3 Temmuz 2017 Pazartesi

Malezya - Kuala Lumpur Çin Yemekleri

Bir önceki yazıda Kuala Lumpur hakkında genel bilgi vermiş, şehirde ne kafar farklı yemek kültürnün olduğundan bahsetmiştim. Bu yazısa ise genel olarak benim daha çok sevdiğim Çin yemeklerinden bahsedeceğiz.

Malezya’ya gittikten 3-4 hafta sonra, daha önceden löplöpçülerin takipçisi olan bir çift Malezya’ya taşındığımı görünce hemen benimle irtibata geçtiler. Kuala Lumpur’a ilk gidişimde onlarla buluştum. Uzun zamandır Kuala Lumpur’da (kısaca KL) yaşayan Barış ve Aysu benim Malezya’daki ilk arkadaşlarım olmuşlardı. İlk buluşmamızda KL’da sokak lezzetlerinin bir numaralı adresi olan Jalan Alor’a götürdüler, yedirdiler içirdiler üstüne elimi cüzdanıma götürmeme de izin vermemişlerdi.


Hatta akşam gezmesi sonrası onlarda kalıp Aysu’nun taze lime ve fesleğen takviyeli sodası ile mideleri rahatlatmıştık. Daha yeni Türkiye’den taşınmışım, eşimden çocuklarımdan uzaktayım, gurbet ellerde ilk defa tanıştığım kişilerle 10 yıllık dostmuş gibi muhabbet etmek unutamadığım bir anıdır.

Jalon Alor her sokak lezzeti meraklısının Kuala Lumpur’da ilk gitmesi gereken yer. Genelde Çin yemekleri ağırlıklı ama kurbağadan tut, vatoza kadar bir çok eti hemen oracıkta mangalda ızgara edip sıcak sıcak sunuyorlar. Ama efendi gibi jumbo karides ızgara veya karabiberli yengeç gibi klasik Malay Çin mutfağına da giriş yapabilirsiniz.

KL’de Çin yemekleri diyince elbette Çin mahallesinden (Petaling Street) başlamak lazım. China Town sadece taklit saatler ve çantaların, plastik oyuncakların olduğu bir yer, yani kalite düşük olduğu için alışveriş için gereksiz yani. Hemen karşındaki Central Market’e gidip bir nebze daha kaliteli şeyler almanızı öneririm. Amma velakin yemek içmek için burası bir cennet.


Kim Soya Bean’da (49, Jalan Petaling) soğuk soğuk soya sütü içerek tura başlayabilirsiniz. Benden başka pek batılı olmadığı için, resim çekip ilgi göstermem, sırada olan Çinli amcalardan birinin epey hoşuna gitti. Bana özellikle “Tau Fu Fa” yememi tavsiye etti. Ben altta kalırmıyım?!?! “Amcacım dedim ben Cameron Highland’da yaşıyorum, bu Tau Fu Fa’nın kralı Ipoh’da “Funny Mountan’da yenir” diyince amcanın bir hoşuna gitti bir hoşuna gitti anlatamam.

Kim Soya Bean’in hemen yan tarafında tabelası olmayan bu amcayı göreceksiniz. İngilizce konuşmayı pek sevmez ama dediğinizi anlar. Zaten pek anlaşmaya da gerek yok, adam sadece bir şey satıyor, onu da çok özene bezene yapıyor.


Bu amcamız kömür ateşinde hamur işi bir şey yapar. İsmini hatırlayamıyorum??. Önce şeker sonra da yanmış süt kaymağına benzer bir şey ekler. Bana direk Hatay’daki kömür ateşinde künefe yapan Yusuf Usta anımsattı.


Özellikle Çin yemeklerine karşı biraz mesafeliyseniz, gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Bir nevi tatlı hamur işi. Sırf kömür ateşinde pişmesinin hatırına denemeniz lazım.


Eğer ısınma turları bittiyse, yavaştan çıtayı yükseltebiliriz. Seng Kee Restaurantı (50, Jalan Sultan) foursquareden buldum. Sırf Varuna Cafe’nin sahibi Murat abi daha önce burada chekin yapmış diye gittim yedim.


Bu arkadaşın adı “Lou Shu Fun”. Makarna haşlanıp güvece diziliyor, üzerine kıyma, taze soğan ve yumurta konup veriyorlar alttan coşkuyu. Elbette bir beyran değil ama Çin mahallesinden 3-4 kere uğradığım ender mekanlardan biridir.


Buraya gelmişken taze sıkılmış “Sali” için! Ne olduğunu bilmediğim armutla elma arası bir lezzete sahip ama ceviz boyutlarında bir meyve. Elbette Coca Cola içecek değildik, buyrun yerel lezzete.


China Town’un tam ortasında Tang City Food Court var. Koca bir hanın içinde 20-30 farklı büfede yüzlerce çeşit yemeğin tadına bakabilirsiniz. İster Malay yemeği, ister Hint yemeği ne ararsanız var ama ağırlık Çin yemeklerinde.


Yemekle beraber taze sıkılmış meyve suyu isterseniz hemen köşedeki dükkandan istediğiniz lycee, kavun (honeydew), ananas, guava, longuan, kivi gibi meyveleri hemen oracıkda sıkıp veriyorlar. Yanlız Malezya’da kötü bir uygulama var ki o da meyve sularına size sormadan şerbet (şekerli su) ilave ediyorlar, sonra da üzerine basıyorlar buzu. Size önerim “buzsuz ve şerbetsiz olsun” diye baştan belirtin. Tam dolu olarak aldığınız bardaktaki meyve suyu çok sıcak gelirse, sonra ilaveten 2 parça buz isteyin.


Ben genelde Sali içerim, Özenç ve Tuna’nın favori içeceği ise hindistan cevizi. Misler gibi buzdolabında soğutulmuş hindistan cevizinin kabuğunu üstten açıyorlar ve bir pipet batırıp veriyorlar. Afiyetle suyunu içtikten sonra bir kaşık yardımıyla içini da yiyebiliyor, hatta abartıp elle dalıp kemirebilirsiniz.


Bizim nasıl salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerimiz varsa, Malay Çinlilerinin de buna benzer “Jerky” denen etleri var. Sokaklara yayılan kokusu size yol gösterecektir.


Muar Yuen Chen Siang’da acılı ve acısız olmak üzere farklı çeşitleri olan bu etleri seven çok sever, sevmeyen de nefret  eder öyle bir şey. Kokusu biraz ağır olmakla birlikte lezzet epey kuvvetli. Buz gibi Tiger birayla şahane gidiyor.


Çin mahallesinde sokak aralarında kestane görürseniz affetmeyin. Bizim bildiğimiz kestanenin aynısı, ve gayet güzel.


Tek farkı bizdeki gibi mangalda pişirilmiyor. Kahve çekirdeği dolu bir kabın içinde alttan yanan alev ile pişiyor. Sıcaktan kavrulmuş kahveler burada kömür muamelesi yapıyor ve kestaneler ile direk temas ederek pişiriliyor. Aman diyeyim kahve çekirdeklerine dokunayım demeyin, çok sıcak.


Kuala Lumpur’da hava sıcak ve nemli olduğu için dehidrasyona dikkat etmek şart, suyunuzu aman diyeyim ihmal etmeyin. Musluk suyunu tavsiye etmem, kapalı şişe alın. Özellikle tavsiye ederim tropik meyvecileri görürseniz asla affetmeyin ve en az 4-5 çeşit meyveden 10 dakika doyasıya yiyin. Rambutan, mangosten, lychee ve mango gibi meyveleri Türkiye’de bu fiyata bulmanız imkansız.


Yanlız meyveleri alırken gözünüzle değil, burnunuzla seçin. İstediğin kadar büyük ve güzel renkli olsun, aldığınız mangonun tadı hıyar gibi olduktan sonra neye yarar. Aldığınız meyvaların tipi varsın çarpık çurpuk olsun, ama en önemlisi meyve gibi koksun.

Haftasonları Kuala Lumpur’a geldiğimzde her daim ilk durağım Petaling Street girişinin tam karşısında yer alan Lai Fong Beef Noodle olur. Bana göre Kuala Lumpur’un en baba kahvaltıcısı, en baba çorbacısı belki de en baba lokantasıdır. Çin mahallesinin içinde dandik bir yerde yiyeceğinize kesinlikle gelin burada yiyin.


Hani Antepliler için Beyran neyse, Kuala Lumpur’daki Çinliler için Beef Noodle Soup da odur. Tezgahın başında iki kişi arı gibi çalışır, siparişleri özene bezelene hazırlarlar.


Haşlanmış löp et, ince kıyılmış çiğ et, işkembe, paça, köfte gibi farklı farklı 4-5 çeşit et, ayrıca bir iki sos ve sarımsak olduğu için oldukça karmaşık bir çorba. Dolayısıyla adam çorbayı hazırlarken tezgah başına gelip bir göz atmakta fayda var. En azından normal prosedürü gördükten sonra “benimkine bunu koy, şunu koyma” gibi önceden uyarabilirsiniz.


Ben genelde önceden haşlanmış löp dana eti ve ince kıyım çiğ dana eti koyduruyorum. İşkembe çorbasını severim ama Kuala Lumpur’daki beef noodle soup keyfimi fanzeyi çevirmeye gerek yok.


Çiğ et dediysem yanlış anlaşılmasın. Önce kaynar suya daldırılıp süzülen makarnalar tabağa konduktan sonra, istenilen etler makarnanın üzerine ilave ediliyor, ondan sonra üzerine 8 saat haşlanmış kemik suyu boca ediliyor. Kaynar suyu gören ince kıyım et hemencicik pişiyor, ve afiyetle yenmeye hazır (Bakınız Vietnam pho yazısı)


Masalarda tuz karabiber filan yok. Tuz yerine soya sosu, karabiber niyetine de acı sos geliyor. Hatta soya sosunun içine de süs biberi kıyıldığı için o da epey acı. Yanlız bu soslar çorbanın içine konmuyor.


Kaşık kaşık çorbanın suyunu içiyorsunuz, sonra da çubuklarla da çorbanın içinden aldığınız etleri soya sosuna veya acı sosa batırıp yiyorsunuz. Üzerine tekrardan kaşık kaşık çorba içiliyor.


Lai Fong’da sadece beef noodle soup yok. İsterseniz tavuklu, karidesli çorba yapan ayrı bir tezgah daha var. Ama bunun kralini Ipoh’da (Bakınız Ipohyazısı) yediğimiz için genelde ben pek bulaşmıyorum ama Özenç bunun hastası, zira tabak tam anlamıyla görsel bir sanat eseri.


Lai Fong’u Kuala Lumpur’a giden tüm arkadaşalara tavsiye ederim. Yanlız içeride menü yok, garsonlar da pek ingilizce konuşmuyorlar. Tezgah başındaki abimiz işini çok başarılı yapsa da biraz agrasif, fazla yüzgöz olmamak lazım. Efendice içeri girin boş bulduğunuz herhangi bir sandalyeye oturun (başkasının masasına da oturabilirsiniz). Garson sipariş almaya geldiğinde ya yan masada oturan adamın yediğini işaret edip “Aha bundan istiyorum’’ diyin ya da tezgah başına gidip “bunu bunu bunu istiyorum” diye garsona belirtin. Ufak kase 7 RM, kocaman kaseler 8 RM, asla affedilmemesi gereken tüm Malezya’daki benim en sevdiğim yer.

Lai Fong’un tam karşısında buraya çok benzer bir yer daha var, Shin Kee. Hani Türkiye’de çok meşhur bir lokantanın ustası seneler sonra ayrılır dükkanın karşısına kendi yerini açar ya, burası da öyle bir yer sanki.


Ama Shin Kee biraz daha temiz ufak derli toplu bir yer diyebilirim. Beef Noodle Soup hazırlama prosedürü burada da aynı. Önce makarnanızı seçiyorsunuz. Benim tercihim her zaman yassı pirinç makarnası oluyor. Kimisi yine pirinçten yapılan ince makarnayı seçerken, kimisi de buğdaydan yapılan bildiğimiz Çin makarnasını tercih ediyor.


Makarnalar 2-3 dakika kaynayan et suyuna özel bir süzgeç vasıtasıyla batırılıp ısıtılıyor. Üzerine et, işkembe köfte ne istiyorsanız onlar da yine et suyuna daldırmak suretiyle ısıtılıyor. Normalde porsiyon 7 RM, eti bol olsun isterseniz 9 RM. Üstüne de saatlerce haşlanmış et suyu. Zaten bu et suyu da neyin içine girse lezzetli olur yani.


Özenle hazırlanan makarnaları seyretmek büyük keyif. Fakat her nedense burada da nur yüzlü teyzemin pek sesi soluğu çıkmasa da, oğlunun pek misafirperver ve güleryüzlü olduğunu söyleyemeyeceğim. Çok fazla soru sorduğunuzda agresifleşebiliyor.


Neticede biz herhangi bir zerafet veya bir ihtişam beklemiyoruz, bizim olayımız lezzeti yakalamak. İşini hakkıyla yaptıkları için ve gerçekten çok lezzetli bir çorba yaptıkları için Shin Kee’yi de en az Lai Fong kadar severim.


İşin güzel tarafı 8-9 saat haşlanan kemik suyunda yapılan bu çorbada hem sizin bağışıklık sisteminiz için çok faydalı hem de içtikten sonra gün boyu kolay kolay acıkmıyorsunuz. Çorbanın suyundan 2 kaiık aldıktan sonra etin tadına baktım, et demeye bin şahit gerek! Lokum lokum!


Bir seferinde çok aç olduğum için iki tane ufak kase içmiştim. Bu vesile ile hem işkembe hem de köftesinden koydurdum ama damağımda pek öyle ahım şahım bir iz bırakmadı. Shin Kee için Kuala Lumpur’da kesinlikle gidin diyeceğim, ikinci lokantadır.


Çin mahallesi dışında hiç Çin yemeği olmaz demeyin. Şehrin her yerinde Çin yemekleri bulmak mümkün. Sek Yuen Restoran özellikle ördeği ile meşhur 70 yıllık restoran.


Ördekten başka yengeç, domuz, tofu, tavuk gibi yemekler de var ama buraya insanlar genelde Pekin ördeği yemek için geliyorlar. Pekin ördeği ile ilk kez New York’ta (Bakınız ChinaTown yazısı) tanışmıştım. Daha sonra yolum Pekin’e düştüğünde tekrar yerinde yeme fırsatım olmuştu (Bakınız Çin yazısı). Yanlız Pekin’de 30 USD verdiğimiz ördeğin aynısını Kuala Lumpur’da 10 USD’ye yiyebilirsiniz.


Pekin ördeğinin olayı bütün olarak olarak pişirilmesi, piştikten sonra etrafına sürülen şekerli sudan dolayı derisinin karamelize olması, son demlerinde ise aleve iyice yaklaştırılarak ördeğin yüzeyinde kıtır bir yüzey elde edilmesi.


Ördek eti gayet lezzetlidir, ama eti ve derisi arasındaki yağ biraz kalın olduğu için alışkın olmayanları biraz rahatsız edebilir. O yüzden bu yağı mümkün olduğunca karamelize edip kıtırlaştırmak gerekiyor ki daha sonra isteyen kıtır kıtır deriyi afiyetle yiyebilsin. “Ay ben diyetteyim” diyenler ördek etine pek bulaşmasın, yada iyice derisi yağı alınmış dımdızlak kalmış etini yesin.


Ördek etini tavuk etine tercih eder oldum. Hem İpoh’da (Restoran Sun Yeong Wai) hem de Kuala Lumpur’da (Bu yazıda bahsettiğim Sek Yuen Restaurant) birer tane restoran belledim, ayda bir buraya gelip ördek yemek bana hep keyif vermiştir. “İyi löpletirim” diyen her vatandaşın mutlaka denemesi gereken bir şey. Yazın kenara, Sek Yuen! her gidenin kalkmadan once mutlaka Pekin ördeğinin tadına baktığı mekan.

Yok illa tavuk yemek istiyorum derseniz Restoran Mei Sin derim. Çin lokantaları ile aram her daim çok iyi olmuştur. Eskiden İstanbul’da nohutlu pilav üstüne tiftiklenmiş tavuk yerdik, Kuala Lumpur’da ise Dry Chicken Kuey Teow yemeye başladım. Yani Türkçesi pirinçten elde edilen yassı makarnanın üserine dilimlenmiş tavuk. Hani o Ipoh’da ayıla bayıla yediğim çorba şeklindeki Kuey Teow’un kuru hali.


Önce makarnalar tavuk suyunda haşlanıyor, üzerine haşlanmış tavuk konuyor, üzerine de taze soğan, kızartılmış sarımsak, soya sosu gibi takviyeler geliyor. Her ne kadar tavuğun göğüs etini pek tercih etmesem de bu tabak Kuala Lumpur’da çoooook severek yediğim yemeklerden biri. Hem multi lezzetli hem de fiyatı acaip ucuz. Öğleden sonra 3’te tavuk bitince dükkan kapanıyor, öyle bir yer.


Dükkandan hemen çıkınca sokakta tezgahda (Imbi Kuih Bakul) bizim lokmaya benzer bir hamur işi yapan bir amca göreceksiniz. İngilizce konuşmaz ama zaten adam zaten sadece bir şey satıyor Fried Nien Gou, affetmeyin.

Bir önceki Kuala Lumpur yazısında bahsetmiştim bu şehirde hem kapısı bacası olan lokantalar hem de seyyar lokantalar bulunuyor diye. Hava sıcak olduğu için bu seyyar lokantalar genelde akşamsüsleri kuruluyor ve sadece akşam yemeği servisi yapıp, sonra dükkanı kapatıp gidiyor. Keong Kee Herbal Soup bu mobil lokantalardan en sevdiklerimin başında geliyor. Zira hem çok ucuz (dükkan kirası yok) hem de çok lezzetli. Sirkülasyon o kadar fazla ki özellikle Pazar günleri plastik sandalyelerde oturmak için millet sıra bekliyor.


Adı herbal soup olsa da sadece çorba yok, bildiğiniz yemekler de var. Ama bildiğiniz derken ne kadar bildiğiminden de tam emin değilim. Millet höpür höpür bir şeyler yiyor ama dana etimidir, hayvanın neresidir bilmem. Masasına oturduğum insanların önündeki tabakları süzüp, ne yediklerine baktıktan sonra, ne yiyorlarsa ben de ondan söyledim. Zaten porsiyonlar çok büyük de değil, tadımlık. “Wild boar curry” demişlerdi ama ne olduğunu anlamamıştım, eve dönünce gidip baktım körili yaban domuzuymuş.


Her ne kadar Kuala Lumpur sıcak ve nemli olsa da her yerde klima çalıştığı için bir sıcak bir soğuk derken hasta olma ihtimaliniz çok fazla. Bu yüzden saatlerce kaynamış et suyu veya tavuk suyu ile hazırlanan çorbalardan içmek hem bünyenizi güçlendiriyor hem de çok farklı lezzetleri deneyimliyorsunuz. (Hastasıyım bu kelimenin)


O ufak iki yemekten sonra üzerine sıradan çorbalardan söyledim. Ne adını biliyorum ne de içeriğini. Butlara bakılırsa zannımca bıldırcın gibi bir kuştan yapılıyor.


İkinci çorbanın içinde bol bol zencefil ve ginseng gibi çok sağlıklı olduğunu düşündüğüm kök bitkiler var. Hani “portakal kabuğu acısı” diye bir şey vardır ya, öyle bir acılık vardı çorbada.


Ginseng Soup denen bu çorbayı çok fazla sevdiğimi söyleyemiyeceğim, ama sırf bağışıklık sistemini güçlendirir diye bitirdim. İçinde et yok, bol bol kök bikti var.


Son olarak ağzımın tadını düzeltsin diye tavuklu çorba söyledim. Kısmetimize en güzeli buymuş. Hem tadı damağıma daha uygun hem de içinde et var. Çinli abiler yemeklerin içine kemikli et koymayı çok seviyorlar. Hatta kemikleri kırıp koyunca yemeğe çok daha fazla lezzet verdiğini düşünüyorlar.


Keong Kee Herbal Soup bence Kuala Lumpur seyahatinde denenmesi gereken en ilginç seyyar lokantalardan biri. Porsiyonlar küçük, yemekler lezzetli ve çok ucuz. Bir oturuşta benim gibi 4-5 farklı çeşidin tadına bakabilirsiniz. Hele 3 kişi gelirseniz tüm menüyü söyleyip masayı donatabilirsiniz.

Çin yemeklerini yiyip yiyip lök gibi yatmak yok. Biliyorsunuz Çinliler bizim gibi kebabın yanına buz gibi ayran veya kola içmiyorlar, genelde yemekle birlikte veya yemekten sonra mutlaka sıcak yeşil çay içiyorlar. Hatta “Yeşil Çay” diyip geçmemek lazım, onlarca çeşit çayı bir arada deneyebileceğiniz ve satın alabileceğiniz çay evleri var.


Çin yazısında bu çay evlerinde detaylıca bahsetmiştim. Burada olay kesinlikle sadece gidip bir iki bardak çay içmek değil. Çayın seçilmesi, anlatımı, hazırlanması ve içilmesi mistik bir hava içerisinde gerçekleşiyor. Tezgahın başındaki abi sanki atom fiziği deneyi yapıyormuşçasına dikkatli bir şekilde çayları hazırlıyor ve sunuyor.


İşin ilginç tarafı her çay aynı çaydanlıkta hazırlanmıyor. Kimisi büyük seramik çaydanlıkta hazırlanırken, kimisi küçük toprak çaydanlıklarda hazırlanıyor. “Oolong”, “Tee Guan Yin” ve “Tag Shi Heon” çayları hatırladığım ve en sevdiğimiz çaylar oldu. Onlarca çeşidin içinde illaki siz de bir kaç tanesini beğeneceksiniz.


İstediğiniz çaydan buradan alabilirsiniz. Hatta isterseniz çaydanlık veya çay bardağı takımlarından da alabilirsiniz.


Şehirde buna benzer belki bir çok çaycı vardır ama Çin Mahallesine yakın olması nedeniyle benim tercihim genelde TAETEA oldu. İngilizce konuşma kousunda da sorun yaşamazsınız.


Kuala Lumpur devasa bir şehir. Bahsettiğim yemeklerin bir çoğunu AVM’lerdeki lüks restoranlarda da yiyebilirsiniz ama lezzeti ve fiyatı ne kadar olur bilmem. Benim olayım ana caddenin birkaç sokak paraleline gidip, yerel halkın gittiği ucuz, sürekli açık, yerel yemeklerin afiyetle yeneceği lokantaları bulmak. Her yerde olduğu gibi, bu kural Kuala Lumpur’da da geçerli.

Çin yemeklerinden sonra sırada Japon yemekleri var. Ülkemizde çok pahalı olan Japon yemeklerini Kuala Lumpur’da çok çok ucuza yemeniz mümkün. Unutmayın Japon yemeği demek sadece sushi değildir. Sushi de sadece pilav + çiğ balık değildir.

Sosyal medya hesaplarımız;

Kuala Lumpur Japon yemekleri az sonraaaaaaaaaaaaaaa


3 yorum:

Avrupada Yasam dedi ki...

Afiyet olsun. Finlandiya'da da uzak doğudan gelenlerin açtığı restoranlar var. Baya güzel yemekleri ama yerinde ki gibi değildir büyük ihtimalle

eliza bennet dedi ki...

Allah'ım beni Kuala Lumpur'a ışınla yarabbim. Gittim gördüm oraları ama bu lezzetlerden mahrum kaldım (zira Çinli evsahiplerim beni illa kapalı -ve pahalı olduğunu düşündüğüm- mekanlara götürmekte ısrar ettiler). Sırf bu yemekler için bile gitmek istedim şimdi tekrar.

Ellerinize sağlık ne güzel anlatmışsınız.

KL'de Japon yemekleri yazısını hevesle bekliyorum (Japon mutfağı Türk dışında üçüncü en sevdiğim mutfak)

serkan ince dedi ki...

Okurken iştahım kabardı. Mekan bilgilerini paylaşmanız ve fotoğraflar çok güzel olmuş. Umuyorum bir gün ben de deneyeceğim. Teşekkürler :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 59 ülke (26.2%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World