok. Su sıcaklığı 25 derece olduğu için 2 saat sudan çıkmadığımızdan, otelin önündeki kumsalda bile benzer balıkları görebiliyorsunuz.


Adanın Perhentin’a göre bir farkı daha, adadaki müşterilerin bir çoğu Çinli. Çinden gelenler de var ama Malay Çinlisi ağırlıkta. Otelde verilen yemekler de daha çok Çin usulü.


Öğlen yemekleri de otelde ücretsiz. Genelde dana, tavuk, ördek, deniz ürünleri gibi etleri tavada çevirip bildiğimiz Çin usulü sulu yemek yapıyorlar. Yanında ekmek niyetine verilen pilavla birlikte yiyorsunuz.

Ördek görünce hemen değişik bir lezzet diye atladık ama, Çinde yediğimiz löp Pekin ördeği değildi elbette. Hafif Malay ve Hint esintileri var. Bir yandan sambal sos, bir yandan köri yapraklarıyla zenginleştirmişler. Yöresel farklı bir lezzet isteyenlerin affetmeyeceği bir yemek.


Deniz ürünleri Malezya’da çok yaygın. 6 tarafı denizle çevrili ülkede ahtapot dışında her türlü deniz hayvanını bulmak mümkün. Öyle ki jumbo karidesin fiyatı dana kıymadan daha ucuz (Dana eti Avustralya’dan, kuzu eti Yeni Zelanda’dan geliyor). Hal böyle olunca ananaslı, domatesli, karidesli balıklı yemeği laaap diye ortaya koyuyorlar isteyen istediği kadar yiyor. Bizde bir otelde açık büfede ananaslı balık koysan olsa herhalde 10 dakikada dibini süpürürler.


Malezya’da hem Malay restoranların da hem de Çin restoranlarında mutlaka tabağa önce bol sade (yağsız, tuzsuz, buharda pişmiş) pirinç pilavı alınıyor. Üzerine de çeşit çeşit yemeklerden koyuyorsun. Mesela bu tabakta hem balık, hem tavuk, hem de ördek eti var. Yemekler biraz baharatlı ve acı, o yüzden alttaki pilav regülatör görevi görüyor.


Bir de adını bilmediğim yeşil sebzeler var ki işte bunlar yaz tatillerinde sıcaktan bunalmışken vücudun su dengesini koruyor. Izgara et veya körili ördekten daha ferahlatıcı olduğu kesin. Pilav doymak için, karides lezzet için, yeşil sebzeler de sağlık için.


Bu bitkileri taze taze tüketmek gerekir. Yemeklerde ise otun tadını ve rengini değiştireceğinden salça ve domates tercih edilmez. Baharatlarda da kullanım oldukça kısıtlıdır, kekik kimyon Çinlide ne arar? Azıcık soya sosu ve sarımsak yeterlidir.

Açık büfede genelde 2-3 çeşit meyve oluyor. Bizdeki gibi karpuz burada da olmazsa olmaz, ama şansımıza o gün açık büfede bizim eeeeennnn sevdiğimiz meyve olan Jackfruit vardı. Uzak Doğu seyahatlerinizde bulursanız affetmeyeceğiniz, kütür kütür sulu, ısınca haşırt diye ses çıkaran, sanırım en sevdiğim meyvelerden biri. Yanlız elle yerken parmaklarınız yapış yapış oluyor tiksinmezseniz sorun yok.


Öğlen yemekten sonra tüm akşamüstü sizin. İster bungalovunda otur kitabını oku, ister lobiye çık denize nazır biranı iç, istersen de çık kumsalda boş boş otur denize gir. Malezya’nın en sevdiğim yanı hava sıcaklığının hep 25-35 derece arası olmasıydı. Bodrum’daki sahilde öğlen 14:00’te şezlongda oturamama gibi bir sorun yok.

Akşamüstleri kumsalda voleybol veya futbol oynayan ergenler var, onun dışında yine cıptıs cıptıs beach party filan yok. Herkes sessiz sakin bir şekilde tatilini yapıyor, dinleniyor. Gösteriş yapmak yok, lahmacuna 50 TL vermek yok!

Çok öyle izole ufak bir ada değil. Her biri farklı bütçelere göre yanyana 10-15 kadar otel var. Sezlong kapma yarışı yok, zira kumsalı plastik şezlong ve şemsiye ile kapatmamışlar. Sen gidip havlunu serip istediğin yere yatıyorsun. Bizde bebek var diye otelden rica ettik, saolsunlar 2 şezlong 1 şemsiye ayarladılar.

Redang Bay’de ilk akşam yemeğinden pek de memnun kalmadık. Yine yemekhane havasında, aynı anda 15 kişi açık büfeden yemek alıyor. Açık büfe hoş güzel ama yemek kalitesi için çok da başarılıydı diyemeyeceğim.


Malezya’da yediğim bu kaçıncı kötü dana etiydi unuttum. Tamam harikalar yaratmalarını beklemiyorum, dinazor eti pişirir gibi de dana pişirilmezki birader.


Makarna, ızgara tavuk ve ızgara kemikli dana eti ile idare ettik. Sanırım öğleden sonra yaptığımız patates kızartması ve bira keyfinden dolayı çok da şikayetçi olmadık. Diğer resortlarda belki yemekler daha güzel olabilir, araştırın derim.

Yanlız bir ara garsonun elinde jumbo karides tepsisi görünce “Hooop” dedim ablacım, yanaş hele! Meğer öğlen yemeğinden sonra garsona akşam yemeğinde karides istiyorum diye özel sipariş veriyormuşssun, senin için akşama hazırlıyorlar. Fiyatını hatırlamıyorum ama akşam yemeğine dahil değil, ekstraymış.


Ya ablacım, 4-5 tane getir tadına bakalım filan dedik ama pek oralı olmadı. Ben de dayanamadım “Niiiihaaauuu” diye mutfağa daldım. Ustacım, kolay gelsin diyip kendimi acındırarak, öğlen sipariş vermemiz gerektiğini bilmediğimi, daha ilk günümüz olduğunu, karidesi çok sevdiğimizi, hanımın hamile olduğunu ve aş erdiğini (kuyruklu yalan) filan söyleyip sevgisini kazandım. Şansımıza iptal eden bir masa varmış, onunkileri bana verebileceğini söyledi.


Bakın arkadaşlar bu lokanta işleri hep böyledir. Garson getir götürden sorumludur, planının programının dışında bir şey istersen pek yardımcı olamayabilir. Türkiye’deki “Ben ayarlarım abi” mantığı Uzakdoğuda kesinlikle yoktur. Lokantalarda şef bir numaradır. Uçakta pilot, gemide kaptan, lokantada şef! Onların kalbini kazanırsanız, o mutfaktan yiyemeyeceğiniz yemek yoktur. Wang ustam saolsun 8 parçalık karides tabağı hazırladı gönderdi.


Bir anda keyfimiz yerine geldi, beyin adrenalin ve endorfin salgılamaya başladı, mutluluktan uçacak kıvama geldik. Karideslerin de maşallahı var, öyle uyduruk jumbo filan değil, jumbonun da babası.


Soyduktan sonra löp eti bile benim parmaklarımdan daha kalın ve daha uzun. Kabuklarıyla birlikte yağda kızartıldığı için sarımsaklı tereyağına filan da gerek kalmamış. Muz gibi kabuklarını soy ye!


Ama yine de sarımsaklı tereyağı istediğinizde verdikleri “Yok” yanıtından çok, Çinli garsonun yüzlerindeki o şaşırmış ifade görülmeye değer, çünkü turizmlerinin bu denli canlı olduğu günümüzde bile adeta bir vejeteryan lokantasında biftek sipariş etmişsiniz gibi hayret ve kınama dolu gözlerle bakıyorlar.

Yemek sonrası artık zevkten 4 köşe olduktan sonra bambaşka bir meyveyi deneyimledik. Hastasıyım bu “Deneyimledik” lafının. Son zamanlarda sosyal medyada çok bir moda. Sen yemek bloggerısın! Löplettik de, gömdük de, dibine vurduk de! Deneyimledik ne lan?


Neyse bu guava denen arkadaş bizim deveci armutuyla ayva arası bir şey. Sert sulu kütür kütür, ısırınca şanslıysanız suyu akıyor, bazıları ise ayva gibi kuru. Ame her nedense Malazya’da bu guava löplöp yenmiyor. Yıldız anason, tuz ve şekeri karıştırıp toz haline getiriyorlar ve buna bandıra bandıra yiyorlar. Derdimiz, yöresel lezzetleri keşfetmek değil mi? Bandırdık biz de tabii.

İkinci gün açık büfe yemeğe hiç bulaşmadan tekrardan karidese yüklendik. Zaten öğlen yemeği, akşamüstü birası derken kumsalda muhallebi gibi olmuşuz. Akşam akşam hiç kızarmış makarna veya pirinç yiyecek halimiz yok.


Yanlız bu sefere karides için boş değiliz, tedarikli geldik. Taaa Yunanistandan Malezyalara taşıdığımız uzoyu açıp karideşin yanına eşlikçi yaptık. Uzun zaman yurt dışında yaşayınca insan özlüyor valla. Yıllar önce Tayland’da “Sea Food Market”’te rakı içen Türkleri görünce, içimden “Allahın ayıları” demiştim. Eğer o arkadaşlar uzun zamandır Tayland’da yaşıyorlardıysa sözlerimi geri alıyorum. Yok eğer 3-4 günlüğüne tatile geldilerse ve yine rakı içtilerse dediklerim aynen geçerlidir.


Demem odur ki, uzo, peynir, karpuz ve karides ile o akşam hafif bir meyhane havası yaşadık. Son zamanlarda yediğim en lezzetli en keyifli yemeklerden biriydi. Hem ablamlarla seneler sonra birlikte yemek yediğimiz için hem de Malezya’da Türkçe muhabbet edip rakı keyfi yaşadığımız için.


Redang adasından Kuala Lumpur’a Firefly ile, aşırı kalabalık KLIA’ye değil de oranın Sabiha Gökçeni sayılacak Subang havalimanına uçtuk. Sizlere tavsiyem, Malezya içinde seyahat ediyorsanız, sırf kalabalık havalimanı hengamesinden uzak durmak için özellikle Air Asia’nun uçtuğu KLIA2’yi değil Subang Havalimanını kullanın. Firefly genelde pırpırlı uçaklar ile uçuyor ama neticede tekrar geri konuyor.


Redang: Bu adayı da Perhentian gibi aşırı şiddetle tavsiye ederim. Mevsimin kötü olduğu sezonlar gerçekten çok kötü, zaten o zaman da adaya erişim yok. Ama onun dışında cillop gibi deniz, misler gibi hava var. Filipinlerdeki gibi ani süprizlerle karşılaşmazsınız. Kristal berraklığındaki sular ve sonsuzluğa uzanan süt beyazı kumlar, Redang’ı dünyanın en nefes kesici ada rotasyonlarından biri yapıyor.

Sosyal medya hesaplarımız;

Kuala Lumpur yazısı için lütfen tıklayın


5 Nisan 2017 Çarşamba

Malezya - Perhentian



Malezya’nın batısındaki adalar deniz sahil kumsalları ile meşhur değil demiştik, şimdi gelelim biraz da Malezya’nın doğusundaki adalara. Filmin sonunu baştan söylüyorum, Perhentian adası hayatımızda gördümüz en güzel plajların, denizin ve kumsalın olduğu yerdi. Bir çok yerde reklam olarak hani “bembeyaz kumsal, kristal berrak deniz” filan yazar ama gider bakarsın pek öyle değildir, Perhentian Adası hakikaten öyle bir yerdi.


Perhentian’a ulaşmak için uçakla Terengganu Havalimanına veya arabayla Kuala Besut’a gitmeniz gerekiyor. Kuala Besut’tan günde 2 kere kalkan sürat motorları ile 45 dakikada adaya varıyorsunuz. Tekne kalkmadan 1 saat önce varmakta fayda var. Biletinizi alıp kahvaltılık bir şeyler atıştırmak için kadar hemen arkadaki April Cafe’ye oturabilirsiniz.


Menüde alternatif çok fazla yok ama olanlar da sizi gayet mutlu edecek seviyede. Roti Chanai yöresel bir kahvaltı tercih edenler için birebir. Bizim katmer hamuruna benzer roti denen hamuru, körili tavuk yemeğine bandıra bandıra yiyebilirsiniz. Roti sıcacık olduğu için asla bir adet yetmeyecek, “Ustam az roti ilave çeeek” diyeceksiniz. Anne böreği gibi mübarek.


Sabah sabah “Ben körili tavuk yemem” derseniz (tavuğu yeme, suyuna bandır dedik zaten) biraz daha batı usulü olan “Kaya French Toast” tercih edebilirsiniz.


Nedir ulen bu Kaya French Toast dediğinizi duyar gibiyim. Kaya = Hindistan cevizi marmelatı, French Toast = yumurtaya bulanmış yağda kızarmış ekmek. Yanında biraz bal ve biraz da hindistan cevizi marmelatı geliyor. Sür sür ye!


Perhentian adasının sezonu mart ve ekim ayları arasında, ondan sonra muson yağmurlarından dolayı adaya ulaşım kesiliyor, oteller restoranlar kepenkleri indiriyor. Sürat motorlarında can yeleği takmak zorunlu. 45 dakika dakika sonra cenneten bir yere düşmüş gibi hisediyorsunuz. Adanın üzerindeki yemyeşil ağaçlar ve masmavi deniz sizi etkilemezse gidin bir psikoloğa görünün derim.


Küçük Ada (Perhenian Kecil) ve Büyük ada (Perhentian Besar) olmak üzere iki ada var. Küçük adada genelde sırt çantalıların kaldığı uygun fiyatlı konaklama seçenekleri mevcutken, büyük adada biraz daha üst sınıf oteller ve restoranlar var.


Bizim tekne önce büyük adadaki ana iskeleye yanaştı yolcuların büyük bir kısmı indikten sonra tekne bizim otelin olduğu iskeleye gitti.


Kaldığımız otel Perhentian Island Resort adanın en büyük ve sanırım en pahalı oteli. Tesis Müslüman Malaylara ait olduğu için alkol servisi yoktu, yemekler de Malay usulüydü. Kızgın kumlardan mis gibi denize atlayıp çıktıktan sonra insan şöyle buzzz gibi bir bira içmek istiyor ama varsın 2 gün de taze sıkılmış tropik meyve suyu içelim. Böyle bir sahilde oturup kafayı dinleyebildikten sonra, çok da problem etmedik.


Adanın içinde karayolu yok. Diğer koylara ya yürüyerek ya da taksi teknelerle gidebilirsiniz. Resortun sahilindeki taksici abinin ulaşım fiyatları şu şekilde. Yanlız bunlar kişi başı fiyatlar, 3-4 gidecekseniz pazarlık edin.


Akşam yemeğine Küçük Adaya geçip eller havaya yapacaktık, ama şansımıza yağmur yağdığı için mal gibi kaldık otelde yedik. Deniz ürünlü pilav istedim ama tam Malay usulü pişirilmiş, üzerine yumurta filan kırılmış pek sarmadı.


Perhentian Island Resort adanın en pahalı otellerinden biri. Plajı da adanın en güzel plajı, hatta iki adanın en güzel plajı. Hizmet çok parlak değil ama aileler için ideal bir yer. Diğer yerlere göre biraz izole olduğu için dışarıdan başkaları gelip plajı kullanamıyor, o yüzden de gün içerisinde kumsal sessiz sakin, sabahtan sezlong kapma stresi yok.


Adada dalış yapabileceğiniz 3-4 dalış okulu var. Tesadüfen bize en yakın olanına Turtle Bay Diver’s gittim, Harun diye bir Türk’le karşılaştım. Muhabbet muhabbeti açtı, arkadaş çıka çıka Özenç’in liseden sınıf arkadaşı çıktı.


Ertesi gün indirimli daldık tabii. Eğer dalışa meraklıysanız Perhentian’da mutlaka dalış yapın. 10-15 metre derinlikte rengarenk balıklarla en az 1 saat zaman geçirmeye hazır olun.


Ufak ada biraz daha sırt çantalılara yönelik. Kocaman bir plaj var, üzerinde onlarca ucuz konaklama seçeneği mevcut. Düşük bütçeli sırtçantalı gidenlere bu adada kalmasını öneririm. Hayatımda yediğim en değişik kalamarı burada Long Beach’de yedim. Bol zerdeçallı (turmeric), hindistan cevizi sütlü ve lemonotlu (lemongrass) kalamar beyninizdeki klişe olmuş una bulanıp kızartılmış kalamara yeni bir boyut kazandıracak lezzette.


Büyük adada uygun fiyatlı yerler de elbette mevcut. İskeleye yakın Abduls Chalet ve Tuna Bay Island Resord eli yüzü düzgün temiz yerlerdi. Buraya gelir gelmez rezervasyonunuz yoksa Tuna Bay’da bir bira açıp soluklandıktan sonra otelleri gezip sıradan yer bakabilirsiniz. Ama yine de rezervasyonlu gitmekte fayda var.


Eğer rezervasyonunuz varsa, Tuna Bay Resort’un restoranında bol bol zaman geçirip sindire sindire yemeğinizi yiyin. Benden tavsiye yumulun karidese!


Perhentian’a bir kez şirketten bir arkadaşla 2 günlüğüne gitmiştim, daha sonra ablamlar Malezya’ya ziyaretimize gelince onlarla birlikte ailecek tekrar gittik. Bakın altını çiziyorum neden Penang, Langkawi değil de Perhentian? Çünkü denizi MUH TE ŞEM.


Perhentian deyince hep adanın yemyeşil ağaçlarını, bembeyaz kumsallarını masmavi denizini hatırlayacağım. Zira Malezya’daki son 1 haftamızı burada geçirdik.


İkinci gelişimizde de aynı otelde, Perhentian Island Resort’ta kaldık. Sessiz sakin plajında çocukları kumlara salıp, Cameron Highland’da denizden uzakta geçen 18 ayın acısını çıkarttık. Bu oteli seçmemdeki en büyük sebep, çocukların olmasıydı. Kum ve sakin bir deniz çocukların en sevdiği şeydir. Şapkalarını taktından ve güneş kremlerini bol bol sürdükten sonra saatlerde oyalanabilirler. Siz de kafayı dinlersiniz.


Resort diğer restoranlardan ve otellerden biraz uzak gibi görünse de yürüyerek ulaşmak mümkün. Öğlene doğru biraz sıcak olacağı için sabahtan veya akşamüstü yürüyüşe çıkmanızı tavsiye ederim. Gün baktımında şahane ışık oyunlarını yakalıyabilirsiniz. Hint okyanusunun bu kadar güzel olduğunu, mavinin ve yeşinin bu kadar fazla tonu olduğunu hiç tahmin etmiyordum.


Akşam yemeğinde otelde alkol olmadığı için bir tekneye atlayıp hemen yan taraftaki Cocohut & Cozy Chalet’e gitmenizi şiddetle öneririm. Çinli Malayların işlettiği mekan tam bizim damak zevkimize uygun bir yer. Ben de burayı yemeğe biraz düşkün hafif göbekli bir abiden öğrendim. Nerede yiyeceğimi daha önce çalışmamış isem, oranın yerlilerine sorarım. Dünyanın neresinde olursanız olun, esnafın yediği lokanta kötü olmaz.


Saat 19:00’da lokanta açılıyor, balık, kalamar, karides, yengeç ne istiyorsan seçiyorsun, hemen oracıkta tartıp fiyatını söylüyorlar, kabul edersen adisyona yazıyorlar. Önden 2 tane birer kiloluk mercan, sonra da 2 kiloya yakın jumbo karides söyledik. Kalamara pek yüz vermedik, zira lezzet bombası jumbolar burayı ziyaret etme sebebimiz.


Sonra 1-2 meze ot söyleyip siz masada biranızı yudumlarken, bizim prensesler de hemen oracıkta kömür ateşinde pişiriyorlar.


Meze olarak körü soslu ufak karides ve ot söyledik. Çin Malay mutfağı mantıksal olarak Çin mutfağına benzemesi gerekse de, yine de ufak bir Hint esintileri oluyor. Lemongras, hindistincevizi sütü ve körili karides pek de alışık olmadığımız bir lezzete sahipdi. Kötü müydü? Sümme haşa dibini sıyırdık!


Egeli olduğumuz için balık öncesi ot yemek adettendir. İzmir’de olsak zeytinyağlı limonlu cibes, radika, turp otu filan söyleriz ama burada ot diyince Uzakdoğu usulü sarımsaklı soya soslu otlar geliyor. Malezya’da bir çok ot var ama aklımda kalan en sevdiğim ot “Paku”. Denk gelirse yapıştırın gitsin, pişman olmazsınız.


Mangalda balık pişerken içime kurt düştü. Caanım mercanı ortadan ikiye kesmesin, üzerine Malay usulü acı sambal sosunu boca edip mundar etmesin diye, soluğu ızgaranın başında aldım. Tam tarif ettiğim gibi birazcık tuz karabiber atmış, biraz da lime sıkmış o kadar. Gönül isterdi ki az da zeytinyağı sürsün ama Uzakdoğu Asyanın ufak bir adasında zeytinyağı ne arar.


Mercan tazecikti, masaya geldiğinde yeni gelin gibi sırıtıyordu. Hiç sos sürdürtmediğim için Çinli garson utana sıkıla getirdi ama biz halimizden memnunuz. Sanırım tüm Malezya yaşantımın en iyi balığıydı diyebilirim.


Balıktan sonra gelelim assoliste. Malezya karides üretimi konusunda çok gelişmiş. Dolayısıyla jumbo karidesler Türkiye’ye göre hem çok bol hem de ucuz. Rica minnet karideslere de hiç sos sürdürmeden pişirttik. Yanında ayrıca getirdiği soslara usulen bir bandırdık ama pek tavsiye etmem. Ege çocuğuzu neticede, ne Trabzon usulü tereyağılı ne de Mardin usulü pul  biberli yemem. Köri soslu veya soya soslu hiç yemem. Derin dondurucudan çıkmış lezzetsiz bir karides olsa hadi neyse anlarım, ama bu güzelliklere makyaj yapmaya hiiiiç gerek yok.


Balık ve karides sonrası insanın canı bir baklava istiyor, bir helva istiyor ama Malay Çin mutfağında öyle bizdeki gibi tatlı kültürü yok. aslına bakarsanız bir Türk Kahvesi ve likör de kurtarır ama nerdeeee. Akşamüstü bakkaldan aldığımız çikolatalar imdadımıza yetişti.

Gece karanlığında yürümeye üşendiğimiz için, dönüşte tekne tuttuk. Cocohut Chaletten bizim otele zifiri karanlıkta ışıksız yaptığımız tekne turu epey adrenalin yüklüydü. Karanlık ve sessizliğin içinde giderken mis gibi deniz kokusunu ciğerlerimize doldurduk.


Perhentian adasına gelecek olanlara kesinlikle ve kesinlikle Perhentian Island Resort’u tavsiye ederim. Hele çooluk çocuk ailecek geliyorsanız hiç kaçırmayın. Sahili güzel, kalabalık değil, akşam eller havaya eğlence yok. Tam kafa dinlemelik.

Yok biraz medeniyete yakın olayım, derseniz yine büyük adada Tuna Bay Island Resort derim. Hem iskeleye yakın, hem güzel bir restoranı var, hem de etrafında bir çok dükkan, dalış merkezi ve lokanta mevcut. Tuna Bey’in Tuna Bay keyfi.


Perhentian: Malezya’daki son zamanlarımı bu adada geçirdiğim için Perhentian adasının kalbimde ayrı bir yeri vardır. Şimdi seneler sonra “Malezya” diyincede aklıma hep bu ada gelir. Genel olarak deniz sahil kumsal tatili için Türkiye’den gidenler Malezya’dan ziyade Tayland, Endonezya ve Filipinler tercih etse de, Malezya’ya gidenlere mutlaka Perhentian’ı da tavsiye ederim.



Sosyal medya hesaplarımız:
Facebook
Twitter

Instagram

Redang yazısı için lütfen tıklayın

Gittiğimiz ülkeler