12 Nisan 2017 Çarşamba

Malezya - Redang

Redang adası Perhentian’a 30 km uzaklıkta, yine Malezya yarımadasının doğusunda yer alan cenneten köşe diyebileceğim bir başka ada. En az Perhentian kadar güzel sahillere ve denize sahip. Hani Perhentian yazısında  “Hayatımda gördüğüm en güzel sahiller...” diyordum da, Redang’ı gördükten sonra aklım karıştı.


Perhentian adasından Redang Adasına geçmek için 2 seçenek var. İlki Perhentian’dan Kuala Besut’a teknekye geri dönüp, sonra taksiyle Merang veya Kuala Terangganu’ya kadar gitmek ve oradan tekrar tekneyle adaya ulaşmak, ya da biraz fantazi seviyorsanız direk Perhentian’dan Redang’a tekne ayarlayıp 1 saat açık denizde gitmek.


Var mı yahu böyle bir zevk. 4 yetişkin 4 çocuk olunca bastık parayı Perhentian’dan hızlı tekneyi kapattık. Direk bizim kaldığımız otelin kumsalından bindik, diğer adada gideceğimiz otelin olduğu kumsala yanaştık.

Adanın olayı dalış ve snorkel ama bence hiç dalış için para vermeye 20 metreye dalmaya gerek yok, bizim otelin önünde 3 metrede yüzlerce tropik balık, karides, vatoz görebiliyorsunuz. Su sıcaklığı zaten 27 derece ne dalış kıyafetine gerek var ne de tüpe.


Adada farklı farklı kategorilerde 10-15 adet resort var. Biz Redang Bay Otelde kaldık, tavsiye ederim. Adanın Perhentian’a göre farklı bir konsepti var. 2 gece 3 gün veya 3 gece 4 günlük paket alıyorsunuz. Pakete konaklama, yemek (Alkol hariç), snorkel turu, tekneyle ana karaya geliş gidiş dahil.

Denize 50-60 metre uzaklıkta farklı ebatlarda bungalovlar var, hoş güzel temiz. Hatta evlerin ortasında da kocaman bir havuz var. Yahu dünyanın en güzel denizinin yanındasın ve havuz yapıyorsun, anlaşılacak gibi değil.


Otel fiyatına sabah öğlen ve akşam yemekleri dahil olduğu için, özellikle sabah kahvaltıları “Lise yemekhanesi” formatında geçiyor.


Çinlilerin kahvaltısı malum, domates peynir yumurta şeklinde değil. Abiler genelde 3 öğün sıcak yemek yemeyi seviyorlar. Sabah sabah kızarmış makarna, çorba veya bun ile yapılıyor. Hayatınızda bun yemişmiydiniz hiç?


Makarnayı biliyorsunuz da nedir bu bun? Bir çeşit hamurişi. Akşam yemeklerinin yanında da sadesi gelir. Sabah kahvaltılarında ise biraz aromalı olanlar gelir. Buğday unu, su, şeker ve maya ile yapılan hamurun içerisine, lotus, kırmızı fasulye, kaya (hindistan cevizi marmelatı) gibi farklı şeyler koyuyorlar.


Çocukken çokoprens yerdik ya, aynı ona benziyor. Onun dışında bisküvi içerisinde da marşmellow gibi bir krema vardı. Bunda da dışı hamur, içinde marmelat gibi bir şey var.


Üzerine reçel sürülmüş ekmeğin hazır hali. Buharda pişiriliyor, çok tatlı değil. Çayla birlikte gayet güzel gidiyor. Çocuklar çok sevdi diyebilirim.


Kahvaltı için bir başka alternatif de porridge dedikleri bulamaç gibi bir çorba. Çin yazısında bahsetmiştim , beyaz pirinç lapasından yapılan tadı tuzu pek olmayan ama doyurucu bir bulamaç. Bu da daha çok bebeklerin seveceği mama gibi bir şey.


Ama üzerine kurutulmuş soğan, kurutulmuş sarımsak ve taze soğan gibi levazımatlar ekleyince aroması değişiyor ilginç bir yemek haline gelebiliyor.


Tuz niyetine soya sosu ve ayrıca karabiber de ekleyebilirsiniz. Ama burada olayı kopartan kurutulmuş sarımsak ve taze soğan. Aslında bunun üzerine bol tereyağı eritip Antep biber çalçası yakıp ekleyeceksin, Çinliler parmaklarını yer.


Gelelim en güzel yanına! Bizdeki çorbalara ekmek bandırılır, bu porridge denen çorbamsı bulamaca ise bizim pişiye benzer bir hamur bandırılıyor. Kızartıldığı için dışı çıtır, içi yumuşak hamur bizim bulamacın çehresini değiştirmeye yetiyor. Kuru sarımsağıydı, taze soğanıydı derken epey bir makyaj yaptıktan sonra şahane bir görüntüye kavuştu.


Kahvaltıdan sonra saat 9 dedin mi adadaki misafirlerin %90’ı büyük teknelere doluşup şnorkel turuna götürülüyor. Biz erkekler olarak gittik, kızlar bomboş sahilin tadını çıkarttı. Gittiğimiz yer adanın açıklarında ufak bir ada. 

Herhangi bir yerleşim yeri olmadığı için deniz pırıl pırıl ve su akvaryum gibi. Vatozundan papağan balığına, kutu balığından, melek balığına kadar rengarenk balıkları 5 metrelik suda görebiliyorsunuz. Benim ise en çok yeşil benekli ve turuncu lagoslar ilgimi çekti.


Aslına bakarsanız 3 gün üstüste hiç bu hengameye girip 100 kişi tekneyle doluşup askeri düzen şnorkel turuna katılmaya gerek yok. Su sıcaklığı 25 derece olduğu için 2 saat sudan çıkmadığımızdan, otelin önündeki kumsalda bile benzer balıkları görebiliyorsunuz.


Adanın Perhentin’a göre bir farkı daha, adadaki müşterilerin bir çoğu Çinli. Çinden gelenler de var ama Malay Çinlisi ağırlıkta. Otelde verilen yemekler de daha çok Çin usulü.


Öğlen yemekleri de otelde ücretsiz. Genelde dana, tavuk, ördek, deniz ürünleri gibi etleri tavada çevirip bildiğimiz Çin usulü sulu yemek yapıyorlar. Yanında ekmek niyetine verilen pilavla birlikte yiyorsunuz.

Ördek görünce hemen değişik bir lezzet diye atladık ama, Çinde yediğimiz löp Pekin ördeği değildi elbette. Hafif Malay ve Hint esintileri var. Bir yandan sambal sos, bir yandan köri yapraklarıyla zenginleştirmişler. Yöresel farklı bir lezzet isteyenlerin affetmeyeceği bir yemek.


Deniz ürünleri Malezya’da çok yaygın. 6 tarafı denizle çevrili ülkede ahtapot dışında her türlü deniz hayvanını bulmak mümkün. Öyle ki jumbo karidesin fiyatı dana kıymadan daha ucuz (Dana eti Avustralya’dan, kuzu eti Yeni Zelanda’dan geliyor). Hal böyle olunca ananaslı, domatesli, karidesli balıklı yemeği laaap diye ortaya koyuyorlar isteyen istediği kadar yiyor. Bizde bir otelde açık büfede ananaslı balık koysan olsa herhalde 10 dakikada dibini süpürürler.


Malezya’da hem Malay restoranların da hem de Çin restoranlarında mutlaka tabağa önce bol sade (yağsız, tuzsuz, buharda pişmiş) pirinç pilavı alınıyor. Üzerine de çeşit çeşit yemeklerden koyuyorsun. Mesela bu tabakta hem balık, hem tavuk, hem de ördek eti var. Yemekler biraz baharatlı ve acı, o yüzden alttaki pilav regülatör görevi görüyor.


Bir de adını bilmediğim yeşil sebzeler var ki işte bunlar yaz tatillerinde sıcaktan bunalmışken vücudun su dengesini koruyor. Izgara et veya körili ördekten daha ferahlatıcı olduğu kesin. Pilav doymak için, karides lezzet için, yeşil sebzeler de sağlık için.


Bu bitkileri taze taze tüketmek gerekir. Yemeklerde ise otun tadını ve rengini değiştireceğinden salça ve domates tercih edilmez. Baharatlarda da kullanım oldukça kısıtlıdır, kekik kimyon Çinlide ne arar? Azıcık soya sosu ve sarımsak yeterlidir.

Açık büfede genelde 2-3 çeşit meyve oluyor. Bizdeki gibi karpuz burada da olmazsa olmaz, ama şansımıza o gün açık büfede bizim eeeeennnn sevdiğimiz meyve olan Jackfruit vardı. Uzak Doğu seyahatlerinizde bulursanız affetmeyeceğiniz, kütür kütür sulu, ısınca haşırt diye ses çıkaran, sanırım en sevdiğim meyvelerden biri. Yanlız elle yerken parmaklarınız yapış yapış oluyor tiksinmezseniz sorun yok.


Öğlen yemekten sonra tüm akşamüstü sizin. İster bungalovunda otur kitabını oku, ister lobiye çık denize nazır biranı iç, istersen de çık kumsalda boş boş otur denize gir. Malezya’nın en sevdiğim yanı hava sıcaklığının hep 25-35 derece arası olmasıydı. Bodrum’daki sahilde öğlen 14:00’te şezlongda oturamama gibi bir sorun yok.

Akşamüstleri kumsalda voleybol veya futbol oynayan ergenler var, onun dışında yine cıptıs cıptıs beach party filan yok. Herkes sessiz sakin bir şekilde tatilini yapıyor, dinleniyor. Gösteriş yapmak yok, lahmacuna 50 TL vermek yok!

Çok öyle izole ufak bir ada değil. Her biri farklı bütçelere göre yanyana 10-15 kadar otel var. Sezlong kapma yarışı yok, zira kumsalı plastik şezlong ve şemsiye ile kapatmamışlar. Sen gidip havlunu serip istediğin yere yatıyorsun. Bizde bebek var diye otelden rica ettik, saolsunlar 2 şezlong 1 şemsiye ayarladılar.

Redang Bay’de ilk akşam yemeğinden pek de memnun kalmadık. Yine yemekhane havasında, aynı anda 15 kişi açık büfeden yemek alıyor. Açık büfe hoş güzel ama yemek kalitesi için çok da başarılıydı diyemeyeceğim.


Malezya’da yediğim bu kaçıncı kötü dana etiydi unuttum. Tamam harikalar yaratmalarını beklemiyorum, dinazor eti pişirir gibi de dana pişirilmezki birader.


Makarna, ızgara tavuk ve ızgara kemikli dana eti ile idare ettik. Sanırım öğleden sonra yaptığımız patates kızartması ve bira keyfinden dolayı çok da şikayetçi olmadık. Diğer resortlarda belki yemekler daha güzel olabilir, araştırın derim.

Yanlız bir ara garsonun elinde jumbo karides tepsisi görünce “Hooop” dedim ablacım, yanaş hele! Meğer öğlen yemeğinden sonra garsona akşam yemeğinde karides istiyorum diye özel sipariş veriyormuşssun, senin için akşama hazırlıyorlar. Fiyatını hatırlamıyorum ama akşam yemeğine dahil değil, ekstraymış.


Ya ablacım, 4-5 tane getir tadına bakalım filan dedik ama pek oralı olmadı. Ben de dayanamadım “Niiiihaaauuu” diye mutfağa daldım. Ustacım, kolay gelsin diyip kendimi acındırarak, öğlen sipariş vermemiz gerektiğini bilmediğimi, daha ilk günümüz olduğunu, karidesi çok sevdiğimizi, hanımın hamile olduğunu ve aş erdiğini (kuyruklu yalan) filan söyleyip sevgisini kazandım. Şansımıza iptal eden bir masa varmış, onunkileri bana verebileceğini söyledi.


Bakın arkadaşlar bu lokanta işleri hep böyledir. Garson getir götürden sorumludur, planının programının dışında bir şey istersen pek yardımcı olamayabilir. Türkiye’deki “Ben ayarlarım abi” mantığı Uzakdoğuda kesinlikle yoktur. Lokantalarda şef bir numaradır. Uçakta pilot, gemide kaptan, lokantada şef! Onların kalbini kazanırsanız, o mutfaktan yiyemeyeceğiniz yemek yoktur. Wang ustam saolsun 8 parçalık karides tabağı hazırladı gönderdi.


Bir anda keyfimiz yerine geldi, beyin adrenalin ve endorfin salgılamaya başladı, mutluluktan uçacak kıvama geldik. Karideslerin de maşallahı var, öyle uyduruk jumbo filan değil, jumbonun da babası.


Soyduktan sonra löp eti bile benim parmaklarımdan daha kalın ve daha uzun. Kabuklarıyla birlikte yağda kızartıldığı için sarımsaklı tereyağına filan da gerek kalmamış. Muz gibi kabuklarını soy ye!


Ama yine de sarımsaklı tereyağı istediğinizde verdikleri “Yok” yanıtından çok, Çinli garsonun yüzlerindeki o şaşırmış ifade görülmeye değer, çünkü turizmlerinin bu denli canlı olduğu günümüzde bile adeta bir vejeteryan lokantasında biftek sipariş etmişsiniz gibi hayret ve kınama dolu gözlerle bakıyorlar.

Yemek sonrası artık zevkten 4 köşe olduktan sonra bambaşka bir meyveyi deneyimledik. Hastasıyım bu “Deneyimledik” lafının. Son zamanlarda sosyal medyada çok bir moda. Sen yemek bloggerısın! Löplettik de, gömdük de, dibine vurduk de! Deneyimledik ne lan?


Neyse bu guava denen arkadaş bizim deveci armutuyla ayva arası bir şey. Sert sulu kütür kütür, ısırınca şanslıysanız suyu akıyor, bazıları ise ayva gibi kuru. Ame her nedense Malazya’da bu guava löplöp yenmiyor. Yıldız anason, tuz ve şekeri karıştırıp toz haline getiriyorlar ve buna bandıra bandıra yiyorlar. Derdimiz, yöresel lezzetleri keşfetmek değil mi? Bandırdık biz de tabii.

İkinci gün açık büfe yemeğe hiç bulaşmadan tekrardan karidese yüklendik. Zaten öğlen yemeği, akşamüstü birası derken kumsalda muhallebi gibi olmuşuz. Akşam akşam hiç kızarmış makarna veya pirinç yiyecek halimiz yok.


Yanlız bu sefere karides için boş değiliz, tedarikli geldik. Taaa Yunanistandan Malezyalara taşıdığımız uzoyu açıp karideşin yanına eşlikçi yaptık. Uzun zaman yurt dışında yaşayınca insan özlüyor valla. Yıllar önce Tayland’da “Sea Food Market”’te rakı içen Türkleri görünce, içimden “Allahın ayıları” demiştim. Eğer o arkadaşlar uzun zamandır Tayland’da yaşıyorlardıysa sözlerimi geri alıyorum. Yok eğer 3-4 günlüğüne tatile geldilerse ve yine rakı içtilerse dediklerim aynen geçerlidir.


Demem odur ki, uzo, peynir, karpuz ve karides ile o akşam hafif bir meyhane havası yaşadık. Son zamanlarda yediğim en lezzetli en keyifli yemeklerden biriydi. Hem ablamlarla seneler sonra birlikte yemek yediğimiz için hem de Malezya’da Türkçe muhabbet edip rakı keyfi yaşadığımız için.


Redang adasından Kuala Lumpur’a Firefly ile, aşırı kalabalık KLIA’ye değil de oranın Sabiha Gökçeni sayılacak Subang havalimanına uçtuk. Sizlere tavsiyem, Malezya içinde seyahat ediyorsanız, sırf kalabalık havalimanı hengamesinden uzak durmak için özellikle Air Asia’nun uçtuğu KLIA2’yi değil Subang Havalimanını kullanın. Firefly genelde pırpırlı uçaklar ile uçuyor ama neticede tekrar geri konuyor.


Redang: Bu adayı da Perhentian gibi aşırı şiddetle tavsiye ederim. Mevsimin kötü olduğu sezonlar gerçekten çok kötü, zaten o zaman da adaya erişim yok. Ama onun dışında cillop gibi deniz, misler gibi hava var. Filipinlerdeki gibi ani süprizlerle karşılaşmazsınız. Kristal berraklığındaki sular ve sonsuzluğa uzanan süt beyazı kumlar, Redang’ı dünyanın en nefes kesici ada rotasyonlarından biri yapıyor.

Sosyal medya hesaplarımız;

Kuala Lumpur yazısı için lütfen tıklayın


1 yorum:

eliza bennet dedi ki...

Ben ikna oldum. Deniz çok güzel görünüyor.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 59 ülke (26.2%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World