27 Eylül 2017 Çarşamba

Tayland - Koh Lanta

Andaman denizine bakan Lanta adası (Koh Lanta) henüz Phuket gibi Phi Phi gibi yıldızı parlamamış bir maden cevheri, fakat 10 sene sonra Phuket’ten pek farkı kalacağını sanmıyorum. Başta her adımda sizi mutlu edecek sıcakkanlı ve misafirperver insanları olmak üzere, Koh Lanta özellikle deniz ürünleriyle bizim gibi löplöpçüler için ziyaretçilerine çok şey vadediyor. Karides midye lagos zaten Güney Tayland’da heryerde bulunuyor ama bu adadaki deniz ürünlerinin tazeliği ve fiyatları esas beni cezbeden husus oldu.


26.11.2014      Çarşamba      Koh Lanta
4 gün kaldığımız Ao Nang’dan Koh Lanta adasına ulaşım hem araba (2000 Baht) ile hem de tekne (550 Baht) ile mümkün. Eğer aceleniz yoksa tekneyle geçin derim, fakat bizim gibi kalabalık olunca hele 2 tane de küçük çocuk olunca minibüs tutup gitmek daha mantıklı. Ao Nang – Krabi arası 100 km ve yaklaşık 2 saat sürüyor. Bu süreye feribot bekleme ve geçiş süresi de dahil.


Yanlız feribot dediysem, koca bir saldan ibaret. Kaptan köşkünün resmine bakın, gerisini siz tahmin edin. Neticede 10 dakikalık bir yolculuk için, Tayland’lı kardeşlerimiz feribotlara çok da para harcamamışlar. Hani batmıyor ama her an batabilir hissi verdi bite. O sevmediğimiz eski külüstür Eskihisar Topçular feribotlarının gözünün yağını yerim.


4 gece kaldığımız Lanta Mermaid Boutique House kapıdan içeri girerken ayakkabılarınızı çıkarttığınız, içerisi bal dök yala cinsinden 8-10 odalı, denize 150 metre uzaklıkta şahane bir otel. Birbiri arasında bağlantısı olan 2 oda aldık, kahvaltı dahil gecelik toplam ücret 4473 Baht.

Öğlene doğru anca vardığımız için karnımız çok acıkmıştı, istikamet Thai Cat. Daha önceden biraz araştırmıştım, burası çocuklu aileler ve denize nazır yayılmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Daha kapısından içeri girerken sanki cennete gelmişssiniz hissi veriyor.


Deniz kenarındaki localara oturur oturmaz hemen yeşil mango salatası, pat thai, kızarmış pilav ve tavuklu yeşil salata siparişi verdik. Yemekler gelene kadar da taze sıkılmış meyve suyu ile Uzak Doğu Asyanın nimetlerinden faydalandık.


Yahu bu gezide mango salatasının adeta müptelası olduk desem yeridir. Nerede yersek yiyelim, bir papaya salatası bir de mango salatası söylemeden edemedik. Ekip 4 kişi olduğu için zaten herkes bir çatal atsa hemencecik bitiyor.


Pat thai son 3 gün içerisinde yediğimiz en güzel hazırlanmış olanıydı. İçinde sadece sebze ve karides değil, ayrıca bol bol kalamar da vardı. Aynı benim evde hazırladığım gibi, makarnasından çok malzemesi vardı. Sağ taraftaki pirinçler aklınızı karıştırmasın, ayrı bir porsiyon kızarmış pilav istendi, tadımlık olarak bu tabağın yanına kondu.


Fiyatlar gayet güzel, kızarmış pilavlar 80 Baht, deniz ürünlü pad thai 130 Baht, mango salatası 140 Baht. Ao Nang’daki fiks mekanımız Swiss Chalet’ten hem biraz daha ucuz, hem de kumsalda denize nazır yemek yemek gibi kaydadeğer bir artısı daha var.


2 saatlik yolculuk, üstüne yemeği de yiyince insanın denize nazır şööööyle bir uyuyası geliyor. Hele bir de denize nazır masaj yapılıyorsa yeme de yanında yat.


Thai Cat Restoranın masaları hemen sahilde yer alıyor. Normal bildiğiniz masalardan başka ayrıca bir de ahşap localar yapmışlar, bağdaş kurup yemeğinizi yiyorsunuz, taze meyve suyunuzu içiyorsunuz. Çatısı sizi güneşten korurken yan tarafları açık olduğu kendinizi kumsalda hissediyorsunuz. Çocuklara hemen oyuncak verdiler, servis aşırı nazik ve kibar, ayrıca çok hızlı.


4-5 saat burada miskin miskin oturduktan sonra akşamüstü mangal yanınca kedi gibi ustanın yanında bittim. Koh Lanta sahilindeki lokantadan fiyat bildiriyorum; Baracuda 1000 TBH/kg, Levrek 800 TBH/kg. Yanlız bunlar çiğ balık fiyatı değil, tartılıyor pişiriliyor servis ediliyor, kuver filan hepsi içinde lokanta fiyatı.


Sol taraftakiler Asya levreği olarak geçiyor. Malezya’da siakap dedikleri bu balık bizim bildiğimiz levreğin aynısı. Ortadaki Russel’s Snapper diye geçiyor mercangillerden beyaz etli bir balık. Sağdaki ise bizim 2006 Tayland turunda ayıla bayıla yediğimiz paggao yani lagos.


Balıklardan başka ayrıca 2 çeşit jumbo karides ve sübye (cuttlefish) vardı. Değişik bir şey yiyelim dedik, baraküda ve sübye söyledik. İşte tam bu anda fotoğraf makinasının pili bitti ve bu geceye ait başka resim maalesef yok. Ama hiç üzülmeyin burayı o kadar çok sevdik ki her gün buraya geldik, sizler mahrum kalmayın diye bol bol resim çektik.


Baraküda için bizim turna balığına benzer bir lezzeti olduğunu söyleyebilirim. Hafif doygun ve yağlı bir eti var. Sübyenin ise bildiğimiz kalamar ile hiç alakası yok, pammuk gibi yumuşacık yapmışlar ama tadı tuzu pek yok, soslarla allayıp pullamışlar.


27.11.2014      Perşembe        Koh Lanta
Otelde yediğimiz kahvaltı pek yöresel değildi. Genel olarak batı usulü hazırlamışlar, o yüzden hafif atıp sahile çıktık.

Otelimize çok yakın bir mesafedeki Easy Bar’ın önünde güzel bir kumsal olduğu için çöktük. Çocukların kova küreğini çıkartıp saldık kumlara. Biz de denize bir girip çıktıktan sonra etrafa sarımsak ve zencefil kokuları yayılmaya başlayınca “Gereği neyse yapmalı” diyip saate aldırmadan diye bol zencefilli, hindistancevizi sütlü, lemongraslı ve ananaslı tavuk çorbası (Tom Kha Kai) söyledik. Tabak güzel, ama manzara daha güzel.


Öğlene doğru tekne kiralayıp Koh Lanta’nın doğusundaki dört adalara (Koh Ngai, Koh Kradan, Koh Muk, Koh Cherk) gitmeyi planlamıştım. Ama pazarlık için gidince longtail tekneler ile ulaşım biraz uzun sürdüğünden, speedboat ile gitmek daha mantıklı olduğunu, onun da fiyatın biraz tuzlu olduğunu öğrendik. Grupla çıkılan turlar da sabah 09:00’da başlayıp 16:00’da bittiği için tüm günü bağlamamak için üşengeçliğimizden Sala Dan sahillerinde lök gibi yattık.

Akşam yemeği için bugünkü tercihimiz sırf girişinde kocaman kömür mangalı olduğu için Black Perl oldu. Kalamar karides artık bir yere kadar, biraz da balık yiyelim değil mi?


Her ne kadar “balık yiyelim” desek de, önden altlık söylemeden yapamadık. Çocuklar için spring roll, yani sebzeli veya karidesli sigara böreği söyledik.


Bizim için de mango salatası artık olmazsa olmazımızdı. Ne yapalım yani, Tayland’a gelip de çoban salatası veya Greek Salad söyleyecek halimiz yok. Yerel ne varsa o!


Isınma turlarını da jumbo karides ile yaptık. Ama hiç soya sosu veya acı sos filan kullanmadan sadece mangalda kabuklarıyla pişirilmiş olarak. Ustam karideslerin sırtlarını çizdikten sonra hafif ekşimsi bir suya batırıp kömürün üzerine malları yatırdı. Zannımca Malezya Redang gezisinden beri en güzel karideslerini burada yemişizdir.


Lagosun karşılığı Tayland’da paggao olarak geçiyor. Aynı bizdeki gibi büyük beyaz etli ve lezzetli bir balık. Fakat deniz suyu sıcaklığı 27-29 derece olduğu için balık fazla yağlı değil. Lagosu mangalda pişirmek ustalık ister, zira herkes Mersin yazısında bahsettiğim gibi ızgarada lagos pişiremez. Tay ustam 1.5 kiloluk balığı fileto kesip ızgarada pişirmesine rağmen tam kıvamında pişirmiş. Çok fazla sosa bulamadan, balık tadını alabileceğimiz şekilde layıkıyla pişirmiş.


Black Perl hiç planda yokken tesadüfen bulduğum bir yer, adada 4-5 gün kalıyorsanız tavsiye ederim. Çift beyaz örtülü lüks lokanta olmadığı için fiyatlar gayet uygun. Karides, kalamar, balık, midye ne isterseniz var. İnternette sıralamalarda çok yukarılarda değil, ama benden geçer not aldı. Özellikle akşamüstleri gün batımında gelmenizi öneririm.

Yemek sonrası biraz yürüyüş yapalım, yediklerimizi eritelim dedik. Dikkat ettim, genelde marketler kapılarının önüne masa atmışlar isteyen kapının önünde demleniyor. Olay budur! Bakkaldan biranı fıstığını alacan, hemen önünde içecen. Şunu İstanbul’un göbeğinde bir tekel bayii yapsa, ertesi gün ya dükkan kapanır ya da dükkan sahibi tutuklanır.



28.11.2014      Cuma              Koh Lanta
Bugün tamamıyle yayılma günü! Sabah kahvaltıyı hotelde yapıp, soluğu yine Thai Cat’te aldık. Gidiş çok zor değil, otelimize yürüme mesafesi ama saat 10:00 oldu mu hava ısınmaya başlıyor, çoluk çocuk olmasa belki... En güzeli tuktuka atlayıp 5 dakkada Beşiktaş.

Thai Cat’i sanırım Koh Lanta’da ki fix mekanımız olarak belledik. Böyle bir yer Bodrum’da olsa sanırım 4 ay full çeker. Girişte sizi selamlayan güler yüzlü garsonlarını, çocukların eline tutuşturdukları kazma, kürek ve diğer bir sürü oyuncağı, denize nazır localarda 5 saat oturup “Bir şey lazım mı abi?” diye zırt pırt taciz etmemeleri, yemeklerini, kumsalını, herşeyini çok sevdik.


Yemeklerini özellikle çok sevdiğimi belirtmeliyim. O zamana kadar bir çok yerde Pad Thai yedik, en fazla 2 tane jumbo karides koyuyorlardı. Burada Seafood Pad Thai diye bir şey var, aman allahım, İtalyanların Spagetti Frutti di Maare’si gibi bir şey. Kalamar, karides, balık, midye... ne ararsan var. “Ustam 1 Phat Thai çek, bol kalamarlı olsunnn”. Makarna bulana çeyrek altın hediye ediyorlar, o derece.


Akşamüstü otele bile dönmeden tüm gün oturduk, uyuduk, taze meyve suyu içtik denize girdik, Andaman denizinin keyfini çıkarttık. Bu arada Tayland hükümeti sahilleri çok güzel korumuş. Denizin dibine kadar, şezlong ve güneşlik koymaya izin vermeyip manzaranın içine etmemişler. Belki burası Phuket veya Phi Phi adalarından birinde olsa çok daha fazla turist olurdu. Lanta adası dedim ya, henüz Phi Phi adaları kadar keşfedilmemiş bir cevher.


Akşam mangal yanınca bu sefer fotoğraf çekmeyi başarabildim. Ne kadar sağlıklıdır bilmiyorum ama balıkları aluminum folyaya sarıp pişiriyorlar. Narin balık eti açık aleve direk maruz kalıp kurumasın diye sanırım yavaş yavaş pişmesi için böyle yapıyorlar. Vietnam Hoi An gezisinden hatırlıyorum, balıkları alüminyum folyoya değil, muz yaprağına sarıyorlardı.


Balıklar pişene kadar altlık olarak karides köftesi ve löp karides ile ilk biraları yuvarladık. Gerçi çocuklar için söylemiştik ama karides köftesi daha önce bizim Malezya’dan aşina olmadığımız bir şey olduğu için epey rağbet gördü. Çocuklara kalmayınca bir daha söyledik.


“Köfte, kuzu etinden mi olur dana etinden mi?” diye bir geyik vardır. Valla kardeş onu bunu bilmem Tayland’da karidesten yapıyorlar! Dış yüzeyini ben Suriye Halep gezisinde yediğim falafellere benzettim. Karidesin tadı öyle aman aman gelmiyor ama genel olarak çok lezzetli. Büyük bir ihtimalle dünden satılmayan taze balıkları da bir şekilde böyle pişirip değerlendiriyorlar.


Tayland’da deniz kenarındaysanız, öğlen akşam farketmez karides siparişi vermek Allahın emri. Her öğünde karides ve mango salatası yemekten halen sıkılmadık. Türkiye’de pahalı olduğundan mıdır, Malezya’da yaşadığımız yer denize uzak olduğu için pek bulunmadığından mıdır, karidesi ailecek seviyoruz arkadaş. Zaten 4 büyük 2 çocuk için ortaya söylenen bir porsiyon karidesin lafı mı olur canım.


Gelelim esas oğlan paggao denen balığımıza. Orfozumuz domates kabuğuyla veya hıyar dilimleriyle gereksiz süsleme sanatı yok, balık garnitür manyağı olmamış. Dün balığımızı kelebek kesip ızgara yaptıklarında pek içime sinmemişti ama aile ortamında cazgırlık olmasın diye ses etmemiştim. Bu sefer ustaya baştan balığımızı hiç kesmeden ve sırtını çizmeden pişirmesini tembih ettim. 9 aydır Malezya’da yaşıyorum, ağız tadıyla bir balık yiyememiştim, aylar sonra bu sefer tam istediğimiz gibi lagosu yardırdık!


Balık siparişini alırken nasıl bir sos istediğimizi sordular. Ben soya “sosu sürecekler mundar edecekler” diye düşünürken, garson “Butter lemon” tavsiye ederim diyince yüzüme bir anda gülümseme geldi. Şimdi anladım bu ustaların lokum gibi ama yağsız olan lagosu nasıl pamuk prensese çevirdiklerini. Zaten şu tereyağı neyin içine girse, başka bi güzel oluyor. Babaanne saolsun lagosa bir girişti, çocuklara löp balık eti çıkarttı.


Thai Cat’te iki öğlen yemeği iki de akşam yemeği yedik, artık tüm garsonlarla ahbab olduk. Bir lokantaya 2 gün üstüste gitmek için 2 sebebim vardır. Ya başka alternatifim yoktur ya da beni burada gerçekten çok mutlu edecek etkenler vardır. Daha önce de söyledim, burada sadece yemeğin lezzeti veya fiyatı değil, ortamın atmosferi, garsonların davranışları çok hoşumuza gitti. Kesinlikle Koh Lanta’ya gidenlere özellikle gündüz zamanı tavsiye ederim, bizim gibi çok beğenirlerse akşam yemeğini de elbette yiyebilirler.

Yemek sonrası çocuklar bayılıp uyudukaları için otele kadar yürüdük. Meğer Koh Lanta’nın da gece alemleri de epey kuvvetliymiş. Çoluk çocuk olduktan sonra pek o işlere bulaşmıyoruz, malum biz löplöpçüyüz. Peki Löplöpçü adam ne yapar, karnını kovuşturarak eve dönerken cıptıs cıptıs barlara pek bulaşmaz ama yolda katmer yapan teyze görürse durur yer.


Bu sefer değişiklik olsun diye taze hindistan cevizi koydurduk. Kulak memesi kıvamındaki taze hindistan cevizleri rendelenip sacın üzerine fıstık yağı ile pişen hamurun üstüne konuyor. Sonra hamur zarf gibi katlanıp, cumburlop mideye. Tayland’da dikkat edin, katmerlerin üzerine Nestle marka condensed milk denen yoğun ve tatlı kremaya benzer bir şey sürüyorlar. Hem içindeki şekerden pek hazetmiyorum, hem de katmerin çıtırlığını bozuyor.



29.11.2014      Cumartesi      Koh Lanta
Bugün günlerden dalış! Perhentian yazısında bahsettiğim dalış hocası İzmir’li Harun yılın belli zamanında Malezya’da belli zamanlarında da Tayland’da çalışıyormuş. Onun sayesinde uygun fiyatla Andaman Dive Adventure ile tüm günlük dalış turuna katıldım.


Dalmayı seven herkese Uzakdoğuda en az bir kere dalmasını tavsiye ederim! Öyle Sıpadan'a filan gitmeye gerek yok. Andaman denizindeki onlarca hatta yüzlerce çeşit rengarenk balıklara bayılacaksınız.


İlk dalıştan sonra meyve ikramı yapıldı. Memlekette en bol ve en ucuz meyveler karpuz, ananas ve muz. Hava sıcak olduğu için muza pek ihtiyaç duymadım ama karpuz ve ananas ilaç gibi geldi.


Tayland’da daha önce 2006 yılında da dalış yapmıştım, çok fazla derine gitmeye gerek yok, 10-15 metrede inanılmaz canlılar görüyorsunuz. Hal böyle olunca basınç fazla olmadığından en az 1 saat dalış yapabiliyorsunuz. Su sıcaklığı 29 derece olduğu için üşüme derdi de yok, hiç bitmesin istiyorsunuz.


Dalış turunda öğlen yemeğimiz hiç de yabana atılacak gibi değildi. Pilav tavuk karpuz fix ama Türkiye’dekinden daha zengin olduğu kesin. Patatates ve bol zencefil ile pişirilen tavuklar yumuşacık ve çok lezzetliydi. Pilav bildiğiniz yağsız tuzsuz pirinç işte, tavuğun altına yatak yapmışlar.


Bodrum’da dalış yaparken iki lagos görecez diye yırtınırız ya, Tayland’da Malezya’da her dalışta lagos, baracuda, jumbo karides görmek garanti. Andaman Dive Adventure adadaki diğer dalış okullarına göre biraz pahalı ama teknesi ve malzemeleri pırıl pırıl, ayrıca yemekler de iyiydi. 3 günlüğüne gidip 1-2 dalış yapayım diyenlere,  gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Akşamüstü otele gidip bir güzel aklanıp paklandıktan sonra Özenç ve çocuklar ile buluştum ve şehir merkezinde biraz turladık. Akşam yemeği için deniz ürünleri ve Tay mutfağı konusunda çok iyi yorumlarını okuduğum L.Maladeee Restaurant’a oturduk.


Restoran dediğime bakmayın, en fazla 30-35 kişi alan şahane bir aile işletmesi. Balık ve karides dışında yengeç ve ıstakoz gibi her yerde bulunmayan deniz ürünleri de var. Ama bu dediklerim Malezya’da da olduğu için biz üçüncü gecemizde de balıktan daha doğrusu lagostan devam ettik. Zira balıkların hepsi birbirinden güzel görünüyordu.

Balık gelene kadar altlıklarla idare etmek adettendir. Bu gezide defalarca yediğimiz Papaya Salatasını (Som Tam) son bir kez daha burada da yedik. Kesinlikle çok sevdiğimizi söyleyebilirim. Kütür kütür papaya, havuç ve fıstık her ısırdığında ağzına kıtır kıtır oynaşıyor, hem de sonunda güzel bir tad bırakıyor.


Arka plandaki springroll yanlış anlaşılmasın çocuklar için. Karidesli, tavuklu ve sebzeli seçenekleri var, elbette karideslisini seçtik. Çocukların eline karides versen pek yemezler belki ama bu gezide herhalde börekti, köfteydi derken Tuna bir kilo, Ege de yarım kilo karides yemiştir.

Eveeeeet! Tayland gezimizi 1.5 kiloluk lagos ile kapatıyoruz. Her ne kadar biz ızgara veya tava balığa alışmış olsak da Tayland, Malezya ve Çin gibi uzakdoğu ülkelerinde balığı genelde buharda pişirip, üzerine sos ilave ederek önünüze getiriyorlar. İlk başlara Malezya’da buna alışamamış, “Ulan yine mundar etmişler caanım lagosu” desem de neticede farklı lezzetlere açık olmak lazım. Tamam evde böyle pişirmeyiz ama madem tatildeyiz o zaman gak guk etmemek, keyfini çıkartmak lazım. Hem de o kişniş yaprakları bambaşka bir lezzet katmış, son dokunuş müthiş olmuş.


Arkadaki otlara da değinmek istiyorum. Ayıptır söylemesi otlarıyla ünlü İzmir’de büyüdüm. Sebzelerle aram pek iyi olmasa da Ege otlarını çok severim. Malezya’da olduğu gibi Tayland’da da otlardan şahane yemekler yapıyorlar. Morning Glory denen bu ot, sarımsak ve soya sosu ile birlikte pişiriliyor. Eve dönünde gelip baktım, Gündüz sefası diye geçiyor ama bildiğimiz çiçek olan Akşam sefasımı emin değilim. Siz Morning Glory diyin onlar getirirler.

Yemek sonrası kapanışı Tayland usulü tatlılar ile yaptık. Tempura kızarmış muz ve ananas yedik ikisi de fena değildi. Muzda pek fazla numara yoktu diyebilirim, daha çok diyet işi gibiydi. Bizim lokma tatlısına benziyor ama kızartıldıktan sonra şerbete batırılmamış. Şerbet ortada ayrıca getirilmiş, isteyen istediği kadar bandırıyor.


Ama ananas öyle değil, dışı kıtır içi sulu sulu olduğu çok daha fazla beğendik. Hiç şerbete ihtiyaç olmadan kıtır kıtır götürdük. Dışındaki kıtırlaşmış hamuru “hort” diye ısırıyorsun, anansın suyu “horş” diye ağzına boşalıyor.


4 büyük 2 çocuk yedik içtik, güzel zaman geçirdik, 1500 Baht hesap ödedik. Neredeyse çerez parası! Ortamın güzelliğini, yemeklerin kalitesini, personelin sıcak davranışlarını da hesaba katarsanız L.Maladeee Restaurant’ı bu Tayland gezisinin en iyi lokantası seçebilirim. Keşke daha önceden keşfetseymişiz diyecem ama bu sefer Thai Cat’e ayıp olacak. Ama en azından akşam yemekleri için listenize alın derim. Lezzetsiz balıklardan sıkılanlar için, burası kaçırılmaması gereken bir yer.


30.11.2014      Pazar              Krabi – Kuala Lumpur
Son günümüzde kahvaltıyı hiç otelde almadan dışarı çıktık. Lanta Mermaid Boutique House allah için çok çok güzel tertemiz bir oteldi. Ama kahvaltısında pek yöresel lezzetler olmadığı için direk fix mekanımız Thai Cat’a gittik.


Thai Cat bu gezimizde en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Aynı L.Maladeee Restaurant gibi personel pek bir ilgili sevecen ve güzeryüzlü. Denize nazır sabah çorbası Tom Yam ile Tayland turunu kapattık.


Tom Yum çorbasının çok acı yapıldığını söylemiştim, ama içine bizdeki gibi kırmızı pul biber konduğuna ilk defa şahit oluyorum. Genelde Tayland’da acı olması için kırmızı biber salçası (Thai Chili Paste) koyarlar. İlk defa böylesine denk geldik. Eskiden acılı terbiyeli işkembe çorbası içerdim, şimdi acılı hindistan cevizi sütlü tomyam çorbası. Hey gidi dünya lezzetleri.


Tayland’a gelmeyi düşünenlere, denize nazır yayılıp kafayı dinlemek isteyenlere Koh Lanta’yı tavsiye ederim. Puket'in 20 sene önceki hali gibi. Bu arada Fransızların Survivor Programı zamanında Koh Lanta’da çekilmiş, hızlı bir şekilde kalabalıklaşıyor. Yediğimiz tüm yemeklerin belli bir düzeyi tutturduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem sadece ana yemekler için değil, karidesten çirbalara kadar her yemek için geçerli. Tayland’ı yine sevdik yine sevdik, 5. kez geleceğimize kesinlikle eminim.

Son bir not daha; “Parayı Malezya’da kazanacan, Tayland’da yiyecen” 2014-2015 yıllarında uzakdoğuda yaşayan bir gezgin atasözü J



Sosyal medya hesaplarımız;






15 Eylül 2017 Cuma

Tayland - Ao Nang

Yeni ülkeler görmeyi ve yeni lezzetler keşfetmeyi eskiden beri seviyoruz, o yüzden de mümkün olduğunca daha fazla yeni ülke görmek istiyoruz, bir sonraki seyahatlerimizde buna dikkat ediyoruz. Fakat ilk kez 2001 yılında gittiğimiz Tayland’a hasbelkader yolumuz hem 2006’da hem de 2008’de tekrardan düşmüştü. Malezya’da yaşarken 2 yıl boyunca hiç Türkiye’ye tatil için gitmeyip civar ülkeleri gezeriz demiştik, 50USD’a uçak bileti bulunca da Tayland’a 4. kez gitmekten de çekinmedik.

Çocuklar ufak olduğu için annem saolsun 3 ay Malezya’da yanımızda kalmıştı. Son 3-4 haftasında babam da gelince hem Malezya’yı hem Taydand’ı gezdirip onları da 60’ından sonra gezgin yaptık. Kuala Lumpur’dan Krabi’ye uçup önce Ao Nang’ı sonra da Koh Lanta’yı gezdik, 9 sene sonra özlediğimiz Tay mutfağına tekrar kavuştuk. Buyrun sırtçantalı çoluk çocuk babanne ve dedeyle çıktığımız 4. Tayland seferine.

1 USD = 33 Baht



23.11.2014      Pazar              Krabi
Malezya’da yaşayıp civar ülkelere ucuza gitmenin yolu Air Asia’dan geçiyor. Her ne kadar bir önceki Singapur yazısında Subang havalimanını kullanan Firefly ve Molindo Air’den bahsetmiş olsam da KLIA2 terminalini kullanan Air Asia’nın uçuş ağı inanılmaz geniş arkadaşlar. Özellikle uzak doğu asyanın en güzel ülkelerinden biri olan Tayland’a.

Promosyon zamanı ileri bir tarihe bilet alırsanız çok komik fiyatlara uçabiliyorunuz. Biz 4 yetişkin, 1 çocuk ve 1 bebek yolcu için Kuala Lumpur – Krabi – Kuala Lumpur uçuşuna 1385 MYR = 329 USD ödemiştik. Yanlız Air Asia’nın her bir bagaj için ayrıca ücret aldığını ayrıca belirteyim, önceden internetten alırsanız daha uygun oluyor, yoksa havalimanında öpüyorlar.


Uluslararası uçuş filan ama toplam yolculuk Ankara-İstanbul gibi 1 saat sürüyor. Otelden transfer için teklif almıştım, tek yön 1100 Baht fiyat çektiler, biz ise her zamanaki taktik ile havalimanının geliş katına gidip, yolcu getiren bir taksiyle 500 Baht’a anlaştık ve yarım saat sonra Ao Nang’a vardık.

Deevana Plaza Krabi eskiden Accorhotels grubuna bağlıymış. Eli yüzü temiz 4* bir otel, gecelik oda ücreti 2843 Baht. Eskiden olsa couchsurfing veya hostel filan yapardık ama çocuklar olduktan sonra standartları biraz yükselttik. Normalde her oda için ücetsiz 1 çocuk yatağı konuyor, yanyana 2 oda isteyip, her ikisine de birer çocuk yatağı isteyerek ekstra ücret ödemekten yırttık.

Otelin hemen yakınlarındaki Swiss Chalet’in kahvaltı salonu epey dolu olduğu için daldık içeri. Mutfaktan buram buram Tayland yemeği kokuları yükseliyordu. Tayland demek Phat Thai demek, Tom Yum demek, Tom Kha Kai demek. Elbette Ege mutfağını çok seviyoruz, ama şu bir gerçek ki Tayland mutfağı bizim ilk göz ağrımızdır. Hele hele 16 sene önce Bangkok Kao San Road’da seyyar satıcıların yaptığı Pat Thai ile tekrar buluşmamız, anlatılmaz yaşanır cinsten. Lahana, taze soğan, karides, pirinç makarnası ve yerfıstığı ile yapılan Tayland usulü kızarmış makarna açık ve net bir şekilde dünyadaki en sevdiğim yemeklerden biri.


Tom Kha Kai benim Tayland mutfağındaki favori çorbam. Daha meşhur olan Tom Yum biraz acı olduğu için ertesi gün tuvalette sorun yaşatabilir, ama güzelim Tom Kha öyle mi? Misler gibi hindistan cevizi sütü içinde pişen tavuklu mantarlı çorbam burcu burcu limon otu (lemongrass) kokuyordu. Çorbanın suyu çok lezzetli. Ama içerken dikkat edin içinde “Kaffie Lime Leaves” denen bizim defne yaprağı gibi sadece koku vermek için konan ve yenmeyen yapraklar ve lemongrass var.


Aslında Swiss Chalet’in tam karşısında benzer yemekleri yapan adı sanı olmayan yerel dükkanlar vardı ama, gelir gelmez annemlere kültür şoku olmasın diye Swiss Chalet’i tercih ettik. Çok da iyi etmişiz, hem fiyatlarından hem lezzetinden pek bir memnun kaldık. Taze meyve suyu 90 Baht, Tom Kha 160 Baht, denizürünlü Pad Thai 160 Baht, Big Swiss Breakfast 220 Baht.

Ao Nang sahilleri Andaman denizine nazır ve direk Phuket ve Phi Phi adalarına bakıyor. Deniz tertemiz ve kumsal olduğu için çocuklar için bulunmaz nimet. Fakat Ao Nang sahili artık kalabalık ve turistik bir hale geldiği için genelde şehrin biraz dışındaki fazla yerleşimin olmadığı bakir kumsallar daha çok tercih ediliyor. Ertesi gün longtail denen yerel teknelerle Railey Beach’a gitmek üzere anlaştık.


2006 Tayland turunda Bangkok-Pattaya turuna katılmış, Bangkok’tan sonra grup Pattaya’ya giderken, biz ayrılıp Krabi-Ao Nang’a gelmiştik. 10 sene önce o zamanlar çoluk çocuk olmadığı için ve pek de paramız olmadığından denize biraz uzak bungalowlarda kalmıştık. Yıllar sonra şartlar değişince haliyle konaklamalarda biraz değişiklikler oldu.

Ama yemek konusunda en ufak bir değişiklik yok! Yine sokak yemekleri yine sokak yemekleri. Akşam için adresimiz otele 100 metre mesafedeki Kam Pumg Restaurant. Plastik sandalyelerde oturulan, plastik tabaklarda bol kepçe yemek veren esnaf lokantası gibi bir yer. Bizim Tuntun Malezya’da Cumartesi günleri mangalda karidese alıştığı için tabiri caizse cennete düştü. Tayland demek deniz ürünleri demek, ve bilhassa karides demek. Eline bir tane veriyorsun jumboyu 4 dişiyle geveleye geveleye yiyor. Abisi gibi kofti değil, harbi löplöpçü.


Bizim fiks yemeğimiz her zamanki gibi Pat Thai, ama bu sefer biraz bol acılı yapmışlar, çocuklar yiyemedi. İşin güzel tarafı makarnadan çok sebze koymuş ustam, o sebzeler de çok az pişirildiği için kütür kütür kalmış. Karides elbette olmazsa olmaz. Ortaya karışık tadımlık koyduk, babam bile çok sevdi. “Babam bile” diyorum, zira Tayland’e gelip Mc Donalds’dan çıkmayan bir çok insan biliyorum.


Acıyla aram fena değildir, 9 sene Antep ve Urfa’da yaşadım. Ama Tayland mutfağında “Ustam acılı olsun” dedin mi gerçekten çok acı geliyor. Çocuklar da pek acı yemedikleri için hindistan sütlü yemeklere dadandık. Bir Egeli olarak kalamarı çok severim. Yunan adaları gezilerinde veya Bodrum akşamlarının vazgeçilmez arasıcağıdır. Ama soğanlı ve hindistan cevizi sütüyle yapılan sulu yemeğine daha önce hiç rastlamamıştım, gayet de güzel yapmışlar.


Eski takipçilerim bilirler, çiğ sebze ve salata ile pek aram yoktur. Bir havuç salatası bir de roka salatası yerim o kadar. Tayland’da ise yeşil mango salatası diye bir şey keşfettim, hem lezzetli hem sağlıklı! Tüm seyahatimizde hep birlikte dayandık mango salatasına. Normalde mangoyu şeftali gibi yumuşak tatlı sulu sarı renkli bir meyva olarak bilirsiniz değil mi? Salataya konan mango ise daha henüz tam olmamış mangolardan yapılıyormuş. Rengi hafif beyaza kaçıyor, kütür kütür havuç gibi sert. Bildiğin “kelek mango” yani. Kurutulmuş ufak çimçim karides takviyesi ile tam bir lezzet bombası olmuş. Dibindeki suyu kafaya dikmelik.


Mango gibi bir de yeşil papaya salatası var ki birbirlerine çok benziyorlar. Bu salatayı ise 2008 Vietnam gezisinden tanıyorum. İçine yeşile kaçan (kelek) papaya, acı biber, fıstık ve misket limonu suyu (lime) koymuşlar. Annem genel olarak yeni lezzetlere açıktır, ama babam biraz mesafelidir. İlk günün hatrınamıydı bilmem ama 70 yaşında adam, ne hindistan cevizi sütlü kalamarı, ne de yeşil yeşil papaya salatasını hiç yadırgamadı.


Çocukların seyahatlerde en sevdiği yiyeceklerden biri kızarmış köfte börek gibi kıtır yiyeceklerdir. Tesadüfen menüde gördüğümüz kızarmış karides köftesi çocuklar için bulunmaz kaftan. Dışarıda restoranda yemek yediğimizde Tuna açsa zaten ne bulsa yiyor da, Ege sulu yemeklerden bunun gibi kızarmış hamur ve köfte gibi şeyleri daha rahat yiyor. Bu arada ortadaki sosumuz Plum sauce! 2001’de ilk kez kendisi ile tanışmış, teeeee o zamanlar valizde Türkiye’ye getirmiştim.


Ananas yatağında pilav bu Tayland gezisinde keşfettiğimiz ve çok sevdiğimiz bir başka yemek oldu. Taze soğan, ananas ve karides ile birlikte pişen pilavı bir ananasın içinde servis ediyorlar, özellikle ufak çocuğu olanlara tavsiye ederim. Her türlü kızarmış pilav uzakdoğuya giden çocuklu ailelerin kurtarıcısıdır. Ufak bir tüyo vereyim, 7-Eleven marketlerden ufak bir yoğurt almayı ihmal etmeyin.


Aynı Pat Thai’de olduğu gibi kızarmış pirinç (fried rice) yaparken de yumurta kullanıyorlar. Hem pirinçleri toplamaya yarıyor, hem lezzet veriyor, hem de çocuklar için protein kaynağı. Tatlı ananas zaten bir yemeğin içine girince olayı bambaşka bir boyuta taşıyor, karides ise tam anlamıyla pilavın lezzetini patlatıyor. Yemek sonunda bir bakmışsınız pilav bitmiş, ananasın kabuğunu sıyırıyordunuz.


Sokak kenarında kurulan Kam Pung Thai Food Restaurantı çok rahatlıkla hepinize tavsiye ederim. Hem menü geniş, hem çok ucuz, servis hızlı, yemekler lezzetli daha ne desem bilemiyorum. 3 gün burada yemek yiyip her gün 5 çeşit yemek söyleseniz menüyü bitiremezsiniz.

Ao Nang’da ulaşım çok kolay. Taksileri tercih edebileceğiniz gibi daha ucuza tuk tuk kullanabilirsiniz. Bebek arabalarıyla birlikte 3 büyük 2 çocuk arkaya rahatlıkla sığıyor, ben de genelde şoförün yanına oturup yol tarif ediyorum. Yemek sonrası Ao Nang sokaklarında biraz turlalayıp akşam birasını içtik ve geç olmadan otelimize döndük.


24.11.2014      Pazartesi         Krabi
İlk günün hengamesini üstümüzden atıp, Tay mutfağına ailecek efendi gibi bir giriş yaptıktan sonra, ikinci gün kahvaltısını dün akşam yediğimiz Kam Pung’da yapmaya karar verdik. Deevana Plaza’nın kapısından çıkıp anayola çıkmadan önce sol tarafta (Soi 8, Ao Nang). Antep ve Urla mutfağından tanıdığımız katmerle 2. güne başlangıç.


Hamur ince açılıp sac tavada yağda kızartılıyor. Yanlız ebat olarak Urla’daki veya Antep’deki kadar büyük değil, olsa olsa 30 cm çapında. Ondan sonra içine neler koymak istediğiniz söylüyorsunuz. Peynir soğan, krema, muz, hindistan cevizi, çikolata, çilek, jambon.... artık size kalmış.


En güzeli önden bir peynirli yaptırmak sonra da muzlu ile kapanış. İlki kahvaltı niyetine, diğeri cila.


Kremayı malesef Malezya’da olduğu gibi burada da çok seviyorlar. Katmer hoş güzel ama şekerli şeyler yemeği pek tecih etmiyorum. Hele hele kremalı hamur işi yemek Tayland mutfağına nereden girmiş anlamak mümkün değil. Ha kötü müydü? Sümme haşa, üçüncüyü söyledik, orası ayrı. Dede bir yandan, torun bir yandan ma-aile götürdük.


Hazır menüde Tom Kha görmüşken bugün de yerel teyzenin elinden deneyelim dedim, çok da memnun kaldım. Hindistan cevisi sütü geçen seferki gibi çok sulu değil, koyu kıvamdaydı. Soğanlar güzelce kızarmış ama diri kalmış, taze soğanlar yemek ocaktan alınmadan az önce atıldığından kütür kütür. Tavuklar zannımca önceden marine edilmiş, ısırdığınız zaman içinden buram buram zencefil ve sarımsak tadı fışkırıyor. Kesinlikle çok başarılı, kesinlikle çok lezzetliydi. Yazın kenara, Tom Kha!


Kahvaltıdan sonra hesabı ödeyip tam kalkarken, katmerci teyzenin oğlu geldi. Hem de koca bir ananas dolusu motorla. Sizce ne yaptık?

A.    Hesabı ödeyip ayrıldık
B.     “Aaaa bu ne?” dedik
C.     “Yardır oğlum oradan 2 tane” dedik
D.    2 tanenin üstüne 1 tane de yolluk aldık


Sahilden kalkan longtail boat denen teknelerle 15-20 dakikada Railay Beach’a ulaşabiliyorsunuz. Bu civarların en güzel en demiz denizi Railay Beachmiş. Bir iki otel ve lokantadan başka yerleşim birimi olmadığı için medeniyetten uzak, denizi de ona göre çok temiz. Kumlarda oynamak zaten çocukların en büyük zevki. Ege ile Tuna’yı saldık çayıra mevlan kayıra.


Railay Beach’in ortasında 5-6 adet lokantanın olduğu bir sokak var. Denize nazır, ister buz gibi biranızı içebileceğiniz isterseniz de koca bir balık sipariş edebileceğiniz basit lokantalar var, ama fazla bir beklentiniz olmasın. Hemen kafadaki denize bakan Flame Tree’ye oturduk.


Öğlen vakti çok sıcak olduğu için hafif geçiştirdik. Her ne kadar menüde çorbalar Pad Thai’ler olsa da sadece papaya salatası ve mango salatası sipariş ettik. Som Tam denen yeşil papaya salatasında papaya, limon, sarımsak, acı biber, tomates, caju fıstığı, yer fıstığı, Tayland balık sosu ve palmiye şekeri koymuşlar, bir içim su.


Sıcak bir sahil kenarında yenebilecek en güzel yemeklerden biri. Gönül ister ki patates kızarması & bira yapalım, sonra güneşin altında kelle olalım J ama papaya salatası yetti de arttı bile. Hazır yerel bir lezzet bulmuşken, affetmeyin derim. Yoksa patates & bira her yerde bulunur.

Yok ben papaya yemem diyenler de mango salatası var. Bunun içinde ise kurutulmuş acı biber tozu, fasulye, hindistan cevizi, shallot denen arpacık soğanı ve kaju fıstığı koymuşlar, tam bir lezzet karşaması. Mango salatası papaya salatasına göre biraz daha sulu ve tatlı. Tamam salata diyoruz, sağlık diyoruz ama kesinlikle üzerine 2 parça karidesi hakediyor. Aynen New York’a her gidişimde müptelası olduğum Vietnam Lokantası Nha Trang One’da yediğim salata gibi.


Öğlen yemeğini son derece hafif ve sağlıklı geçiştirdik desek de yemeğin sonunda ufak bir kaçamak yaptık ve Mango & Sticky Rice ile kapanışı yaptık. Sticky rice dedikleri bizim bildiğimiz pilavın hindistancevizi sütüyle birlikte hafif diri kıvamında yapılması. Yanına da bildiğimiz sulu ve tatlı mango koyuyorlar. Salatadaki gidi kelek değil!


Pilav ilginç bir şekilde hafif tatlı ve yapış yapış. İçindeki hindistancevizi sütü ilginç bir ferahlık veriyor. Mango ile tatlı pilavın tadı birleşince damakta lezzet patlamaları oluyor. Bir anda dünya güzelleşiyor, tabağı yalamamak için kendinizi zor tutuyorsunuz.


Railay Beach’de Flame Tree Restoran tavsiye edebileceğim düzgün bir yer. Yanlız garsonlarda ve serviste ciddi sıkıntı var. Çok aç karnına yüksek beklentilerle gitmeyin. Fiyatlar fena değil, papaya salatası 175 Baht, mango salatası 130 Baht, Mango & Sticky Rice 195 Baht, deniz manzarası fiyatlara dahil.

Railay West kumsalın kenarında bir kaç lokanta ve bir kaç ufak hotelin olduğu tertemiz cillop gibi bir kumsal. Ayrıca bir de Railay East denen kumsal daha var, ama burası daha çok büyük otellerin, restoranların olduğu, ATM filan bulabileceğiniz bir yermiş. O yüzden hiç şansımızı zorlamadık, ertesi gün yine ayrı yere geldik. Deniz sahil kumsalı seviyorsanız, ve cıptıs cıptık eller havaya değil de kafayı dinlemek istiyorsanız, Railay Beach West tam size göre.


Akşamüstü otele dönüp duş alıp dinlendikten sonra akşam yemeğine seneler önce 4 gün üstüste geldiğimiz Wang Sai Seafood’a gittik. Ao Nag sahilinde otele neredeyse yürüme mesafesindeki bu restoranda 2006 Tayland turunda lagosa benzer paggao denen balık yemiştik. Bir hevesle gittik ama o gün paggao yoktu, biz de ıvır zıvır deniz ürünleriyle masayı donattık.


Malezya ve Tayland gibi memleketlerde karides olmazsa olmaz. Una bulanıp kızartılmışından tut, kabuklarıyla birlikte ızgara edilen çeşit çeşit karides var. Önden kızarmış istedik hiç üzmedi. Kabuğu soyulmuş sıcak karidesleri ısırdığında lezzetli suyu FIÇÇIK diye ağzınıza akıyor. Normalde kabuğunu soyduktan sonra pişirilen karidesten pek hayır gelmez, ama bu o kadar taze ki pek bir şaşırttı.


Kalamarın bizim bildiğimiz Ege kalamarı ile pek alakası olmasa da yumuşak ve lezzetliydi. Ama o Selimiye’de Datça’da yediğiniz kalamardaki deniz kokusunu alamıyorsunuz. Kızartma sistemleri değişik, üzerinde sanki talaş gibi bir şey var, kalamarın kıtırlığını korumasına yardımcı oluyor. Yanındaki acı sosa pek bulaşmadım. Zira eski takipçiler iyi bilir, deniz ürünlerini Mardin usulü acılı sevmiyorum.


Izgara karidesler bizim bildiğimiz usul kabuğuyla birlikte mangalda ızgara edip getirmişler. Yanında getirilen yeşil sos ise tam bir bomba. Sarımsak, zencefil, lime suyu ve taze kişniş ile yapılan salsa sos karidese bu kadar mı yakışır anlatamam. Türk mutfağında pek bulunmayan taze kişnişten genelde insanlar ya nefret eder, ya da çok sever. Ben ve Özenç ikimiz de ikinci gruba dahiliz.


Midyeyi sevmeyen yoktur. Bizde her ne kadar ya una bulayıp kızartma ya da bol baharatlı dolmasını yapsalar da midyeyi tencerede pişirerek löp et yemeyi daha çok seviyorum. Efsanevi Hırvatistan gezisinde tencerede midye ile tanışmış, daha sonra yıllarca dünyanın bir çok ülkesinde tencerede pişen midye arayışı içine girmiştim.


Çocukların Tay mutfağına kolay kolay alıştıklarını söyleyemem. Kızarmış springroll bizim sigara böreğine benzer bir şey, adamlar bunu bile karidesli yapmılkar. Alternatif olarak sebzeli veya tavuklu da var elbette. Çocuklu ailelerin masasında bulunsun.


Wang Sai Seafood Restaurant Ao Nang sahilinde bulunan kallavi bir deniz ürünleri restoranı. Balık, karides, midye her nevi deniz kabuklusu zibil gibi, deniz ürünleri üzerine oldukça zengin. Sokak kenarındaki seyyar lokantalar gibi ucuz değil, hatta denize nazır olduğu için sanırım manzara parası da fiyatlara ayrıca ilave ediliyor. Ama buna rağmen yemekler 150-200 Baht civarında. 4 kişi yedik içtik toplamda 1450 Baht (43 USD) hesap geldi. Tayland için pahalı, ama Türkiye’den gelenler için uygun fiyatlı bir restoran.


25.11.2014      Salı                  Krabi
İlk gün kahvaltı ettiğimiz Swiss Chalet’in yemeklerini çok beğenmiştik, Ao Nang’daki 3. ve son kahvaltımızı yine burda yaptık.

Roland Baba zamanında İsviçre’ye “Bye bye” diyip Tayland’a gelmiş, 3-5 sene gezdikten sonra burada ufak bir pansiyon açmış. Kahvaltı menüsünde batı usulü ve Tayland usulü farklı yemekler var. Elbette tereyağlı ballı tost ekmeği yemedik ama İsviçre’lilerin milli yemeği olan rösti denemesek olmazdı. Haşlanıp rendelenmiş patatesi tereyağında tavada kızartıyorlar, üzerine peynir ilave edip, sahanda yumurta koyuyorlar. Rösti Özenç’in verdiği siparişti ve açıkçası çok nefisti! Herkes ucundan tırtıkladı, ikinciyi söylemek zorunda kaldık.


Çok acı olur diye ilk gün söylemeye çekindiğimiz Tom Yum çorbasının domuz, dana, tavuk veya deniz ürünlü olarak alternatifleri var. Çeşit olsun diye bir dana etli bir de deniz ürünlü söyledik. Dana eti dediysem benim Malezya’daki en sevdiğim çorbacı Lai Fong gibi löp dana eti değil, meatball dedikleri köftelerden koymuşlar. Çorbanın suyu lezzetli ama köfteler ehhh işte! Acısıyla ekşisiyle, üstüne ilave edilen taze soğanla anca maçı götürdü.


Tom Yum dediğin çorba deniz ürünlü olur arkadaş. Siz bizim gibi hataya düşmeyin, dana tavuk filan hikaye. Mis gibi karides varken, ne girersin dana eti fantazisine?!? İşte bak bu çok daha güzeldi. Acısı da sağlam, iki kaşık alıyorsun ciğerlerin açılıyor. Oh mis!


Yanlız Tom Yum çorbasında zart diye ısırıp yiyemeyeceğin o kadar çok şey var ki, çorbayı içerken onları ayıklaması biraz zahmetli. Çorbayı yalayıp yuttuktan sonra tabakta kalanlar budur! Bizim defne yaprağına benze kaffir lime yaprağı, kalın kesilmiş taze galangal (zencefilim kız kardeşi), limonotu (lemongrass), karidesin kuyrukları ve benim yemediğim domates parçaları.


Son olarak sıra geldi çocukların eeeeen sevdiği yemek olan kızarmış pilava. Ufak ufak kestikleri etleri ve sebzeleri tavada harlı ateşte çevirip, dün akşamdan kalan pilavı kakalamak suretiyle “Kızarmış Pilav” adı altında bir şaheser yaratmış abiler. Yanlız bu dünden kalan pilavı değerlendirme sanatı sadece Tayland’a has bir şey değil, Malezya’da da çok yaygın. Hatta Malay Çinlileri içine bir de yumurta kırıp sarımsakla karıştırdıktan sonra pirinçleri ilave eder ki pek bir severim. Burada ise pilav üstü sahanda yumurta yaparak sanatını konuşturmuş Ao Nang’lı ustam.


Odalarını görmedim ama bir daha yolum Ao Nang’a düzerse Swiss Chalet’te kalabilirim. Her ne kadar patron bir yabancı olsa da çalışanların tamamı Tayland’lı ve her iki gelişimizde de keyifli zaman geçirdiğimiz ve kahvaltıdan büyük zevk aldığımız bir yerdi. Lokantasına diyecek bir şey yok, büyük bir ihtimalle odaları da restoranı gibi düzgündür.

Dün gittiğimiz Railay Beach’in tadı damağımızda kalmıştı ama, başka yerleri de görelim diye önce Koh Hong adasına tekne turu yaptık, oradan Railay Beach’e devam ettik. 4 yetişkin 2 çocuk olmanın avantajı ile tura katılmak yerine yarım günlük longtail boat kiraladık.

Sabah kahvaltısı epey kuvvetli olduğu için öğlen yine salatadan devam. Bu gezinin yıldızı zannımca yeşil papaya salatası oldu. Kıtır kıtır yapısıyla, ekşi tatlı ve sulu lezzetiyle adeta müptelası olduk. Arada bir yandan taze soğan tadı alıyorsunuz, bir yandan da kıtır kaju fıstıkları ağzınıza geliyor, dibinde balık sosu, pirinç sirkesi ve palmiye şekeri ile hazırlanan suyu var. Bakın şuraya yazıyorum, oscara girse kesin kazanır, en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu, ne varsa siler süpürür.


Akşamüstü otele dönmeden önce Ao Nang sahillerinde turladık, güneşi batırmadan önce sahil kenarındaki Long Tail Boat Restaurant’a oturduk ve denize nazır “dozunda serserilik” yaptık.


Deniz kenarında akşamüstü yenilecek en güzel yemek nedir? Bence bira & patates NET! Her ne kadar “papaya salatası yedik, formumuza dikkat ettik” filan desem de 3 gün boyunca salata yemekten içim kan ağladı. Patates kızartmasını seviyorum arkadaş. Donmuş olmayacak, taze patatesten olacak, kovayla versinler akşama kadar oturur yerim. Bu arada Ege’nin de eeeeen sevdiği şeydir patates kızarması.


Malezya’da içtiğimiz fiks bira Tiger, Singapur’da üretiliyor. 2001 yılında Tayland’da Singha ile tanışmıştık. Şimdi Tayland’da olduğumuz için yöresel lezzetlere saygılan Singha içmek lazım ama arasındaki fark nedir diye anlamak için her ikisinden de sipariş ettik. Hangisi daha güzel testi yaptık, ikinci şişelerden sonra güzel olduk, aradaki farkı hiç anlamadık.


Long Tail Boat Restaurant denize nazır, hafif janjanlı bir restoran olduğu için akşamüstü oturup bira içip güzel zaman geçirmek, deniz kokusunu içinize çekmek, güneşi batırmak veya dinlenmek için kesinlikle en doğru yerlerden biri. Ama akşam yemeği için buraya o kadar para vereceğime, sokak lezzetlerini tercih ederim.


Otele dönüp duş alıp biraz dinlendikten sonra son akşam yemeğimizi yöreselin dibine vurup seyyar lokantalardan yedik. Zira şaşırtıcı bir şekilde 3. Günümüz olmasına rağmen ekipten kimse yemeklerden şikayetçi değildi. Sokak kenarında kurulan kapısı bacası olmayan seyyar lokantalarda fiyatlar inanılmaz ucuz oluyor. Swiss Chalette 150-200 Baht’a yediğimiz Pad Thai buralarda 50 Baht (2001’de ilk Tayland’a gittiğimizde 35 Baht’tı)


Seyyar lokanta konusunu biraz açalım. Gündüz sıcaktan dolayı açık olmayan, sadece akşamüstleri açıp gece geç saatlere kadar yemek veren, plastik taburelerde bulduğunuz yere çöküp çok ucuza klasik Tay yemekleri yiyeceğiniz yer. Buralarda genelde yaşlı teyzeler yemek yapar, kızı veya gelini de hem garsonluk hem de kasiyerlik.


Kızarmış karides, deniz ürünlü Pad Thai, kızarmış pilav ve sticky rice sipariş ettik. Porsiyonlar düdük kadar değil, insan gibi yiyen birini rahatlıkla doyurur.


“Allahın makarnası işte ne var bunda ?” diyebilirsiniz ama benim için Tayland demek Pad Thai demek, yani Tayland usulü kızarmış makarna. Döküm tavada çevrilen karideslerin üzerine sebzeler eklenip hemen sonra da önceden haşlanıp soğutulmuş pirinç makarnaları ekleniyor. Son olarak fish sauce, demirhindi ezmesi, balık suyu, kurutulmuş karides konarak bir güzel kıvama getiriliyor. Tabağa alındıktan sonra da öğütülmüş yerfıstığı ve lime ile son dokunuş yapılıyor.


Karides sevmeyen var mıdır hiç? Bizim sülalede bir tek Ege pek sevmez o kadar. Ama dışı kıtır kaplı olunca “turuncu köfte” diye kaptırdık gitti. Çocukların yemek seçmesi gerçekten kötü bir durum, ama çocuk “Balık” veya “Karides” sevmiyorsa, derin yağda kızartıp “Turuncu Köfte” “Beyaz köfte” adı altında gazlayabilirsiniz. Sistem çalışıyor! Hiç unutmam ben de çocukken patlıcan yemezmişim, teyzem birgün Ali Nazik yapıp “Kokoreç” diye gazlamış bana, o gün bugündür patlıcan yemeklerinin hastasıyım.


Yok bu kadar şeyle doymaz çocuk diyen babannenin hatrına bir de pilav söyledik. Çocukların en sevdiği şeylerden biri fındık fıstıktır. Özellikle kızarmış pilava bol bol kaju fıstığı attırın. Özellikler fıstıklarını kendisi seçe seçe yiyecektir.


Seyyar lokantalarda yemek tamam hoş güzel ama deniz ürünlerini her ne kadar çok sevsem de sıcaktan dolayı biraz çekinceliyim. Gece gündüz farketmez, sıcaklık hep 30 derecenin üstünde olduğu için balık yerken aman diyeyim dikkat edin. Pişirmeden önce balığı kendi gözünüzle görüp, koklamayı ihmal etmeyin.


Kapanış ise Mango Sticky Rice ile mutlu son. Geçen gün Railay Beach’de 195 Baht verip yediğimiz (içime oturdu) tabak burada 30 Baht’tı Balki gramaj olarak aynı değildir ama hadi 2 porsiyon ye yine %30 daha ucuz.


Diş problemi olan bebelerin dedelerin, iştahı her daim açık babaların, annelerin haminnelerin, herkesin ağzına layık bir şey. Hafif tatlı olduğu için yemekten sonra tatlı niyetine yeniyor. O yüzden yıka basa yiyip karnınızı doyurmayın, Tayland’da sticky rice’ı kaçırmayın.


Hesabı ödeyip kalktıktan sonra hemen 20 metre ileride katmerciyi görünce Ege’nin israrıyla bir iki tane de katmer söyledik. Tatile çıkınca yemek konusunda kendimi tutamıyorum. Hem kendim yiyorum hem de anayemeğini güzel yemeyen çocukların abur cubur yemesine izin veriyorum. Neticede tatildeyiz, 1 haftalığına onların da gönlü olsun.


Aşırı nemli ve sıcak havasından dolayı Tayland’da bol bol terleyeceksiniz, sıvı kaybınız olacak. Şekerle sorununuz yok ise taze sıkılmış meyve suyunu tavsiye ederim. Yemekten önce de olur, sonra da olur, yemekle birlikte de olur. İçine birazcık süt ilavesi yaptırırsanız daha sağlıklı olur, şeker hemen kana karışmaz.


Seyahat bir tutkudur! Çocuklu çocuksuz sırtçantalı bekar farketmez. Son 2 yıldır özellikle çocukla seyahat konusuna daha çok değiniyorum ki “Ay bizim ufak çocuk var, Tayland’a gidemiyoruz” gibi endişelere düşmeyin diye. Otele dönmeden önce sokaktan çevirdiğimiz bir minibüs ile pazarlık yaptıp anlaştık. Yarın sabah erkenden Koh Lanta yolcusuyuz.

Sosyal medya hesaplarımız;


Koh Lahta yazısı az sonraaaa...


Gittiğimiz ülkeler