5 Nisan 2017 Çarşamba

Malezya - Perhentian



Malezya’nın batısındaki adalar deniz sahil kumsalları ile meşhur değil demiştik, şimdi gelelim biraz da Malezya’nın doğusundaki adalara. Filmin sonunu baştan söylüyorum, Perhentian adası hayatımızda gördümüz en güzel plajların, denizin ve kumsalın olduğu yerdi. Bir çok yerde reklam olarak hani “bembeyaz kumsal, kristal berrak deniz” filan yazar ama gider bakarsın pek öyle değildir, Perhentian Adası hakikaten öyle bir yerdi.


Perhentian’a ulaşmak için uçakla Terengganu Havalimanına veya arabayla Kuala Besut’a gitmeniz gerekiyor. Kuala Besut’tan günde 2 kere kalkan sürat motorları ile 45 dakikada adaya varıyorsunuz. Tekne kalkmadan 1 saat önce varmakta fayda var. Biletinizi alıp kahvaltılık bir şeyler atıştırmak için kadar hemen arkadaki April Cafe’ye oturabilirsiniz.


Menüde alternatif çok fazla yok ama olanlar da sizi gayet mutlu edecek seviyede. Roti Chanai yöresel bir kahvaltı tercih edenler için birebir. Bizim katmer hamuruna benzer roti denen hamuru, körili tavuk yemeğine bandıra bandıra yiyebilirsiniz. Roti sıcacık olduğu için asla bir adet yetmeyecek, “Ustam az roti ilave çeeek” diyeceksiniz. Anne böreği gibi mübarek.


Sabah sabah “Ben körili tavuk yemem” derseniz (tavuğu yeme, suyuna bandır dedik zaten) biraz daha batı usulü olan “Kaya French Toast” tercih edebilirsiniz.


Nedir ulen bu Kaya French Toast dediğinizi duyar gibiyim. Kaya = Hindistan cevizi marmelatı, French Toast = yumurtaya bulanmış yağda kızarmış ekmek. Yanında biraz bal ve biraz da hindistan cevizi marmelatı geliyor. Sür sür ye!


Perhentian adasının sezonu mart ve ekim ayları arasında, ondan sonra muson yağmurlarından dolayı adaya ulaşım kesiliyor, oteller restoranlar kepenkleri indiriyor. Sürat motorlarında can yeleği takmak zorunlu. 45 dakika dakika sonra cenneten bir yere düşmüş gibi hisediyorsunuz. Adanın üzerindeki yemyeşil ağaçlar ve masmavi deniz sizi etkilemezse gidin bir psikoloğa görünün derim.


Küçük Ada (Perhenian Kecil) ve Büyük ada (Perhentian Besar) olmak üzere iki ada var. Küçük adada genelde sırt çantalıların kaldığı uygun fiyatlı konaklama seçenekleri mevcutken, büyük adada biraz daha üst sınıf oteller ve restoranlar var.


Bizim tekne önce büyük adadaki ana iskeleye yanaştı yolcuların büyük bir kısmı indikten sonra tekne bizim otelin olduğu iskeleye gitti.


Kaldığımız otel Perhentian Island Resort adanın en büyük ve sanırım en pahalı oteli. Tesis Müslüman Malaylara ait olduğu için alkol servisi yoktu, yemekler de Malay usulüydü. Kızgın kumlardan mis gibi denize atlayıp çıktıktan sonra insan şöyle buzzz gibi bir bira içmek istiyor ama varsın 2 gün de taze sıkılmış tropik meyve suyu içelim. Böyle bir sahilde oturup kafayı dinleyebildikten sonra, çok da problem etmedik.


Adanın içinde karayolu yok. Diğer koylara ya yürüyerek ya da taksi teknelerle gidebilirsiniz. Resortun sahilindeki taksici abinin ulaşım fiyatları şu şekilde. Yanlız bunlar kişi başı fiyatlar, 3-4 gidecekseniz pazarlık edin.


Akşam yemeğine Küçük Adaya geçip eller havaya yapacaktık, ama şansımıza yağmur yağdığı için mal gibi kaldık otelde yedik. Deniz ürünlü pilav istedim ama tam Malay usulü pişirilmiş, üzerine yumurta filan kırılmış pek sarmadı.


Perhentian Island Resort adanın en pahalı otellerinden biri. Plajı da adanın en güzel plajı, hatta iki adanın en güzel plajı. Hizmet çok parlak değil ama aileler için ideal bir yer. Diğer yerlere göre biraz izole olduğu için dışarıdan başkaları gelip plajı kullanamıyor, o yüzden de gün içerisinde kumsal sessiz sakin, sabahtan sezlong kapma stresi yok.


Adada dalış yapabileceğiniz 3-4 dalış okulu var. Tesadüfen bize en yakın olanına Turtle Bay Diver’s gittim, Harun diye bir Türk’le karşılaştım. Muhabbet muhabbeti açtı, arkadaş çıka çıka Özenç’in liseden sınıf arkadaşı çıktı.


Ertesi gün indirimli daldık tabii. Eğer dalışa meraklıysanız Perhentian’da mutlaka dalış yapın. 10-15 metre derinlikte rengarenk balıklarla en az 1 saat zaman geçirmeye hazır olun.


Ufak ada biraz daha sırt çantalılara yönelik. Kocaman bir plaj var, üzerinde onlarca ucuz konaklama seçeneği mevcut. Düşük bütçeli sırtçantalı gidenlere bu adada kalmasını öneririm. Hayatımda yediğim en değişik kalamarı burada Long Beach’de yedim. Bol zerdeçallı (turmeric), hindistan cevizi sütlü ve lemonotlu (lemongrass) kalamar beyninizdeki klişe olmuş una bulanıp kızartılmış kalamara yeni bir boyut kazandıracak lezzette.


Büyük adada uygun fiyatlı yerler de elbette mevcut. İskeleye yakın Abduls Chalet ve Tuna Bay Island Resord eli yüzü düzgün temiz yerlerdi. Buraya gelir gelmez rezervasyonunuz yoksa Tuna Bay’da bir bira açıp soluklandıktan sonra otelleri gezip sıradan yer bakabilirsiniz. Ama yine de rezervasyonlu gitmekte fayda var.


Eğer rezervasyonunuz varsa, Tuna Bay Resort’un restoranında bol bol zaman geçirip sindire sindire yemeğinizi yiyin. Benden tavsiye yumulun karidese!


Perhentian’a bir kez şirketten bir arkadaşla 2 günlüğüne gitmiştim, daha sonra ablamlar Malezya’ya ziyaretimize gelince onlarla birlikte ailecek tekrar gittik. Bakın altını çiziyorum neden Penang, Langkawi değil de Perhentian? Çünkü denizi MUH TE ŞEM.


Perhentian deyince hep adanın yemyeşil ağaçlarını, bembeyaz kumsallarını masmavi denizini hatırlayacağım. Zira Malezya’daki son 1 haftamızı burada geçirdik.


İkinci gelişimizde de aynı otelde, Perhentian Island Resort’ta kaldık. Sessiz sakin plajında çocukları kumlara salıp, Cameron Highland’da denizden uzakta geçen 18 ayın acısını çıkarttık. Bu oteli seçmemdeki en büyük sebep, çocukların olmasıydı. Kum ve sakin bir deniz çocukların en sevdiği şeydir. Şapkalarını taktından ve güneş kremlerini bol bol sürdükten sonra saatlerde oyalanabilirler. Siz de kafayı dinlersiniz.


Resort diğer restoranlardan ve otellerden biraz uzak gibi görünse de yürüyerek ulaşmak mümkün. Öğlene doğru biraz sıcak olacağı için sabahtan veya akşamüstü yürüyüşe çıkmanızı tavsiye ederim. Gün baktımında şahane ışık oyunlarını yakalıyabilirsiniz. Hint okyanusunun bu kadar güzel olduğunu, mavinin ve yeşinin bu kadar fazla tonu olduğunu hiç tahmin etmiyordum.


Akşam yemeğinde otelde alkol olmadığı için bir tekneye atlayıp hemen yan taraftaki Cocohut & Cozy Chalet’e gitmenizi şiddetle öneririm. Çinli Malayların işlettiği mekan tam bizim damak zevkimize uygun bir yer. Ben de burayı yemeğe biraz düşkün hafif göbekli bir abiden öğrendim. Nerede yiyeceğimi daha önce çalışmamış isem, oranın yerlilerine sorarım. Dünyanın neresinde olursanız olun, esnafın yediği lokanta kötü olmaz.


Saat 19:00’da lokanta açılıyor, balık, kalamar, karides, yengeç ne istiyorsan seçiyorsun, hemen oracıkta tartıp fiyatını söylüyorlar, kabul edersen adisyona yazıyorlar. Önden 2 tane birer kiloluk mercan, sonra da 2 kiloya yakın jumbo karides söyledik. Kalamara pek yüz vermedik, zira lezzet bombası jumbolar burayı ziyaret etme sebebimiz.


Sonra 1-2 meze ot söyleyip siz masada biranızı yudumlarken, bizim prensesler de hemen oracıkta kömür ateşinde pişiriyorlar.


Meze olarak körü soslu ufak karides ve ot söyledik. Çin Malay mutfağı mantıksal olarak Çin mutfağına benzemesi gerekse de, yine de ufak bir Hint esintileri oluyor. Lemongras, hindistincevizi sütü ve körili karides pek de alışık olmadığımız bir lezzete sahipdi. Kötü müydü? Sümme haşa dibini sıyırdık!


Egeli olduğumuz için balık öncesi ot yemek adettendir. İzmir’de olsak zeytinyağlı limonlu cibes, radika, turp otu filan söyleriz ama burada ot diyince Uzakdoğu usulü sarımsaklı soya soslu otlar geliyor. Malezya’da bir çok ot var ama aklımda kalan en sevdiğim ot “Paku”. Denk gelirse yapıştırın gitsin, pişman olmazsınız.


Mangalda balık pişerken içime kurt düştü. Caanım mercanı ortadan ikiye kesmesin, üzerine Malay usulü acı sambal sosunu boca edip mundar etmesin diye, soluğu ızgaranın başında aldım. Tam tarif ettiğim gibi birazcık tuz karabiber atmış, biraz da lime sıkmış o kadar. Gönül isterdi ki az da zeytinyağı sürsün ama Uzakdoğu Asyanın ufak bir adasında zeytinyağı ne arar.


Mercan tazecikti, masaya geldiğinde yeni gelin gibi sırıtıyordu. Hiç sos sürdürtmediğim için Çinli garson utana sıkıla getirdi ama biz halimizden memnunuz. Sanırım tüm Malezya yaşantımın en iyi balığıydı diyebilirim.


Balıktan sonra gelelim assoliste. Malezya karides üretimi konusunda çok gelişmiş. Dolayısıyla jumbo karidesler Türkiye’ye göre hem çok bol hem de ucuz. Rica minnet karideslere de hiç sos sürdürmeden pişirttik. Yanında ayrıca getirdiği soslara usulen bir bandırdık ama pek tavsiye etmem. Ege çocuğuzu neticede, ne Trabzon usulü tereyağılı ne de Mardin usulü pul  biberli yemem. Köri soslu veya soya soslu hiç yemem. Derin dondurucudan çıkmış lezzetsiz bir karides olsa hadi neyse anlarım, ama bu güzelliklere makyaj yapmaya hiiiiç gerek yok.


Balık ve karides sonrası insanın canı bir baklava istiyor, bir helva istiyor ama Malay Çin mutfağında öyle bizdeki gibi tatlı kültürü yok. aslına bakarsanız bir Türk Kahvesi ve likör de kurtarır ama nerdeeee. Akşamüstü bakkaldan aldığımız çikolatalar imdadımıza yetişti.

Gece karanlığında yürümeye üşendiğimiz için, dönüşte tekne tuttuk. Cocohut Chaletten bizim otele zifiri karanlıkta ışıksız yaptığımız tekne turu epey adrenalin yüklüydü. Karanlık ve sessizliğin içinde giderken mis gibi deniz kokusunu ciğerlerimize doldurduk.


Perhentian adasına gelecek olanlara kesinlikle ve kesinlikle Perhentian Island Resort’u tavsiye ederim. Hele çooluk çocuk ailecek geliyorsanız hiç kaçırmayın. Sahili güzel, kalabalık değil, akşam eller havaya eğlence yok. Tam kafa dinlemelik.

Yok biraz medeniyete yakın olayım, derseniz yine büyük adada Tuna Bay Island Resort derim. Hem iskeleye yakın, hem güzel bir restoranı var, hem de etrafında bir çok dükkan, dalış merkezi ve lokanta mevcut. Tuna Bey’in Tuna Bay keyfi.


Perhentian: Malezya’daki son zamanlarımı bu adada geçirdiğim için Perhentian adasının kalbimde ayrı bir yeri vardır. Şimdi seneler sonra “Malezya” diyincede aklıma hep bu ada gelir. Genel olarak deniz sahil kumsal tatili için Türkiye’den gidenler Malezya’dan ziyade Tayland, Endonezya ve Filipinler tercih etse de, Malezya’ya gidenlere mutlaka Perhentian’ı da tavsiye ederim.



Sosyal medya hesaplarımız:
Facebook
Twitter

Instagram

Redang yazısı için lütfen tıklayın

1 yorum:

eliza bennet dedi ki...

Perhentian gerçekten anlatıldığı gibi güzelmiş, yazı süper olmuş o karidesleri uzanıp alasım geldi fotoğraftan.

Gittiğimiz ülkeler