4 Eylül 2017 Pazartesi

Singapur

Seneler önce 2001 yılında ilk uzakdoğu turumuzu planlarken Singapur’u da programa dahil etmeyi düşünmüş, ama biraz araştırınca Singapur’un klasik bir uzak doğu ülkesi olmadığını “Doğunun Paris’i” diye bir laf vardır ya, işte bu lafın tam olarak Singapur için geçerli olduğunu öğrenmiş, programdan hemen çıkartmıştım. Yakın başkentler Bangkok, Kuala Lumpur, Denpasar gibi harala gürele olmayan, çok daha düzenli ve temiz, şatafatlı bir yermiş meğer. Hal böyle olunca yemekten konaklamaya, ulaşımdan buzdolabı magnetine kadar her şey Malezya’nın 2 misli daha pahalı, ama lezzet kültürü en az Malezya kadar renkliydi.

Malezya’da 2 sene yaşayınca, hemen kapımızın dibindeki Singapur’a gitmemek olmazdı. Neticede sınır komşumuz, bu mutfağı tanımak bizim de boynumuzun borcu. Hele bir de promosyon uçak bileti yakalayınca, 3 günlük haftasonu kaçamağı yaptık.

Yazıya başlamadan önce Singapur dolarının kaç TL olduğunu da şuraya bırakalım, 1 S$ = 2.5 TL zira Singapur’un gezginler için en büyük sorunu pahalı olması.


02.01.2015 Cuma
Kuala Lumpur’da 2 tane havalimanı var. İlki Avrupa’dan gelen uçakların indiği ve Air Asia’nın da kullandığı KLIA, diğeri de şehir merkezindeki diğer ucuz havayollarının kullandığı SubangHavalimanı (Sultan Abdul Aziz Shah Airport). 


Yolunuz bir şekilde Malezya’ya düşerse ve Penang, Perhentian, Langkawi adaları veya Singapur’a uçmak için Firefly ve Malindo Air gibi firmaların promosyonlarına bir göz atın derim. Biz Firefly ile gidiş dönüş kişi başı 100US$’a uçmuştuk.


Subang Havalimanını tercih etmenizin sebebi sadece ucuz uçak bileti fiyatı değil, ayrıca zaman yönetimi de olmalı. Baştan söyleyeyim esas baba havalimanı KLIA şehrin 60 km güneyinde, dolayısıyla daha baştan maça 1-0 geride başlıyorsunuz. Subang havalimanı ise şehrin göbeğinde. Ayrıca KLIA’de deli gibi pasaport sırası varken, Subang’da pasaport sırası budur!


Malezya havalimanlarında en sevdiğim özellik, pasaporttan geçip kapıda uçağı beklerken en ön sırayı engelli, yaşlı, hamile ve çocuklu yolcular için rezerve etmeleri. Kimse de çakallık yapıp en öne oturayım demiyor, ön sıralar da böylece gerçek ihtiyacı olanlara kalıyor, uçağa ilk siz alınıyorsunuz.


Efendim Kuala Lumpur – Singapur uçuşu pırpır uçakla 1 saat 20 dakika sürüyor. Ucuz havayolları olduğu için öyle ahım şahım bir ikram yok. Ama en azından bizim Pegasus gibi suyu bile paralı vermiyorlar. Ücretsiz fıstık, çay, kahve ve su ikramı var. “Çocuklar çok seviyor” diyince 7. fıstığı da rica ettik verdiler.


Singapur havalimanında pasaporttan geçerken çok ilginç bir şekilde pasaport polisi çoluk çocuk bizi bir odaya yönlendirdi. Gittiğimizde üst rütbeli çok kibar bir polis “bunun rutin bir uygulama olduğunu, neden geldiğimizi, kaç gün ve nerede kalacağımızı” sordu. İçin komik tarafı bize Abdullah Gül, Fazıl Say ve Atatürk’ün fotoğraflarını gösterip bunların kim olduğunu sordu. 10 dakikalık kibar bir sorgulamadan sonra Singapur’a girişimize izin verildi.

Havalimanından otelimiz M Hotel Singapore’a gitmek için 2 alternatif var. Metroyla giderseniz ucuz, kişi başı 1.9S$ ama yaklaşık 1 saat sürüyor (Otelimiz EW15 Tanjong Pagar istasyonundaydı). Taksiyle ise tam 16 dakika sürüyor ve toplam 20S$. Ufak çocuk ve bebekle seyahat edenler için havalimanından metro ile ulaşım biraz meşakatli, valizleri bebek arabalarını çocuklarla beraber asansör ve yürüyen merdivenlerden indirmesi kaldırması zor. O yüzden taksiyi tercih ettik, zira ilginç bir şekilde taksiler Singapur’da yemek ve konaklama gibi çok pahalı değildi.


Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra yürüyerek Lau Pa Sat’a gittik. Burası onlarca farklı büfenin olduğu bir tür food court, bence Singapur’un yemek mabedi. Malesef tam burada fotoğraf makinasını düşürdüğüm fazla fotoğrafım yok. Ama şöyle söyliyeyim, iyi yedik!


İstediğininiz büfeden istediğiniz yemeği sipariş edip parasını ödüyorsunuz, yemek hazır olunca da boş bir masaya oturup yiyorsunuz. Lau Pa Sat’ta fiyatlar Singapur’daki normal restoranlara göre uygun. Yanlız food court dediysem, Burger King, Kentucy Fried Chicken gibi ucuz fast food zincirleri yok, her biri işinin ehli lokantaların yıllardır hizmet verdiği bir yer. Farklı farklı bir çok lokanta aynı yerde topladığı için, aç karnına gelip bol bol yöresel lezzet tadımı yapılabilir.


Önce Stall 18’de Auntie Caroles’da “Prawn Noodle Soup” yedik, sonra Stall 13’te Budding Dim Sum’da 4-5 çeşit mantı ile cila yaptık, son olarak da kahve ve pasta için Stall 25’te Delicius Pascticceria’ya uğradık. Çıkışta da yolluk olarak da Stall 88-95’te Mugiho Bakery’dan kurabiye aldık.


Büyük şehirlerde en sevdiğim yerlerden biri Chinatown olur. Kimisi alışveriş için gider, kimisi de ucuz yerel lezzetler için. Bizim gidiş sebebimiz malum, ilk lezzet durağımız “egg tart” yemek için Tong Heng.


Portekiz yazısında bahsettiğim “pastais de belem” şaşırtıcı bir şekilde Malezya’da Ipoh’da “Egg Tart” ismiyle karşıma çıkmıştı. Çinlilerin ve löplöpçülerin çok sevdiği bir lezzet. Dışında kıtır milföy hamuru, içinde ise muhallebi var. Veriyorlar fırına hele bir de sıcak sıcak yakalarsanız demeyin keyfinize.


Tong Heng’in hemen karşısında China Town Food Street bulunuyor. Burada genel olarak kalite çok yüksek değil, zaten biz de yeni yemek yediğimiz için pek fazla bulaşmadık ama bir dolaşmakta ve göz atmakta fayda var. Hem yemek kültürü hem de fiyatlar hakkında az çok bilgi sahibi olursunuz.


Gelmişken kültürel faliyet namına Buddha Tooth Relic Temple ve Sri Mariamman Temple ziyareti yapılabilir. Malezya’da olduğu gibi Singapur’da da kaydadeğer miktarda Çinli ve Hintli nüfus var. Onların tapınakları -mistik havasından- dolayı camiilerden ve kiliselerden çok daha ilginç geliyor.


Sıcaktan bunalanlara taze sıkılmış meyvasuyu her deva olur. Eski takipçilerim soldaki şeker kamışlarını ve sağdaki merdaneyi hatırlayacaktır. Vietnam, Hindistan ve Tanzanya yazılarında şeker kamışlarını nasıl sıktıklarından bahsetmiştim, sopa gibi şeker kamışını merdanede sıkıyorlar, sonra biraz buz ve mandalina ilave edip içiyorsun.


Özenç’in tercihi ise dragon fruit suyu (soldaki) oldu. Genelde 2 tip dragon fruit oluyor. Birinin içi mor diğeri beyaz. Beyaz olan yemelik çok fazla tatlı değil, mor olan ise sıkmalık hem daha sulu hem de daha tatlı. Löplöpçğü dediğin Coca cola, Fanta veya Sprite içmez, yöresel taze meyve suyu içer.


Bir önceki Kuala Lumpur– Dim Sum yazısında ballandıra ballandıra anlattığım Dim Sumlar elbette yan komşu Singapur’da da var. Fiyatlar uygun olduğu için Crystal Jade La Mian’da bir oturuşta sanırım 3-4 porsiyon Xiao Long Bao yemişizdir.


Singapur demek kalite demek. Dandik bir yemeğe hiç rastlamadık. Çünkü burada insanların alım gücü var ve kalitesiz iş yapamazasınız. Mantılarımız tam olması gerektiği gibi sulu sulu yapılmıştı. Bizdeki Kayseri mantısının aksine mantının suyu mantının içinde. Dikkatli bakacak olursanız etin yağının ve suyunun mantı hamurun içinde hapsolmuş şekilde göreceksiniz.


Buhardan yeni çıkmış sıcacık bambu üstünde servis edilen bu çok mantıyı yiyenler, mantı hakkında bildiklerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalırlar. Bir lokmadan mantıyı bir atıyorsun, içindeki su ağzında patlıyor. Aşk dolu bakışlarla bir porsiyon daha sipariş ediyorsun.

New York Çin mahallesinin damağımda iz bıraktığı Siew Mai denen mantılardan sipariş etmezsem olmaz. Xia Long Bao gibi sulu değil ama kendine has bir pişirilme yöntemi var. diğer mantılar gibi kapalı değil tepesi açık.


Bu böreğe benzer hamur işinin adını hatırlayamıyorum ama Özbekistan’da yediğimiz samsaya çok benziyordu. Tam olması gerektiği gibi hamuru çok güzel derin yağda kızartılmış, dışı çıtır çıtır iç malzemesi bol bol.


İçinde ise taze otlar var. Peynirin esamesinin okunmadığı uzakdoğu asyada bir börek nasıl bir kadar güzel yapılabilir hayret ettim. Elbette kızartma olunca işler değişiyor.


Mısır çorbası oldukça güzeldi, çocuklar çorba ve böreği çok sevdiler. Nişastayla koyulaştırdıkları tavuk suyunun içine yumurta beyazı ve mısır ilave ederek hazırlamışlar, hem sağlıklı hem lezzetli. Çocuklu gezginlere kıyağımız olsun, bu uzakdoğu seyahatlerimizde acı olmayan çorbalar, börekler ve kızarmış pilav çocukların en sevdikleri yemekler oldu.


Biz de çorbanın tadına ucundan baktık tabii ama ilk yediğimiz mantı bir şaheserdi. Sanırım hayatımda yediğim en güzel mantılardan biriydi. Gürcistan’da, Rusya’da, Kayseri’de de mantı yedim ama bu kadar zevk almışmıydım sanmıyorum. O suyunu hüppppp diye içime çekerek mantıyı yeme videom var ama, adabı muhaşeret kuralları gereği paylaşamıyorum.


Crystal Jade La Mian tüm Singapur gezisinde en uzun oturduğumuz en zevk aldığımı ve sanırım en az para ödediğimiz restorandı. Dolayısıyla net tavsiye ederim.

Yemek sonrası metroyla Bugis mahallesine geçtik, burada birçok sokak lezzeti bulabileceniz dükkanlar var, en az 2 saatinizi buraya harcayın derim. Henüz Ege doğmadan önce ilk kez Moskova’da tanıştığımız Beard Papa’yı görünce durduk hemen profetrol aldık.


Hem Mosyova yazısında, hem Çin yazısında hem de New York yazısında Beard Papa’s profetrolcüsünden bahsetmiştim. Bizim profetrole çok benziyor ama ebatları daha büyük, neredeyse benim yumruğum kadar.


Kıtır hamurun içine şırıngayla kremayı dolduruyorlar. Ama ayrıca üstüne bizdeki gibi çikolata sosu eklenmiyor, dolayısıyla hamuru kıtır kalıyor. Çocuklara verdik amuduyla götürdüler. Arkadaki aç köpeğin bir yandan yerken bir yandan da abisini izlemesine lütfen dikkat!!


Akşam oldu mu Singapur’da Bayfront’a gitmek adettendir, Marina Sand Bay otelini gece gece yakından görmekte fayda var. Güzel ışıklandırması ve mimarisinden dolayı büyülenmemek elde değil.


Gardens by the Bay - Supertree Grove’da saat 19:45-20:45-21:30’da ışık ve ses gosterisi yapılıyor, vakitlice gelip önlerden yer kapmak lazım. Özellikle çocuklu ailelerin asla kaçırmaması gereken bir atraksiyon. Bizim Kuala Lumpur’da KLCC’de yapılan gösteriden çok çok daha büyüleyiciydi. Sinema seyreder gibi ses ve ışık oyunlarını izliyorsunuz.



03.01.2015 Cumartesi
Sabahları otelde kahvaltı etmek pek adetim değildir. Eskiden olsa ne yapar eder, erken kalkar yerel halk nereye gidiyorsa oraya gider hatta yerel biri ile buluşur onunla beraber kahvaltı ederdim. Bakınız Hindistan yazısı, bakınız Hatay yazısı. Ama çocuklar doğduktan sonra malesef bizim seyahat konseptimizde ufak tefek değişiklikler oldu.


Otelde kahvaltı etmek ufak çocuklu aileler için en rahat seçenektir. Açık büfede illaki çocukların seveceği bir şey bulabilirsiniz Ayrıca çocuk yemeğini yerken yere birşeyler dökse tabağı filan kırsa, hemen garson koşup gelip “Rica ederim efendim, aaaa lafı mı olur” filan der iki dakikada ortalığı toparlar, bahşişini sıkıştırırsın cebine ertesi gün aynı muhabbet. Ama süper güzel lezzetler sunan ufak bir restoranda olsanız bu gibi durumlarda çok büyük bir ihtimalle suratsız garsonlarla yüzyüze kalabilirsiniz.


Her ne kadar otelde kalvaltı yapsam da peynirli jambonlu omlet değil, mümkün olduğunca yerel lezzetleri denemekten geri kalmıyorum. Tereyağlı ballı ekmek yerine, vermicelli, samosa, fish curry ve tropik meyveler ile güne başlamak Singapur’a bakış açınızı değiştirecektir.

Singapur müthiş temiz bir ülke, eğer oteliniz merkezi bir yerdeyse rahatlıkla yürüyerek her yere ulaşabiliyorsunuz. Yok biraz uzak bir yere gidecekseniz metrolar yardımıza koşuyor. Lizbon seyahatinden sonra metro ile ulaşımdan çok soğumuştum ama Singapur metroları tekrar kendini bize sevdirdi. Singapur metrolarında uyarılar 4 dilde yazılıyor. İngilizce, Çince, Malayca, Tamil (Hintçe).


En sevdiğim yanı da yaşlılar hamileler bebekliler ve sakatlar için her kapının hemen yanındaki özel koltuklar oldu. Metroya adımınızı atar atmaz, çocuklu olunca gözgöze geldiğiniz kişi hemen kalkıp yer veriyor. Ülkemizde yaşlılara bu değer halen verilirken, çocuklulara verildiğini pek görmedim. Ama elin oğlu yurt dışında çocuklu kadınlara kolaylıklar sağlıyor. Pasaport sırasında, otel checkin sırasında, metroda.... Tabi bu gibi şeyler Türkiye’de hala bir hayal olduğu için çocukla dışarı çıkmak insanlara zulüm gibi geliyor.

Orchard Road bizim Kadıköy Bağdat Caddesi gibi bir yer. Yüzlerce dükkan, lokanta ve cafenin olduğu, hiç sıkılmadan tüm gününüzü geçirebileceğiniz upuzun bir cadde. Cadde üzerinde öğlen yemegini Shimbashi Soba’da yedik. Hemen girişte makarna hamurunu açan ustayı görünce şaşırmamak elde değil.


Makarna hamuru günlük olarak elle açılıyor ve daha sonra ince ince kesip makarnalar hazırlanıyormuş. Fabrikasyon sistem yok, günlük olarak ne kadar ihtiyaç varsa o kadar hamur açılıyor, o kadar makarna hazırlanıyor, taze taze pişiriyor ve o gün hepsi pişirilip satılıyormuş.


Hamurun cinsine ve kalınlığına göre menüde soba ve udon gibi değişik seçenekler var. Soba bizim bildiğimiz Çin makarnası gibi ince, Udon ise nispeten biraz daha kalın, kurşun kalem çapında bir makarna. Adından da anlaşılacağı gibi bu lokanta soba üzerine uzman.

Çin ve Japon lokantalarında yemek siparişi verirken nasıl bir şey geleceğini tahmin edememek gibi “Ya dandik bir şey gelirse” diye bir tereddüt vardır. Burda menüler en sevdiğim şekilde resimli olarak hazırlanmış. Siparişi verirken üç aşşağı beş yukarı ne geleceğini kestirebiliyorsunuz. Kendimiz için Niku Nanban Soba ve Tori Nanban Soba, çocuklar için de Kid’s Udon söyledik.


Niku Nanban Soba oldukça renkli, göz doyurucu bir tabak olarak geldi! Bizim bildiğimiz döner Yunanistan’da Lübnan’da ne kadar farklıysa, Noodle Soup da Vietnam’da, Malezya’da Singapur’da o kadar farklı olabiliyor. İçinde dana eti, balık köftesi, mantar ve sebze var, ayrıca da kayısı kıvamında pişirilmiş yumurta da kırmışlar (resimde mantarın altında kalmış).


İnanmayacaksınız ama çorbaya kırılan bir yumurta inanılmaz bir lezzet veriyor, adeta çorbayı farklı bir boyuta taşıyor. İçindeki et miktarına da dikkat. Düdük kadar değil, hakkını vermişler.


Özenç’in Tori Nanban Soba ise tavuklu. İçinde fazla karışık malzeme yok, sadece tavuk eti ve taze soğan koymuşlar o kadar. Az ve öz! Çeşitli soslar ile zenginleştirilen çorba suyu da lezzetli mi lezzetliydi. Yanlız taze soğanlara dikkat, çok fazla pişirilmediği için sonradan ağzınız sağlam kokuyor. Hehe kor mu be löplöpçüye soğan kokusu?


Kuala Lumpur Japon yemekleri yazısında  bahsetmiştim, Makarna çorbalarında en önemli husus, 6-7 saat kaynatılan dana veya tavuk kemiği & eti ile elde edilen et suyu. Sonradan ilave edilen et ve sebzeler aslında formalite ve görüntü. Esas lezzet saatlerce kaynatılan et suyundan geliyor. Bizde bazı restoranlar artık hazır bülyon kullanmaya başlanmışken, uzakdoğuda asla bu konuda taviz verilmiyor.


Çocuklara çocuk tabağı verilmesi inceliğine Malezyadaki gibi Singapurda da dikkat ediliyor. Bir çok ufak çocuk evde hasbel kader yemek yerken, dışarı çıkınca lokantada pek yemek yemez. “İştahı yok” filan deriz aslında ama küçük çocuk için dışarıda alışık olmadığı bir ortamda yemek yemek çok zor olabiliyor. Tıpkı bazı yetişkinlerin dışarıda lokantalarda kaka yapamaması gibi bir şey. İşte bu durumu adamlar bebek tabağı vererek çözmüşler! Sonuç, yemeğini evdeki gibi şapur şupur yiyen çocuklar!


Orchard Road üzerindeki Shimbashi Soba uzakdoğu usulü çorba sevenlere kesinlikle tavsiye edebileceğim uygun fiyatlı bir yer. Orjinal Singapur yemeği değil belki ama bizim damak zevkimize gayet uygun, zengin menüye sahip bir lokanta. 2 adet houjicha ile birlikte toplam 55S$ ödedik.

Yemek sonrası Orchard Road’da turlarken, hazır çocuklar bebek arabalarında uyuklayınca, Odd One Out Cafeye  oturup miskin miskin biramızı içtik, yolda gelen geçeni seyrettik. Sanırım Singapur’da en sevdiğim zamanlar bu zamanlar olmuştu.


İçkiden pek anlamam. Sırf yan masadaki yaşlı amca Kilkenny içiyor diye ben de ondan söyledim. Kilkennt Irish Cream Ale = Gazsız koyu renkli bir bira. Yıllarca Efes ve Tuborg ile büyüdüğümüz için bu içeceği biraya pek benzetemedim, bizim bildiğimiz biralar ile hiç alakası yoktu. Fena değildi ama adı “bira” değil de başka birşey olsa çok daha fazla keyif alırdım sanki.

Singapur halkının %76'i Çinli, %15'i Malay, %7'si Hintli ve bunların hepsi çok sıkı kurallar altında kardeş kardeş yaşıyor. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama kesinlikle Türkiye’de bizi yöneten kişilerin en az 1 ay gidip burada staj yapması gerekiyor. Hiç bir ırk hiç birinden üstün veya avantajlı değil. Malezya’da devlet dairelerinde Malaylar kayırılıyordu ama, Singapur’da o da yok.


Singapur aslına bakarsanız çocuklarla birlikte çok rahat gezilecek bir ülke. Metro ile uzak yerler ulaştıktan sonra, bebek arabasıyla çok rahatlıkla yolda karşıdan karşıya geçebiliyorsunuz, kaldırımlara rahatça çıkıp inebiliyorsunuz. İstanbul sokaklarında bir gece de en az 5 kere bebek arabasını kucaklarken, 3 gün boyunca Singapur’da 1 kere bile bebek arabasını yüklenip kaldırıma çıkartmak zorunda kalmadık.


China Town ve Little India Uzakdoğu Asyadaki her büyük şehrin olmazsa olmazı. Ama Singapur’da en turistik yer olan Marina bölgesine gidip Merlion heykeli önünde aslanın ağzından çıkan suyu içiyormuş gibi fotoğraf çektirmemek olmaz. Riverfront istasyonuna gelip burada en az 1 saat geçirmenizi tavsiye ederim.

Görmemişler gibi sırf sonsuzluk havuzunda bir fotoğraf çektirmek için Marina Sand Bay otelde kalmadık, sadece uzaktan resmini çekmekle yetindik! Şu konuya açıklık getireyim, o meşhur havuza sadece otel müşterileri girebiliyor. Yemek hariç sadece konaklama masrafı yaklaşık 400USD civarında olduğunu düşünürseniz -ki bu bizim 3 günlük tüm Singapur seyahatimizin bütçesinden fazla- gezginler için pek de mantıklı bir hareket değil. O yüzden nispeten daha uygun fiyatlı M Hotel haydi hay işimizi gördü.

Özenç’e evliliğimizin 10. yılında bu otelde kalma sözü verdim ama allah kerim, o zamana (Temmuz 2017) hala Malezya’da yaşar mıyız bilinmez (Ağustos 2016’da Namibya’ya taşındık, Marina Sand Bay yalan oldu, ama Temmuz 2017’de kendisine çocuksuz & kocasız & limitsiz kredi kartlı Selanik turu hediye ettim)


04.01.2015 Pazar
Otelde kahvaltı etmek pek adetim değildir demiştim, zira genelde her yerde jambon, peynir omlet çay kahve olur ve hepsi birbirine benzer. Ama uzakdoğuda böyle değil. Malay mutfağına çok benzese de ufak tefek farklarla yöresel yemeklerden seçmeye özen gösterdim. Acılı kuru fasulye ve hindistan cevizli kurabiye damağımda iz bırakan 2 lezzetti.


Çin yazısında detaylıca bahsetmiştim, Çinlilerin kahvaltıda eeeen sevdiği şey Congee veya porridge dedikleri pirinç lapası. Nasıl Amerikalılar her allahın sabahı corn flakes yiyorsa Çinliler de porridge yiyor. Üzerine ilave ettikleri yağda kızartılmış hamur parçaları ve taze soğan olmasa bebek maması gibi bir şey. Amma vekalin çok sağlıklı ve doyurucu.


Uzakdoğu Asya demek tropikal meyvalar demek. Tanıdıklardan karpuz ve ananas var. Ya peki diğeri hakkında bir fikriniz var mı? Hadi belki pembe beyaz ejderha meyvasını da (dragon fruit) bilebilirsiniz ama sarı olanı ancak eski takipçilerim bilecektir. Kütür kütür yapısı, sulu sulu ve hoş kokusuyla Jackfruit, tüm zamanların en sevdiğim meyvasıdır.


Son günümüzde havalimanına gitmeden önce, Singapur’un en turistik atraksiyonu olan Sentosa adası turu yaptık. Harbour Front istasyonundan Cable Car ile Sentosa adasına gidebilirsiniz veya hiç zahmet çekmeden taksi ile ulaşabilirsiniz.


Sentosa adasında uzun uzun zaman geçirmek için bir çok farklı aktivite var. En az dolu dolu bir gününüzü burada geçirebilirsiniz. Bizimkisi “maksat gelmişken bir gidip görelim” formatında olduğu için iki tur dolandık, sonra yine teleferikle Singapur’a geri döndük. Çocuklar biraz daha büyük olsaydı kesin Universal Studios’a giderdik ama henüz Ege 3, Tuna da 1 yaşında olduğu için pek bir şey anlamayacaklardı. Hem paraya hem zaman yazık.


Çocuklar hayatında ilk defa teleferiğe bindikleri için önce çok şaşırdılar sonra çok eğlendiler. Kıpır kıpır bir o pencereye bir bu pencereye koştular. Eğer ufak çocukla geliyorsanız, kesinlikle Sentosa adasına teleferik ile (Cable Car) gitmenizi tavsiye ederim. Ufak yaşta çocuk için müthiş tecrübe.


1965’te Malezya’dan ayrılarak bağımıszlığını kazanan Singapur bu gününe kadar gördüğüm en temiz en düzgün ülkelerden biriydi. Kesinlikle diğer uzakdoğu asya ülkelerine benzemiyor. Ulaşımdan yemeğe felaket pahalı, hani “kol böreği” gibi derler ya, öyle böyle değil “bacak böreği” mübarek. Sakız çiğnemek serbest ama yere atmanın çok sağlam cezası var. Ama yine de buralara yolunuz düşmüşken 3 günlüğüne Singapur’u gezmek lazım. Diğer uzakdoğu asya ülkelerine göre farklı bir dokusu var

Ülkeye ait yöresel lezzetlerden biri olan kaya tost yiyerek Singapur defterini kapattık. Eski takipçiler hatırlayacaktır, bir nevi hindistan cevizi reçeli. Ayvalık tostu gibi tostun dış yüzeyi kızartılırken fazla bastırılmadığı için ekmeğin iç yüzeyi pofuduk pofuduk kalıyor. Isıtdığınızda önce kıtır bir yüzey hissediyorsunuz, sonra tostun içinden fışkıran hindistan cevizi reçeli sizi başka bir boyuta taşıyor.


Singapur Changi havalimanı efsanevi bir yer, değim yerindeyse uçak kaçırtır. İçinde fitness centerdan tut, yüzme havuzuna, sinema salonlarından onlarca lokantaya kadar bir çok aktivite var. Aman diyeyim erken gidin, bol bol gezip keyifli zaman geçireceksiniz.

Singapur sokaklarında polis veya çöpçü hiç görmedim. Yerler bal dök yala açık havada bile bazı yerlerde sigara içmek yasak. İsviçre’ye de gitmiştik ama Singapur bir başka güzel bir yer. Her şeyin tıkır tıkır ilerdiği, bambaşka kültür. Deniz ürünlerine pek giremedim, ona yanarım. Halbuki Singapur demek acılı yengeç demek, Bak Kut Teh (domuz kemiği çayı) demek Carrot Cake demek.


Firefly havayollarının otobüsten hallice ATR72 uçağına bindip bir başka seyahate çıkmak üzere, Malezya’ya evimize geri döndük.

Sosyal medya hesaplarımız;




2 yorum:

Gezilecek Yerler dedi ki...

Yiyecekler ve içecekler çok ilginç görünüyor. Güzel bir makaleydi. Teşekkürle.r

Gurcan Saripinarli dedi ki...

sürekli yeni yazınız varmı diye kontrol ediyordum. en sonunda geldi. çok teşekkürler. keşke blog yerine vlog olsaydı. eminim muhteşem bir youtube kanalınız olurdu.

Gittiğimiz ülkeler