26 Temmuz 2017 Çarşamba

Malezya - Kuala Lumpur Japon Yemekleri

Önce Kuala Lumpur lezzet durakları hakkında hakkında genel bilgi vermiştik, sonra da Kula Lumpur’da bizim en çok sevdiğimiz mutfak olan ÇinMutfağı üzerine detaylıca bahsetmiştik. Bu yazıda ise Kuala Lumpur’daki Japon yemeklerine değineceğiz, Türkiye’deki Japon lokantalarından 3 kez daha ucuza Japon yemeklerini nerelerde yersin, menüde sushi dışında neler bizim damak zevkimize uygun ucundan köşesinden yazacağız.

Japonya’ya gitmedim ama Türkiye’deki Japon lokantaları Meksika, Çin, İtalyan lokantalarına göre çok daha pahalıdır. Japon yemeği diyince elbette insanın aklına önce Sushi geliyor, ama Japon mutfağı en az Osmanlı mutfağı kadar zengin ve eski bir geçmişi olduğunu belirtmeliyim.

Pavilion AVM’nin 6. katındaki Kampachi Restaurant benim Kuala Lumpur’da gittiğim en pahalı en lüks Japon lokantalarından biriydi. Özellikle sushi fiyatları oldukça pahalı ama bir keresinde akşam yemeğine gitmiş, dinner set menü almıştık, o çok da pahalı değildi. Noodle soup, ızgara et, pirinç ve meyveden oluşan bu tabağın hem lezzetinin çok çok iyi olduğunu hem de fiyatının çok fazla üzmediğini hatırlıyorum.


Bunca yıldır Japon yemeklerinin sushiden ibaret olduğunu sanıyordum ama yanılmışım. Teriyaki soslu yılanbalığı ve karides ızgara gibi bildiğin pişmiş deniz ürünleri bir Japon lokantasında sushi sevmeyenler için güzel bir alternatif olabilir.


Bir akşam yemeğini tesadüfen bu janjanlı restoranda yedik. Eğer kendinizi özel hissetmek isterseniz biçilmez kaftan, yemekler lezzetli, hizmet süper ama hesap biraz kalın gelebilir, kapıdan içeri girmeden menüsüne göz atmakta fayda var. Parası neyse veririm, kralını yiyecem derseniz dalın içeri.

Yine Pavilion’da bu sefer 7. katta gizli saklı bir mekan daha var RockuYakiniku! Konsept olarak bizim ocakbaşı lokantalarına benziyor. Ortasında kömür mangalı yanan bir masaya oturuyorsunuz, etler masaya çiğ geliyor, kendin pişir kendin ye.


Ama bizim lokantalardan en büyük farkı konseptinin “ye yiyebildiğin kadar” olması. Restorana 49RM giriş parası ödüyorsunuz, daha sonra içeride azıcık salata da yeseniz, 6 porsiyon et de yeseniz aynı ücreti ödüyorsunuz. Siz hiç Adana’da Antep’te limitsiz kebapçı gördünüz mü?

Demekki neymiş?
Capon Yakiniku > Törkiş Ocakbaşı


Oturur oturmaz masada size ufak bir bilgilendirme yapıyorlar. Eti nasıl alıyorsunuz, nasıl pişiriyorsunuz, ilave istediğinizde nasıl sipariş veriyorsunuz salata büfesi nerededir, içecek nasıl ısmarlanı falan filan. Menüde çeşitli etler var dana, kuzu, tavuk, domuz ve ayrıca deniz ürünleri de bulunuyor. Çok sağlam bir mideniz yoksa (5 porsiyon yeme kapasitesi gidi) tek başınıza giderseniz pek zevkini çıkartamayabilirsiniz. Ama 4 kişi için çok ideal. Biz aynen öyle yaptık, otutur oturmaz menüyü baştan aşağı söyledik. Son bir not daha, restoranda süre kısıtlaması var. 100 dakika için yiyeceğinizi yemeniz lazım, o saatten sonra ilave sipariş veremiyorsunuz.


Yemekten önce salata büfesine uğranması gibi yazılı olmayan bir kural var. Bunu New York’daki Brezilya restoranında da yaşamıştım. Yahu arkadaş ben etin dibine vuracağım, ne diye önden makarnayla mısırla midemi doldurayım ki?


Hele bir de mangalda pişirmelik dilim dilim kesilen patlıcan kabak havuç soğan gibi sebzelerin olduğu bir büfe var ki tam veganlara özel. 100 dakikalık süremden saniye kaybetmeye değmez.


Yanlız hakkını yemeyelim şu sebze makarna büfesinde Chuka Wakame diye bir şey ilgimizi çekti. Görüntüsü pirinç makarnasına benziyor ama kendisi bir yosun. “Hele bir dadına bakak” diyip aldık, hiç de fena değildi sebzedir diyip şifa niyetine altlık yaptık.


Deniz ürünlerine daha düşkün olduğumuz için önden deniz ürünleri tabağı söyledik. Midye karides somon ve kalamardan oluşan ufak bir tabak geldi.


Somonlar küp küp kesildiği için pişirmesi biraz zahmetli, koca bir parça getirselermiş iyiymiş. Midyelerin pek bir numarası yoktu. Kalamar zaten anca unlanıp kızartılınca damakta enfes bir tad bırakıyor, kuru kuruya mangalda pişirince açıkçası bizi epey üzdü.


İkinci deniz ürünleri tabağımızda diğerlerinden farklı olarak ufak bir balık ve deniz tarağı geldi. Balık için gönül rahatlığıyla “çok iyiydi” diyebilirim. Bizim hamsiye sardalyaya benzer ufak bir balık, gayet yağlı ve lezzetli. Deniz tarağı ise kesinlikle midyeden çok çok daha başarılıydı. Eti kalın olduğu için ızgarada kurumadı, hem sulu hem daha lezzetli.


Malezya demek karides demek. Deniz ürünleri hoştu güzeldi ama biz Ege çocuğuyuz, “Damağımızda iz bıraktı” diyebileceğimiz tek şey karidesler oldu. Kabuklarıyla birlikte pişirdiğimiz karidesler pörsümemiş diri diri kalmıştı. Önceden marinasyona yatırmışlar, mis gibi lemongras (limonotu) kokuyordu. Pişirdikten sonra önce kafasını koparıp, sonra kabuklarını soyduk ve cevhere ulaştık. Bak Malezya’dayız burada bile soya sosu koymuyorlar karidese. Bizim İstanbul’da olsa dayarlar sosya sosunu dayarlar tereyağını dayarlar kırmızı pul biberi, bir ekmek banarsın karidesten daha lezzetli gelir suyu.


Efendim gelelim esas oğlanlara, yani dana etlerine. Menüde 3 çeşit dana eti vardı; but, antrikot ve kontrafileden kesilmiş ince ince 3’er parça geliyor. Kimisi yağlı yumuşak, kimisi yağsız ama daha sert. Her zevke hitap eden et bulunuyor.


Etler çok çok ince olduğunu için kömürün durumuna göre mangalda 15-20 saniye tutsanız yetiyor. Biz ilk dilimleri gereğinden fazla pişirdiğimiz için kuruttuk. İkinci seriden sonra hangi etin ne kadar pişmesi gerektiğini kaptık. Bu yağlı olan antrikotlar tabii ki en sevdiğim et oldu.


Pişen etlerinizi tabağa aldıktan sonra diğer etleri mangala yatırıyorsunuz. Bir yandan yerken bir yandan da pişiriyorsunuz. Sustainibility dedikleri işte budur. Evet evet tam olarak budur.


Yanlız dediğim gibi çok pişirmeye gerek yok. Etler zaten çoook ince olduğu için, şöyle bir rengi dönsün yeter. Öyle steak pişirir gibi ızgaranın izini etin üzerinde çıkartmaya filan gerek yok. Unutmayın o steak denen etler 20-25 mm kalınlığında etler, bunlar ise 1 mm kalınlığında. Cız-Bız. O kadar!


O gün bu et tabağından sanırım 12 porsiyon söyledik söyledik ve abiler sanırım bizden sonra Türklere farklı fiyat uygulayabilirler. Sebze büfesinden uzak durduk, makarnalaya hiç bulaşmadık. Daha 100 dakikamız dolmamıştı ve 13’cü tabağı söylesek mi diye masada oturuş birbirimize bakıyoruz, bir allahın kulu da “Beyfendi bokunu çıkartmayın ama” demedi. Tam tersine, biz böyle iştahlı iştahlı löpletirken garson kız bizim mutluluğumuzdan mutlu oluyordu.


Rocku Yakiniku Türk damak zevkine gayet uygun, et sevenler için bulunmaz bir gizli mekan. Pavillion alışveriş merkezine yolunuz düşerse gidin demiyeceğim, sırf burası için Pavillion’a gidin, sonra isterseniz ayrıca alışveriş yaparsınız.

Gelelim sushilere! İlk mekanımız Tropicana Mall’ın içindeki Sushi Tei. Bakmayın siz adının sushici olduğuna normal yemekler de var ama sushileri hiç fena değil. Ben nedense sushi ile doymayacağımı zannedip, önden sıcak yemekle başlayıp, üstüne cila niyetine sushi ile devam etmeyi seviyorum. Sushi öncesi Gyunuki Roll ile altık yaptık.


Enoki mantarlarını ince kesim dana etinin içine dürüm yapmışlar ızgarada pişirmişler. Görüntüsü pek ilginç olmasa da yemesi çok eğlenceli. Önce mantarlardan hoşurt diye ısırıyorsunuz, ağzınızda kıtır kıtır ve sulu mantar tadı geliyor. Sonra etten devam ediyorunuz, çok fazla kurutulmadan pişirilmiş yumuşacık. İsterseniz somonla yapılanı da var, et yerine balık dürüm.


Malezya’da yaşarken “fried rice” yani kızarmış pilav bizim hayatımızı kurtardı. Örneğin bu restorana gittiğimizde Tuna 1 yaşında Ege’de 3 yaşındaydı ve onlara Gyunuki Roll veya sushi yediremeyiz elbette, ama kızarmış pilavın her türlü gideri var. Sebzeli, balıklı, karidesli, yengeçli, dana etli... ne isterseniz bulabiliyorsunuz. Çocuklu ailelere tavsiyemdir, fried rice söyleyin!


Kuala Lumpur’da eli yüzü düzgün bir çok lokanta, eğer masada bebek veya küçük çocuk oturuyorsa hemen çocuk tabağı ve çocuk kaşığı getiriyor. Özellikle ev dışında yani lokantalarda yemek yemeyen çocuklar için çok başarılı bir uygulama. Türkiye’de bu uygulamayı yapan lokanta var mıdır acaba?


Erişte çorbası kültürü her uzakdoğu Asya mutfakta olduğu gibi Japon mutfağında da bulunuyor, adına da Ramen deniyor. Genelde saatlerce pişmiş kemik suyu içinde udon, soba ve somen gibi farklı farklı erişteler konuyor. Siz baştan eriştenin hangi cinsini istediğinizi söylüyorsunuz, suyu aynı. Biz sırf tadına bakmak için aldık, hatta paylaştık. Çok fazla tıkamasın diye “Soba” denen eriştelerini bitirmedik ama, suyunu son damlasına kadar içtik.


Efendim gelelim sushilere. Elbette sushinin babası sashimidir (sade löp çiğ balık) sonra da nigidiridir (pirinç üstü çiğ balık) ama bizim nigiriden çok roll sevdiğimiz doğrudur. Ortaya karışık bir kaç çeşit roll söyleyince demeyin keyfimize.


Genelde ton veya somondan yapılan rolların içine avokado, balık yumurtası, krem peynir, yengeç ve karides gibi malzemeler ekleyip açıkçası çiğ balığı bir nevi makyajlıyorlar, diğer malzemelerin lezzetleri ile birlikte çiğ balık arada kaynıyor. Tekrar ediyorum, delikanlı gibi bu işin raconu sade çiğ balığı (sashimi) löp diye atmaktır ama zevkler ve renkler tartışılmaz.


Gelelim ilginç bir sıcak yemeğe. Japon lokantalarına gittiğimde hiç bilmediğim bir şeyi denemeyi çok seviyorum. Sırf aynı masada oturan sevimli bir çocuk şapur şupur yediği için ben de “Unagi Yanagawa” sipariş ettim. İçeriğinin ne olduğu hakkında zerre adar fikrim yoktu, “getir dedim hancı ben de Unagi yiyecem”. Tadına baktım gayet güzeldi, balıklar sanki tütsülenmiş gibi, bir de yemeğin suyu var bandır bandır ye. Akşam gittim evde googleladım, “Dulavratotu yatağında yılan balığı” yemişim. Yılan balığını çok yedik de  dulavratotunu (Bordock) ilk defa denedim. Bizim enginardan hallice.


Sushi Tei bizim Kuala Lumpur’da en sevdiğimiz ikinci Japon lokantasıydı. Fiyatlar gayet uygun, gönül rahatlığı ile uğramanızı tavsiye edebilirim.

Buranın en sevdiğimiz ikinci lokanta olmasının esas sebebi, Tropicana Mall’a geldiğimizde esas gitmek istediğimiz Rakuzen’in kapalı olması durumunda, bizi Japon mutfağından mahrum etmemesidir. Yoksa Rakuzen açıksa, istikamet kayıtsız şartsız Rakuzen’dir. Ayda bir Kuala Lumpur’a geliyoruz, sabah kahvaltısında fix Çin mahallesinde Beef Noodle Soup, öğleden sonra da fix Rakuzen’da sushi. 18 aylık Kuala Lumpur özetimiz genel hatlarıyla budur.

Tabii sushi dediysek Rakuzen’de de sadece sushi yemiyoruz. Enoki mantarlı dana sarma (Gyunuki Enoki Roll) burada da var. İlginç bir görünümü olduğu için midir nedir çok seviyoruz bu yemeği. Hele Tuna mantarlarına bayılıyor.


Alternatif onlarca et yemeği var. Tavsiye ederim az pişmiş şu dana etinin tadına bakmak gerekir. Arkadaşın adı; Gyuniki Tataki no Oroshi Ponzu. Dana etinin esamesinin pek okunmadığı Malezya’da bu kadar güzel eti yemek büyük olay. Üzerine konan limonlu sosla etin lezzeti tam anlamıyla patlıyor. Kaçırmayın!


Efendim sushilere gelecek olursak, tabii ki bizim başlangıç Roll ile. Dışında somon, içinde avokado olan Coral Roll bizim en sevdiğimiz fiks yemeğimiz. İlk geldiğimiz zamanlarda ortaya söyleyip 3’er tane parlaşıyorduk, sonlara doğru “Ben ayrı” siparişler başladı. Teperinde ince bir dilim hıyar oluyor, ben pek hoşlanmadığım için baştan “Hıyarsız olsun lütfen” diye belirtiyorum.


Roll ile iştahları açtıktan sonra koca bir tabak nigiri yaptırabilirsiniz. Ton ve somon ucuz olduğu için zaten kesin söyleniyor, ilaveten sevdiğiniz balıklardan veya karideslerden sipariş edebilirsiniz. Tütsülenmiş yılan balığını ben çok severim, Özenç ise 2 çeşit karides dener, “Hangi karides daha güzelmiş” testi yapar.


Sushi ile tanışmamız 2007 Kazakistan yıllarına dayanıyor. O zamana kadar Türkiye’de sushi yemişliğimiz vardı ama çooook pahalıydı. Kazakistan’da ise yılan balığını sanırım ya bulamıyorduk ya da henüz keşfetmemiştim. Bundan sonra bir sushicide kesinlikle benim favorim balığım budur “Unagi = Yılan balığı”.


Sol baştan sayıyorum, Ton (Maguro), Tatlı Karides (Amaebi), Karides (Ebi),Yılan Balığı (Unagi), Somon (Salmon). Az vasabi ise şenlendir, bas sosya sosuna, göm gitsin. Eğer “çubuklarla tutamıyorum, lokmalar çok büyük, ısırınca dağılıyor” gibi sıkıntınız varsa hiç çekinmeyin nigirileri elle tutabilir, soya sosuna bandırıp elle löpletebilirsiniz. Kimse sizi ayıplamıyor, literatürde varmış bu usül.


Rakuzen’de de çocuklar için özel tabak servisi var. Hatta biz buraya artık 25 kere geldiğimiz için garsonlarla ahbab olduk, evden getirdiğiniz termosdaki yemeği çocuklara yedirmenize izin veriyorlar.


Hiç unutmam Malezya’daki son gecemizde Kuala Lumpur’un muhtarı sevgili dostum Barış ve eşi Aysun ile buluşup, Rakuzen’de 4 kişilik Sukiyaki yapmıştık. Takipçilerim hatırlayacaktır, Cameron Highland yazısında bahsettiğim Malay usulü steamboat’un Japon versiyonu.


Steamboatlar hoştu güzeldi ama deniz ürünleri adı altında fish ball, fish cake gibi doğal olmayan saçma sapan şeyler geliyordu. Japon sukiyakisinde ise bolca löp dana eti bulunuyor. İnce dilimlenmiş dana etlerinde herhangi bir marinasyon uygulanmamış, taze eti ince ince kesmiş getirmişler o kadar.


Ortada pişen et suyunun içinde bol bol mantar ve sebze var. Kaynamaya başladıktan sonra etler içine atılıyor, çok değil 15-20 saniye haşlandıktan sonra hemen alınıyor. Çok pişerse kuruyor büzüşüyor mundar oluyor.


Ortadaki tabağa çubuklarla dalıp yemek yok! Süzgeçle mantarları ve etlerı alıp kendi tabağınıza koyuyorsunuz, kepçeyle de suyundan üzerine ilave ediyorsunuz bitti gitti. Ondan sonra kendi tabağınızda ister acı biber sosu, ister soya sosu ilave edilip sonra da löpletmece. Son derece rafine, hafif ve lezzetli bir yemek.


“Ben 3-4 kişi değilim, tek başımayım, şöyle afilli bir çorba içeyim” derseniz tavsiyem Asari Miso Shiru, yani kum midyeli mantarlı çorba. Çok fazla büyük de değil, tadımlık olarak iştahınızı açacaktır. Lezzetine diyecek bir şey yok. deniz kabuklularına düşkünler için bulunmaz Hint kumaşı.


Tropicana Mall’ın içindeki Rakuzen açık ve net söylüyorum, bizim tüm Malezya’da en sevdiğimiz 2 restorandan biridir (Diğeri İpoh’daki Restaurant Thean Chun’dur). Kuala Lumpur’da bir kaç tane şubesi daha var ama nedense biz en çok burayı sevdik. Hatta öğlen gelirseni “Lunch Menü Set”leri var, çorbası, tempura karidesi ve sushisiyle 38RM tutuyor.


Malezya maceramızın son 2 gününde iş yerinden ve 2 sene kaldığımız lojmanlardan ayrılıp, 2 geceliğine Kuala Lumpur’da kalmıştık. Aslında gün çerisinde konsolosluk işlerini ve son alışverişleri yaptıki, akşamları da löplöpe devam. Eastin Hotel’in içindeki Eyuzu Japanese Cuisene’de son bir Japon mutfağı ziyafeti çektik. Shumatsu Buffet Dinner sadece Cumartesi ve Pazar akşamları var, yetişkinler için ücret 118 RM, kosept “Ye yiyebildiğin kadar”.


Masaya oturur oturmaz bir çaydanlık geliyor. Tepesine de bir dilim limon koymuşlar. Biz de yemekten sonra çay içilir ya, uzakdoğulular yemekten önce ve yemek esnasında yeşil çay içiyorlar.

“Aaa ne güzel bizi yeşil çay ile karşıladılar” diyip kapağı bir açtık içinden karides çıktı. Çay sandığımız bu şey meğer deniz ürünleri çorbasıymuş. Kapağı da ters çevirinde ufak bir kase oluyor. Çaya niyet karides çorbasına kısmet.


Büfeye dalmadan hemen önce iştah açıcı niyetine 2 kase içtik. Zaten açık büfedeki her şey ücretsiz ama böyle garson tarafından masaya servis edilen ikram şeyler nedense insana daha bir lezzetmiymiş gibi geliyor. Çorbanın içinde makarna da olmadığı için iki höpürdetmede bitti.


Büfeyi şöyle bir dolaştım, dana eti görünce affetmedim. Japon mutfağında et pişirmeyi çok iyi biliyorlar. Bizdeki gibi kurutuncaya kadar çok iyi pişmiş değil, Arjantin usulü, Güney Afrika usulü orta pişmiş yapılıyor. Ve bir çok yerde okudum, ızgara et konusunda Japon mutfağı çok iddialı. Demem odur ki bir Japon lokantasında ızgara et görürseniz kaçırmayın.


Japon lokantasında açık büfe olur da sushi olmaz mı? Nigiri, sashimi, seared tuna, ahtapot ne isteren var. Hatta ayrıca karides ve istiridye bile var. Deniz ürünlerine düşkünler için açık büfe bir Japon lokantası bulunmaz nimet. Yanlız gözünüz dönüp tabağınıza yiyemiyeceğiniz kadar almayın. Tadımlık her birinden birer tane alın, çok severeseniz ikinci tura alırsınız.


Deniz ürünlerinin hepsinin sıradan tadına baktıktan sonra, nigirilerin başarılı olduğuna karar verip, ikinci partide nigiri tabağı yaptırdık. Somon ithalmiş ama beyaz etli balık yerliymiş, -siakap- dedikleri asya levreğinden yapılıyormuş.


İstiridye ile seneler önce ilk kez Fransa’da tanışmış çiğ çiğ yendiği için pek hoşlaşmamıştım. Yıllar sonra Tayland’da dalış turunda hoca istiridye bulup çıkarttı ve “çoooook sağlıklı bir şey” diye söyleyince istiridyeye bakış açım değişmişti. Kısmette Malezya’da tekrardan denemek varmış. 2 damla limon sıkılıp, çiğ yeniyor.


Siz siz olun Malezya’ya gelince düzgün bir restoranda mutlaka karides yiyin. İkiminden midir, çiftliklerin bolluğundan mıdır bilmiyorum ama karides hem bol ve hem de ucuz. Hal böyle olunca yediğiniz karidesler de taze, şoklanmamış, pörsümemiş ve kütür kütür tabağınıza geliyor.


Tıka basa karnımızı doyurduğumuz için makarna kısmına pek bulaşmadık. Açık büfede makarnaya yemenizi hiç önermem. Hoştur güzeldir lezzetlidir ama baştan midenize lök gibi oturursa diğer şeylerin tadını alamazsınız.


Keza çorbalar için de aynı şeyi söyleyebilirim ama Fukahire Supu (köpek balığı yüzgeci çorbası) görünce işler değişti. O kadar yemeğin üzerine “olur mu olmaz mı” derken en azından tadına bakmaya karar verdim.


Çorbanın içerisinde pek et yok, olan beyaz şeyler de yumurtanın akı. Görüntü olarak pek cazip görünmüyor ama ismi çok afilli. Köpek balığı yüzgeci çorbası! Peh peh peh.


Lezzetine diyecek bir şey yok. Pek alışık olduğumuz bir lezzet değil, kesinlikle deniz ürünleri çorbası veya balık çorbası sevenlerin denemesi gereken bir şey. Yıllar önce Datça’da Fevzi’nin Yeri’nde de içmiştim tabağın dibini sıyırmıştık. Yine aynı şekilde oldu, utanmadık onca yemeğin üstüne ikinci kaseyi aldık.


Japon mutfağını Malezya’da çok sevdim. Hem sağlıklı olduğu için hem de lezzetli olduğu için çok sevdim. Malum bir de Türkiye’deki Japon lokantalarına göre fiyatlar çok daha uygun olunca, Kuala Lumpur’a her gelişimizde Japon lokantalarına gitmeye bilhassa özen gösterdik. Malezya’ya gelip “Hint baharatlı Çin yemeklerini” sevmeyenlere Japon lokantalarını öneririm. Capon mutfağı candır arkadaş.

Kuala Lumpur ile ilgili son bir yazımız daha olacak o da Çin usulü mantcılar hakkında. Gürcistan’da, New York’ta, Rusya’da, Kazakistan’da, Özbekistan’da çeşit çeşit mantı yemiş hepsini de birbirinden çok sevmiştik.

Sosyal medya hesaplarımız;



1 yorum:

eliza bennet dedi ki...

Elinize sağlık, fotoğraflara uzanıp alıp yiyesim geldi, hele o nigiriler mücevher gibi parlıyor - oof offf. Çok teşekkürler.

Japon yemeklerine bayılırım. Ayrıca tavuk kızartma konusunda da acayip iyiler. Tabii aslında yakiniku'nun ana vatanı kore, sukiyaki ve rameninde Çin ama Japonlar oralardan aldıklarını sadeleştiriyorlar ve daha lezzetli bir hale geliyor nedense. Hint körilerini de kendilerince yapmışlar yeme de yanında yat bir şey olmuş (Hintlilerinki ayrı güzel Japon versiyonu ayrı güzel).

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 59 ülke (26.2%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World