11 Kasım 2017 Cumartesi

Filipinler - Boracay

Kristal berraklığındaki denizler ve sonsuzluğa uzanan süt beyazı kumsallar, Filipinler’i dünyanın en nefes kesici ada rotasyonlarından biri yapıyor. Filipinler’i sadece bir ülke olarak değil, birbirinden güzel 5000’den fazla adası ile Uzakdoğunun cenneti olarak değerlendirmek lazım. Hal böyle olunca da “Hangi ada daha güzeldir, nereye gitmek daha iyi olur?” diye iyi düşünüp doğru karar vermek gerek, acaba “El Nido mu yoksa Boracay mı?”. Ya da bizim gibi bir daha ne zaman gelecez diyip ikisine birden gitmek.


Malezya ve Tayland’a göre nispeten çok daha ucuz bir ülke olan Filipinler yazısını 3 bölümde anlatacağım. İlk önce upuzun kumsalı ile ünlü Boracay adasına gideceğiz, sonra ulaşımı biraz meşakatli olan Palawan adası ve el değimemiş kumsalların olduğu El Nido’ya geçeceğiz, en sonunda da başkent Manila ile noktayı koyacağız. Yanlız baştan söyleyeyim, Boracay ve El Nido’dan sonra Manila bizi hayal kırıklığına uğrattı. Sanki Rio Karnavalından sonra hemen ertesi gün Finike Portakal festivaline katılmışız gibi hissettik.


01.02.2015      Pazar              Kuala Lumpur – Kalibo – Boracay
Malezya’da yaşamanın sanırım en büyük avantajı Air Asia’nın promosyon biletleri çıkar çıkmaz gitmek istediğimiz uzakdoğu turları için bilet alabilme şansımızdı. Türkiye’den Filipinler’e millet en az 600USD’ye uçarken biz gidiş dönüş 2 yetişkin 1 çocuk 1 bebek 252 USD ödedik.


Boracay’a gidenler genelde başkent Manila’ya uçup ülkeye giriş yaparlar, oradan da Boracay’a Godofredo P. Ramos Havalimanına iç hat uçarlar. Bu adaya en rahat ulaşım şekli, ama en ucuzu değil. Biz 4 kişi olduğumuz için iç hat uçuşunu elimine edip Kuala Lumpur’dan Boracay’a 70 km uzaklıktaki uluslararası Kalibo Havalimana uçtuk.

Kuala Lumpur Kalibo uçuşu 4 saat sürüyor, malum ucuz havayolları olduğu için yemekler ücretsiz değil. Fakat uçuştan önce yemek siparişi verirseniz 10MYR = 2.4USD civarında bir para ödüyorsunuz. Perhentian yazısında yerel bir lokantada yediğim “Roti Canai with Chicken Curry” ile yaptığım kahvaltının tadı hala damağımda kaldığından, sırf onun hatırına anılarımı canlandırdım. Roti güzel çıtır çıtır bizim katmer gibi bir hamurişi, chicken curry ise biraz acı biraz baharatlı ama bol lezzetli bir sulu yemek. Klasik bir Malay kahvaltısı.


Çocuklara batı usulü bir yemek olan “Mac and Cheese with Meatballs” söyledik, yani salçalı sulu köfte ve peynirli makarna. Air Asia uçuşlarında sanırım çocukların en rahat yiyebileceği yemek budur.


Özenç için de Özbekistan gezisine ithafen Bukhara Chicken Briyani söyledik. Malesef yemeğin kendi resmi yok ama sipariş ettiğimiz 3 yemek arasındaki eeeennnn lezzetli yemek olduğunu söyleyebilirim.



1 USD = 51 PHP

TC pasaportu için Filipinler’e 30 güne kadar vize yok. 5 para vermeden ülkeye giriş yapıyorsunuz. Ama Filipinliler uyanık adamlar, “Yurt dışı çıkış vergisi” adı altında çıkışta öpüyorlar. Kalibo havalimanından Caticlan Jetty’e gitmek için alternatif çok. Yolda zırt pırt duran dolmuşlar 200 PHP, havalimanından iskeleye direk giden otobüsler 300 PHP (75 dakika), ya da bizim gibi kalabalıksanız taksiyle 1500 PHP’ye gelebilirsiniz.

Caticlan Jetty’e iskelesine geldikten sonra 15 dakikada tekneyle Boracay Adasına varıyorsunuz. Tekne için rezervasyon yaptırmanıza gerek yok, 10 dakikada bir doldukça kalkıyor. 25 PHP tekne ücreti, 57 PHP çevre vergisi, 100 PHP terminal vergisi gibi saçma bir sistem var. Daha bitmedi, tekneye binmeden önce hastaneye kayıt yaptırır gibi koca bir deftere bilgilerinizi yazıyorsunuz.


Ve nihayet Boracay adasındasınız. İndiğiniz yerden otele valizlerle yürümek veya tricycle kiralamak mümkün. Biz uzun yoldan geldiğimiz için atladık Filipinler usulü tuktuka.


Minibüs, uçak, taksi, tekne ve tricycle yolculuklarından sonra nihayet otelimizdeyiz ve manzaramız budur! Boracay Ocean Club Beach Resort Station 3 denilen bölgede yeralıyor, geceliği 5687 PHP’den Grand delux oda rezervasyonu yapmıştım, şansımıza iki gün evvel odanın tuvaletinde sorun çıkmış, executive suit odaya upgrate ettiler.


Otele yerleşip manzaranın keyfini çıkartalım derken geç oldu. Güya ilk akşam adanın balık pazarına (D'Talipapa SeaFood Market) gidip mükellef bir deniz ürünleri ziyafeti çekecektik ama hafiften yağmur atıştırdığı ve yol yorgunu olduğumuz için -yine listemde olan- otelin yemen yakınlarındaki Coco Loco Bar’da bira & balık yapmakla yetindik. Balıkta pek bir numara yoktu, ama buz gibi San Miguel birası tüm yorgunluğumuzu aldı götürdü. Deniz kenarında ucuz ama kaliteli bir mekan.



02.02.2015      Pazartesi         Boracay
Otelin kahvaltısında yerel ilginç bir şeyler baktım ama pek bulamadım. Yine de jambonlu omlet yerine balkabaklı hindistancevizli çorbayı tercih ettim. Zaten bu manzaraya nazır ne yersen ye, her türlü gideri var.


Boracay adasını ünlü yapan şey White Beach denen 4 km uzunluğundaki bembeyaz kumsalı. Adamlar üzerine titremişler resmen. Sahilde şezlong ve güneşlik yok, havlunuzu serip oturuyorsunuz. Ayrıca sahilde yemek yemek, içki içmek hatta ve hatta sigara içmek bile yasak. Helal olsun adamlara, bu kadar turistik bir yeri çok güzel muhafaza etmişler.


Tüm gün boyunca White beach’de denize girdik, güneşlendik, içimizi ısıttık. Çocuklar da kumlarla oynamaktan kendilerini alamadılar.

Akşam yemeği için D'Talipapa SeaFood Market’e gitmeden önce Station 2 civarında sahilde dolanıp, ertesi gün için araştırma yaptık. Benim listemde açık büfe ye yiyebildiğin kadar et olan Sea Breeze vardı gerçi ama, restoran bizi beklediğimden farklı bir vitrin ile karşıladı.


İçine taze baharatlar doldurulan domuz çevirmeye Filipinler’de lechon deniyormuş. Özellikle İspanya ve eski kolonilerinde çok yapılıyormuş, mutlaka “sucking pig” denilen süt domuzundan yapılması gerekirmiş, yoksa yağlanınca kokuyormuş. Sonradan öğrendik ki lechon Filipinlerin milli yemeğiymiş.


Kendimizi deniz ürünleri ziyafeti için hazırladığımızdan Sea Breaze için ertesi güne rezervasyon yapıp, balık pazarına doğru yürüdük. Gün batımıyla birlikte bizim white beach akılalmaz güzellikte renklere büründü. İş hayatından kaçıp ruhunu dinlendirmek için birebir.


D'Talipapa SeaFood Market bildiğimiz balık pazarı. Gündüz çok sıcak olduğundan kimsecikler yok, hava kararmaya başlayınca tezgahların üzerinde onlarca kişi kalamar, karides, midye, sübye, ıstakoz, balık, istiridye satıyor, ne isterseniz bulabilirsiniz.


İstediğiniz deniz ürününü alıp, yan taraftaki lokantalara götürüyorsunuz, onlar sizin için kömür ateşinde pişiriyorlar ve afiyetle yiyorsunuz. Lokantada isterseniz meze, patates filan ayrıca alabilirsiniz.

Eliyüzü düzgün bir balık, karides ve deniz tarağı alıp mangalı müsait olan bir lokantaya oturduk. Balık kelebek açılıp sarımsaklı soğanlı ve limonlu bir sos sürülü kömür ateşine yatırıldı, aynı şekilde jumbolar da sırtı açılıp, temizlenip kabuklu halde yallah mangala.


Zannımca tüm Uzakdoğu Asya karides cenneti. Malezya ve Tayland’da çok bol ve ucuz olan karides Filipinler’de de jumbonun da babası olarak karşımıza çıktı. Asyadaki yurtdışı turlarının en sevdiğım yanı da bu, karidesin hem bol hem de ucuz olması


Çupraya benzer ama ne olduğunu hatırlayamadığım balık için eh işte diyebilirim. Beyaz eti hoş güzel bir balık, üzerindeki sarımsaklı soğanlı sos da güzel ama kelebek açılıp direk aleve maruz kaldığı için balık kuruyabiliyor. Kuruyunca da balığın sulu sulu lezzetini pek alamıyorsunuz. Allahtan koyun eti pişirir gibi pişirmemişlerdi.


Bu gecenin yıldızı kesinlikle deniz tarağı oldu. Türkiye’de ve hatta Malezya’da yaşarken daha önce pek karşıma çıkan bir şey değil. Neticede bir tür midye ama kallavi bir eti var. Kabuğunun içinde mangala yatırılmış, hafif üzerine sos dökerek alttan ızgara edilmiş. Kalın bir tavla pulu ebatlarında olan deniz tarağı pamuk gibi, aynı zamanda çok lezzetli. Kabuğundan tutup Hüüüpppp diye çekince yağ gibi akıp gidiyor.


Yemek sonrası lokantaya içtiğiniz içeceklerin, salataların ve verdiğiniz balıkların pişirme parasını veriyorsunuz. Bir nevi bizim İzmir Kilizman’daki konsept. Yanlız etrafınıza bakınca D'Talipapa SeaFood Market genel olarak turistlere yönelik bir atraksiyon. Fiyatlar da pek ucuz değil, tabii Filipinler standartlarında. Yine de İzmir İstanbul’a göre 1/3 fiyata keyifli bir gece geçirebilirsiniz.


03.02.2015      Salı                  Boracay
Bu sabah şansımıza hava düne göre biraz daha açık. Denizin ve gökyüzünün mavi yeşil tonları güze zımba gibi başlamak için pozitif enerji veriyor.


Hemen otelimizin önünde bu güzelim kumsal ve denizde lök gibi yatmak varken, sırf yeni yerler görelim diye adanın kuzey ucundaki Puka Shell Beach’e gittik. Tuk tuk kiralamak en hızlı ve en ucuz yol. Taksi aramaya bile değmeyecek uzaklıkta.


Yanlız şansımıza o gün Puka Beach öyle bir rüzgar alıyordu ki, değil denize girmek kumsalda bile oturamadık. Biz de şansımıza küsüp kendimizi baby coconuta verdik. 2001 Tayland seyahatinde baby coconut ile tanışmıştık, Malezya’da da sık sık içeriz. Deniz kenarında hem sıcaktan hem tuzdan hem de kumlardan dolayı su kaybınız olacaktır, en güzeli aslında su içmek ama taze hindistancevizi suyuna ailecek düşkün olduğumuz doğrudur.


Coconut sonrası tricycle ile Boracay Station 2’ye geri döndük. Biraz kalabalık olmakla birlikte bu kumsal hayatımda gördüğüm en temiz, en güzel kumsallardan biridir.


Sahilde yanyana sıralanmış bir çok lokanta var. Çocuklara çorba içirelim diye birine oturuyup karidesli sebze çorbasında karar kıldık. Hep karides hep karides nereye kadar!! Burada güzel bir işkembeci açsak Boracay’da satar mı?!?!


Gün batımında Willy's Rock civarında bir yere konuşlanıp güneşi seyrettik. Aynen gündüz olduğu gibi gece de bu sahil insanı etkiliyor. Gün batımında tek yapmanız gereken sahile çıkıp güneşin renk oyunlarını ve yelkenlileri seyretmek.


Dün akşam ucundan köşesinden giriş yaptığımız D'Talipapa SeaFood Market’e bu sefer biraz daha tecrübeli gittik. İstiridyeler, midyeler, karidesler, balık bu sefer ne varsa hepsine giriştik.


Yanlız bir tek şu ıstakozda gözüm kaldı ama alamadık, zira Boracay’ın balık pazarı bizim Bodrum pazarı gibi aşırı pahalı. (2 sene sonra Namibya’ya taşınınca ıstakozun da dibine vurduk).



Önden karides yemek adettendir. Dünkü ızgara karidesler biraz kuru gelince bu sefer tereyağlı karides yaptırdık. Sırtından açılıp temizlenen ve kabuklarıyla birlikte haşlanan karidesler, bol tereyağında çevrilip masaya getirilmiş. Ankara’daki bir çok balıkçıda yaptıkları gibi Mardin usulü bol kırmızı pul biberli yapmamışlar.


Kalamar resmi için özür diliyorum, oldukça kötü. Ama özellikle koyuyorum, tadı da pek farklı değildi. Bizim çıtır çıtır Ege kalamarı varken, Uzakdoğuda kalamar yemek pek mantıklı değil. Neyle marine ediyorlar bilmiyorum ama pamuk gibi yumuşacık ama pek tadı tuzu olmayan bir şey çıkıyor. Hani yediğiniz şey kötü değil ama asla bir Kuzey Ege kasabasında yediğiniz kalamar ile alakası yok.


İstiridye sever misiniz? İlk kez 2007 Fransa seyahatinde çiğ çiğ yemiştim pek sarmamıştı. Çiğ sevmem diyenler için çok hafif ızgarada pişiriyorlar acaip güzel oluyor! Az limon, sonra löppp.


Filipinler’de mercan yardırmaca! İki kilo mercan 700 peso, 20 USD bile değil. Dün adamlara kelebek açtıkları ve kuruttukları için çok söylenmiştim, bugün bütün olarak pişirttik tabi adamlar da içi pişmez diye fazla pişirmişler. Dışı biraz yanmış gibi görünse de içi fena değildi. Ama siz siz olun ustanın pişirme şekline karışmayın. Tamam istediğiniz usulde pişiremeyeceği kesin, bari bırakın kendince istediği gibi güzel güzel pişirsin.


D'Talipapa SeaFood Market’i sevdim. Etrafınızda devamlı bir kalabalık var, karidesler balıklar zibil gibi. Fiyatlar İstanbul’a göre oldukça ucuz ama Filipinler için çok pahalı belki de koca ülkedeki en pahalı balık pazarı. Ama bir akşam gidip o ortamı yaşamakta fayda var.


04.02.2015      Çarsamba      Boracay
Geldik gidiyoruz biraz da otelimizden bahsedelim. Boracay Ocean Club Beach Resort adanın güneyinde Station 1’de yer alıyor. En janjanlı restoranların, cıptıs cıptıslı partilerin Sation 2’de olduğunu göz önüne alırsak sessiz sakin bir yer olduğunu söyleyebilirim. Uyanıyorsunuz, kahvaltınızı denize nazır bembeyaz kumların üzerine alıyorsunuz.


Peki Filipinli kardeşlerimiz kahvaltıda ne yiyorlar? Her uzakdoğu ülkesinde olduğu gibi sıcak yemek yiyorlar. Makarna, pilav, tavuk, balık, dana eti, sebze... her şeyi yiyorlar. Açık büfeden aldığım kahvaltı tabağımda karidesli makarna da var, etrafında hafif tatlı sosa bulanmış dana eti de, kızarmış balık da.


Bugün güya Station 1’in biraz daha kuzeyindeki Diniwid Beach’e gidecektik ama daha Station 2 ve Station 1’i doğru dürüst göremeden dünkü gibi zaman kaybı olmasın diye sahilin kuzeyindeki Station 1’e gittik. Denizin dibine kadar sezlong koymak burada da yasak, sadece otelin veya restoranın hemen önüne koyabiliyorlarmış. Çöktük bir yere saldık çocukları sahile.


Station 1 bölgedesindeki kaçırılmaması gereken lezzet durağı neresi var derseniz, kafadan Jonah’s Fruitshake derim. Filipinler’i ilk keşfeden ve onların yazısından gaza geldiğimiz Gezginçift “Filipinler’in neresine giderseniz gidin shakelerinden mutlaka için diye” yazmışlardı, biz de onların sözüne uyup geldik.


Yahu arkadaş, meyve suyu dedin mi bizde 3-4 eşit olur, elma, portakal, havuç, muz, hadi bilemedin armut koyarlar. Jonah Abi bir menü yapmış, maşallah şarap menüsü gibi en az 50 çeşit var.


Taze meyvelerden mükemmel meyve suları yapıyorlar. İsterseniz içine süt ilavesi yapıp shake seçeneği de var. Mango Shake benim favorim oldu, Özenç ise avokadoluya bayıldı.


Yanlız Jonah’s sadece meyvesuyu yapan bir yer değil. Bir restoran kadar büyük bir yer olmasa da Tacos, Enchiladas, Crepes, Pancake gibi hafif atıştırmalıklar ve Pancit denen Filipinler usulü kızarmış makarna ve BBQ et seçenekleri mevcut.


Pek aç olmadığım halde sırf yan masada oturan çocuk löpür löpür götürüyor diye et siparişi verdim. Derisi kıtırlaştırılmış ama eti sulu kalmış domuz etini Viyana’da yediğim Stelze denen yemeğe benzettim. Tam biranın yanına götürmelik kıtır kıtır.


Baktık meyve suyu, shake domuz eti güzel gidiyor, sırf çocuklar seviyor diye bir de krep söyledik. İyiki de sipariş etmişiz, içinde misler gibi muz ve mango parçacıkları olan sıcacık bohça gibi krepin üstüne basmışlar çikolata sosunu. Çok fazla şekerli olmadığı için insanın içini baymıyor.


Jonah’s kesinlikle adada tavsiye edebileceğim, harukulade meyve suları yapan, isterseniz dışarıda denize nazır oturup güzel güzel zaman geçirebileceğiniz, oturacak zamanınız yoksa da kesinlikle adanın kuzeyine çıkarken önünde durup yarım litrelik şişelerde paket servis almanız gereken bir mekan. Ömrü hayatım boyunca içtiğim en güzel meyve sularıydı diyelim, noktayı koyalım.

Dün akşamdan bellediğim See Breeze Restaurant’a gitmek kısmet bugüneymiş. Klasik Filipinler mutfağı ile pek alakası olmayan, deliler gibi et yiyebileceğiniz açık büfe bir lokanta düşünün. 650PHP veriyorsunuz, bir o etten bir bu etten istediğiniz kadar yiyebiliyorsnuz.


Etler kömür ateşinde pişiyor. Genel olarak Uzakdoğu Asyanın (Malezya, Tayland, Kamboçya, Endonezya) dana eti konusunda epey zayıf olduğunu düşünürseniz, Filipinler için oldukça iddialı bir restoran olduğunu söylemeliyim.


Az pişmiş, çok pişmiş orta pişmiş onlarca et olduğu için damak zevkinize göre bulabileceğinize eminim.


İşin matrak tarafı, restoranda gecede 2 kez (saat 20:00’de ve 21:30’da) aniden müzik çalmaya başlıyor şefler o anda işi gücü bırakıp restoranın girişinde toplanıyorlar ve Gangnam Style tarzında dansetmeye başlıyorlar. Önlüğüyle takkeleriyle senkronize bir şekilde danseden şefler bir anda ortama pozitif enerji pompalamaya başlıyor. Sokakta yürüyüp geçen onlarca turisti tavlamak için birebir.


Mekanda yanlız ızgara et değil, fırınlanmış pamuk helva kıvamında etler de var. Sordum dana buttan yapıyorlarmış, yanlız en az 5 gün marine edilmesi lazımmış. Mangalda ızgara edildikten sonra 3 saat fırında pişiyormuş.


Dana butu biraz sert olur. Pişirme süresini ve sıcaklığını iyi ayarlayabilirsen pamuk helva yersin, yoksa keçiboynuzu kıvamında bir et çıkabilir. Ustam istediğin kadar ince ince kesiyor tabağına veriyor. 2. tur 3. tur, hiç utanmadan çekinmeden 4. tur etinizi alıyorsunu, kimse de sesini çıkartmıyor.


Kusura bakmayın sadece et fotoğrafları var ama işin aslı öyle değil. İçeride en az 60 çeşit yemek 20 çeşit tatlı var. Çok acıkmış olanlar için, “ayı gibi yerim” diyenler için birebir. Sebze yemekleri, asya usulü kızarmış makarnalar, kızarmış pilavlar, tropik meyveler ne ararsanız var. Ama açık büfe olunca herkesin kendine göre kişisel saldırı planları vardır. Benim hedefim ise belli, ızgara et büfesi!


05.02.2015      Perşembe        Boracay-Iloilo
4 gece kaldığımız Boracay’dan maalesef bugün ayrılıyoruz. Normalde 2 haftalık tatillere çıkıp 2 gece bir yerde 3 gece bir yerde kalıp daha fazla yer görmeye gayret ediyoruz, ama Boracay için torpil yapıp 4 gece kaldık. Ama inanır mısınız bu bile bize yetmedi. 3 gün gezip, 3 gün kafayı dinlemek en iyisi.


Son gün kahvaltımızda uzun yola gideceğimiz için balıklı etli antin kuntin şeyler değil, yumurtalı kızarmış pilav ile nispeten daha nizami bir kahvaltı yaptık. Uzakdoğu ülkelerinde kahvaltıda sıcak yemek yemeği seviyorum.


Boracay adasını yazın bir kenara. Deniz derseniz deniz, kumsal derseniz kumsal, eğlence derseniz eğlence hepsi var. Filipinler’e uygun fiyatlı bir uçak bileti araştırmaya başlasanız iyi olur.


Boracay’dan sonra istikametimiz Palawan adasındaki El Nido. Boracay’dan Caticlan’a 15 dakikada geçtikten sonra Palawan’a gitmek için 2 alternatifiniz var. Ya Manila aktarmalı 2 uçuş yapacaksınız, ya da Panay adasının güneyine inip Iloilo’dan direk uçacaksınız. Hep deniz sahil kumsal olacak diye bir şey yok, biz ikinci alternatifi seçtik ve 3 saatlik taksi yolculuğundan sonra Iloilo’ya vardık.

Iloilo hiç turistik olmayan bir şehir. Klasik bir 3* otel olan Injap Tower Hotel beklentilerimizi karşıladı. Otel civarında akşam biraz dolanırken, odun fırınında Bibingka yapan birilerini görünce hemen yanaştık.


Bibingka denilen şey hindistan cevizi ve pirinç unu ile yapılan bir tür kurabiye ile sütlaç arası bir şey. Ülkede en bol bulunan ikişey! Zemininde muz yaprağı olan yuvarlak metallere hindistan cevizli pirinç unlu harç konuyor, yallah fırına.


Hani bizim lahmacunların odun ateşinde pişeni makbuldür ya, Filipinde de aynı mantık geçerliymiş. Gazlı fırında yapılan bibingka lezzetli olmazmış, illa odun fırınında yapılacakmış. Yağlı ve çok şekerli olmadığı için için insanın içini baymıyor. Ağzına atar atmak önce dil sonra damak halay çekiyor.


Annabelle’s Bibingka, turistik Boracay adasından sonra karşımıza çıkan ilk yöresel lezzet oldu. Kısa yoldan para kazanmanın peşinde olmayan, işine özen gösteren bir yerdi. Zaten karnımız da aç olduğu için sıcak sıcak çıkan hindistan cevizli kurabiyelerden 10 tane götürdük. Tam bir lezzet bombası, müptelası olunacak bir tatlı.



Sosyal medya hesaplarımız;


El Nido yazısı az sonraaaaa


Hiç yorum yok:

Gittiğimiz ülkeler