18 Aralık 2017 Pazartesi

Filipinler - Manila

Boracay ve El Nido’da geçirdiğimiz deniz, kumsal, karides kıvamındaki günlerden sonra başkent Manila biraz farklı geldi. Büyük şehirdeki klasik trafik, kalabalık ve yüksek nem oranı ilk gelen olumsuzluklar, ama olumlu yanları da var. Örneğin El Nido’da Boracay’da bulunan toplam restoran sayının 10 misli restoran var burada. Nasıl Türkiye Bodrum ve Antalya sahillerinden ibaret değilse, gerçek Türkiye’nin lezzetleri Eminönünde bulunuyorsa Manila’da da aynı.


10.02.2015      Pazartesi         Manila
Sabah erken saate El Nido’dan yola çıkıp, 10:00 gibi Puerto Princessa’ya vardık. Kiralık arabamızı teslim ettikten sonra Air Asia ile Manila’ya uçtuk. Biletler sudan ucuz 2 yetişkin, 1 çocuk, 1 bebek 6052PHP tuttu.


Filipinler ucuz ülke. Havalimanından merkeze gitmek için taksiyle 250PHP’ya anlaştık. 2 valiz, 2 bebek arabası, 2 bebek olunca otobüs minibüs hikaye oluyor. Ama jeepney denen minibüsler ilgimizi çekmedi değil. El Nido’da turistik aksiyon filan sanmıştık ama Manila’da ciddi ciddi bizim dolmuşlar gibi jeepney kullanılıyormuş.


Hayatımda gördüğüm en ilginç benzincinin resmini paylaşmak istiyorum. Benzini koymak için tabanca var ama tepeden geliyor, sayaç yok, pompa yok. Uzakdoğulular zeki adamlar, gereksiz hiç bir şeyi kullanmıyorlar, harcamalarını da en verimli şekilde yapıyorlar.


Ermita bölgesindeki Best Western Hotel LaCorona Manila’da 2 gece konakladık, Executive Suite için gecelik fiyat 4125PHP. Eşyaları bıraktıktan sonra hemen dışarı çıktık


Otele yürüme mesafesindeki Rizal Park büyük şehirde yaşayıp da yeşile hasret olanların mutlaka gitmesi gereken bir yer. Ben biraz bizim İzmir Fuar alanına benzettim. Piknik yapanlar, koşanlar, çocuklarıyla gezenler. Gelmişken parkın içinde Chinese Garden var görmeden gitmeyin.

Rizal Parkın hemen yanına koooocaman Robinsons Place AVM bulunuyor. Malezya’da şantiye hayatı yaşadığımız için AVM görmeyeli uzun zaman olmuştu. Bir iki katını dolanıp çocukları eğlendirdikten sonra tesadüfen Pepper Lunch’a oturduk.


Pepper Lunch aslında Filipinli değil, Japon usulü bir fast food zinciri. Şefleri yıllarca eğitime tabii tutmadan, dana eti, balık ve tavukla çeşitli pilavlar ve makarnalar yapılıyor. Yemek masaya yarı pişmiş olarak geliyor, siz daha sonra sıcak güvecin içinde zevkinize göre teriyaki, karakuchi veya amakuchi soslar ekleyerek pişirmeye devam ediyorsunuz. Ne alaka anlamadım ama bir de illaki karabiber çekiliyor yemeklerin üzerine.


Efendim benim yemeğin adı Beef Pepper Rice. Daha önce böyle bir deneyim yapmadığımız için garsona sosu kendisinin koymasını rica ettik. Türklerde adettendir, sos beleş oldum mu yemeği mundar edinceye kadar basarlar içine. Karakuchi için sarımsaklı soya sosu diyebiliriz, teriyaki ise malum bizim pekmez kıvamında hafif tatlı bir sos.


Dana etleri çok ince kesildiği için hemencecik pişiyor. Ama miktar olarak çok az olduğunu söylemeliyim. Bol etli olsun derseniz Jumbo Beef Pepper Rice söyleyin derim. Sonuçta zaten ucuz bir fast food lokantası olduğu için büyük bir beklentimiz yoktu, sırf ağızlarının suyu aka aka yiyen gençleri görünce gaza geldik.


Özenç ise Salmon cream pasta istedi. Makarnasının bizim klasik İtalyan usulü spagetti olması direk üzdü. Halbuki Japon dedin mi udon yer soba yer, Barilla yemez. Ama somonların yanına konmuş Şitaki mantarı vardı ki esas yüzümüzü işte bunlar güldürdü.


Masada yemeği pişirmeye devam etmek, yemeği daha eğlenceli duruma getiriyor. Ama dikkat etmezseniz üstünüze başınıza sıçratma riski çok yüksek.


Pepper Lunch için illa gidin bulun yiyin diyeceğim bir yer değil, ama velakin şöyle bir açıklama yapmak isterim; Tayland, Malezya, Kamoçya, Çin gibi ülkelerin mutfaklarında kullanılan yağlardan dolayı (palmiye yağı ve soya yağı) bir çok kişi o yemeklerin kokusundan 2 gün sonra iğrenmeye başlıyor. Fakat Japon mutfağı bizim damak tadına çok daha yakın olduğu için özellikle löplöpçü olmayıp da gezmeyi sevenlere tavsiye ederim.


11.02.2015      Salı                  Manila
Bugün bütün gün Manila sokaklarını gezip, yöresel lezzetlere giriş yapacağız. İlk hedefimiz şehrin en büyük sabit pazarı olan Arranque Market.

Gezmek, bizim için hala adını bile bilmediğin yiyeceklerle karşılaşmak demektir. Gabi denen bu sebze tatlı patatese benziyormuş. Merak ettim araştırdım, bizim Mersin civarında gölevez deniyormuş. Genelde Batı ülkelerinde ise taro olarak geçiyormuş.


Arranque Markette nedense hiç fotoğraf çekmemişim. Aslında pek turistik bi yer de değil, kasaplar çarşısı gibi bir yer. Dana, kuzu, balık, tavuk,ördek, sebze meyve ne ararsan var. Ama özellikle deniz ürünleri çok bol ve ucuzdu. Boracay’da gördüğümüz ıstakozlar burada 1/3 fiyatına satılıyordu.

Yeni kesilmiş et kokusundan pek hoşlanmayan çocuklara çıkışta ananas ve papaya aldık. Her ikisini de ilk defa yiyorlardı. Papaya tatsız tuzsuz olduğu için ananası daha çok sevdiler. Garipler sıcaktan bunalınca karpuz yer gibi ananas yediler. Bolluk ve bereketin en tatlı göstergeleridir meyveler.


Manila sokkak lezzetlerine de şöyle bir giriş yapalım. Yolun ortasında tezgahın başında toplanmış insanları görünce biz de sıraya girdik. Adını sorduk Halo Halo deniyormuş. Türkiye’deki bici biciye, Malezya’daki Cendola benziyor.


Kavun, mango, avokadolu rambutan gibi meyveleri küçük küçük kesiliyor, üzerine önce “conensed milk” diye geçen ama malesef bizim Türkiye’de bulunmayan hafif tatlı süt kreması konuyor.


En sonunda da üzerine bir top sade dondurma ekleniyor nihayet yenmeye hazır. Sokak lezzetleri hoştur güzeldir, özellikle Uzakdoğuda çok sık karşınıza çıkar. 

Son 2 yıldır Namibya’da yaşadığımız için sokak lezzetlerine biraz mesafeliyiz ama şu bardak an itibariyle “Olsa da yesek” diyeceğim seviyede. Her ne kadar açık satılan dondurmadan biraz çekinsek de meyveleriyle başlayıp şifa niyetine hepsini bir çırpıda gömdük.


2 yıldır yaşadığımız Malezya da kalabalık bir ülke ama bankaların önünde böyle ağır silahlı güvenlikçiler olmuyor. Manila’da normal sokakta yürürken bile 10 dakika içinde 4-5 tane silahlı güvenlik görevlisi görebilirsiniz. İlk başta yadırgasanız da sonradan alışıyorsunuz. Biz oradayken herhangi bir kelek durum olmadı.


Manilanın en sevdiğim bölgesi bizim Antalya Kaleiçine benzeyen tarihi Intramuros mahallesi oldu. Yürüyerek gezilecek en güzel yer, çok yorulursanız at arabasıyla da dolanabiliriniz.

Barbara’sRestaurant Intramuros mahallesinin tam orasında bulunan kaliteli düzgün bir yer. Çok güzel eski bir evin avlusundan restorana giriyorsunuz, bana 2011 Halep gezisindeki Sisi Restaurant’ı anımsattı.


İçeri bir girdik canlı müzik var, masalarda çift beyaz örtü var ve yemekler açık büfe. Hiç bir kriter bizim löplöpçüler konseptine uyan bir şey değil, ama inanırmısınız Filipinlerde yöresel yemeklerin dibini burada bulduk. Kişi başı 549PHP ödedik, çocuklardan para almadılar. Açık büfe yemeklerde genel olarak yüksek lezzet beklememek lazım. Zira yemek 1 saat önceden piştiği ve küvetlerde alttan ısıtılmaya devam ettiği için ilk anlardaki tazeliğini koruması imkansız.


Laing Espesyal: Etleri sarımsak ve zencefil ile soteledikten sonra önce hindistan cevizi sütü (kakang gata) sonra kurutulmuş gabi yaprağı konuyor (hani o pazarda gördüğümüz tatlı patatese benzer meyve). Sonlara doğru da karides püresi ilave ediliyor. Burada en önemli lezzet gabi yapraklarına ait. Her ne kadar içinde et olsa da yemek buram buram gabi kokuyor. Sevdim.


Pork Sisig: Görüntü olarak basit bir et kavurmaya benzese de çok meşakatli bir hazırlama süreci varmış. Hal böyle olunca da lezzeti çok çok iyi. Domuz eti büyük parçalar halinde Pekin ördeği gibi soya sosu ve sirkeli bir sos ile kaplanıp fırınlanıyor ve dış yüzeyinde kıtır bir yüzey elde ediliyor, sonra ızgara edilip küçük parçalara bölünüyor. Sonra tavada zencefil, sarımsak ve soğanla çevriliyor. Servis edilmeden önce de kalamansi suyu ile son bir dokunuş yapılıp lezzetine lezzet katıyor.


Kare-Kare: Kemikli dana eti, patlıcan, karides püresi, annatto tozu ve bol fıstık sosu ile yapılan Filipinler usulü tas kebabı diyebiliriz. Yemeğe esas lezzetini veren ürün yer fıstığı. Rengini ise annatto denen bir bitkinin kırmızı çekirdeklerinden geliyor. Annatonun pek tadı yok, tek olayı yemeğe renk vermek. 2. kez tabağımı doldurmama neden olan, hatta sonuna doğru tabağı yalamama neden olan bir yemekti.


İlk tabağımda Laing Espesyal ve Pork Sisig aldım, her ikisini de sevdim. Normalde her Uzakdoğu Asya mutfağında olduğu gibi bu yemekleri pilavla birlikte yemek makbuldür ama hemen doymayayım diye hiç pilav almadım. İtinayla tabağımı bitirip kare-kare’den devam ettim.


Yedik içtik doyduk, sıra geldi tatlılara. Açık büfe yemeklerin en kötü yanı tatlılar. Sanki her birinin tadına bakmak zorundaymışsınız gibi tabağınıza bütün tatlılardan azar azar alıyorsunuz, neticede dil damak bayram ediyor ama sonra mide fesatı geçiriyorsunuz. Şansımıza sadece 3 çeşit tatlı vardı.


Hindistan cevizi rendesine bulanmış tadı tuzu olmayan hamur topunu sevdim, pek tatlı değildi, tam akşam 5 çayının yanında götürmelik. Diğer cicibiciye benzer sütün içinde yüzen pembe jelatinli şey pek sarmadı. Dondurmalı portakallı tatlı ise en güzel en efsane olanıydı. Aslında bu kadar muhteşemmiydi yoksa biz ortamın güzelliğinden zaten büyülendik de iyice sevdik her şeyi bilemiyorum.


Barbara’s Restoranı biz beğendik, tavsiye ederim. Yöresel ve rafine yemekler var, ortam huzurlu, canlı müzikle birlikte kusursuz servisin ile keyifli zaman geçirirsiniz. Yanlız üst sınıf bir lokanta olduğu için sırtçantalı gezgine uymayabilir, ama bir akşam sevgilinizle birlikte romantik bir gece geçireceğinize eminim. 

Yemek sonrası yediklerimizi eritmek için Fort Santiago Park’a gittik. Park yemyeşil ağaçlar ve rengarenk çiçekler ile kaplı. “Hop, dur, koşma, araba geliyor” diye veletlerin peşinden koşturmayacağınız, rahat rahat çocukların enerjisini atabileceği kocaman bir park. Hava sıcak olduğu için fıskiyelerin altına girebilirler, yedek t-shirt bulundurmakta fayda var.


Manila’da hava sıcaklığı çok yüksek değil, ama nem oranı aşırı yüksek. Özellikle en kuru sezonda (şubat ayında) gitmemize rağmen %79 nem oranı vardı. O yüzden park bahçe gezmek de bir yere kadar, sonrasında Barbara’s Restaurantın hemen yanındaki Plaza San Luis Complex’i gezdik. Elbette bir Dolmabahçe sarayı değil ama içerisi püfür püfür esiyordu.

Eee o kadar yürüyünce ne oldu? Acıktık. Aslında acıkmadık da acıkma hissi oluştu diyelim. Barbara’s Cafe’ye oturup birşeyler atıştırdık. Çocukların deyimiyle “Nice & Sweet” yedik.


Annemde eskiden beze yapardı ama sade yapardı. Yumurtanın akını şekerle karıştırır, sonra fırında pişirir, top gibi bir şey olurdu haşırt diye yerdik. Filipinli babalar araya krema mango ve kivi koymuşlar, fakir işi bezeyi bambaşka bir boyuta taşımışlar.


Bezeler kuru kuru gitmez diye son günümüzde bir kez daha Tanduay siparişi verdim. En son El Nido sahillerinde hindistan cevizi yardırıp içine 2 kapak atmıştım, bu sefer buzlu ve limonlu olarak sek içtim. Çok ağır değil, şerbet gibi gidiyor, sonradan kalamansi getirdiler biraz içine sıktık mükemmel oldu.


Tüm gün Manila sokaklarında dolaştıktan sonra akşamüstü otele gidip küveti doldurduk, aklanıp paklandıktan sonra akşam yemeğine çıktık. Filipinler’e gelip, Meksika lokantasına gitmek pek mantık gelmeyebilir ama Malezya’da yaşayan bir bloggerın “Meksika’da yediklerimden bile çok daha güzeldi” yorumlarından sonra önceden rezervasyon yapıp “El Chupucabra” diye bir Meksika lokantasına çöktük


El Chupucabra’nın olayı taco, burrito ve enchilada gibi klasik Meksika yemekleri. Yani bizim tantuni gibi et veya kıyma ile yapılan dürümler. Hafif acılı olduğu için yanında bira pek bir yakışıyor, alternatif olarak Horchata içebilirsiniz. Bilmeyenler için kısaca bahsedelim, pirinçten yapılan tatlı bir Meksika sokak lezzeti. Diğer Güney Amerika ülkelerinde de farklı çeşitleri bulunuyormuş.


Baştan 4 faklı taco (Barbacao, Cabrito, Carne Guisada ve Carne Asada), Beef Enchilada ve Beef Burrito söyledik. Önden hemen tacolar geldi ama hangisinin hangisi olduğu hakkında pek fikrim yok. Tek hatırladığım Carne Asada ızgara et olarak (kırmızı tabaktaki), diğerleri de “shredded” yani uzun süre fırında pişip sonra kıyılmış et ile hazırlanmıştı. Tacoları soğan, avokado ve kişniş yaprakları ile dürüm yapmak işin doğrusu tabii, ama etin esas lezzetini almak için ağzıma bir parça ekmeksiz attım.


Cabrito Taco hafif acılı keçi etinden yapılmış. Dolayısıyla dana etine göre kısmen daha yağlı ve lezzetli. Keçi eti severmisiniz bilmem ama denemek için birebir. Ben keçi etini her yediğimde çok seviyorum ama nedense her seferinde ertesi gün cırcır oluyorum.


Carne Guisada en sevdiğimiz taco oldu. Bu vesile ile şu shredded beef konusuna biraz değinmek istiyorum. Türkiye’de malesef çok fazla bilinmeyen bir pişirme yöntemi, dolayısıyla İstanbul Ankara gibi şehirlerin dışında pek bulamazsınız. Dana eti soğan sarımsak havuç kereviz sapı gibi sebzeler, et suyu ve sirke veya meyve suyu gibi eti çürütecek bir sıvı ile birlikte 7-8 saat kısık ateşte pişiriliyor. Bu sırada sebzeler eriyip suya karışıyor ve etler de tiftik tiftik ediliyor. Evde hiç denememiştim ama hemen yarın denemekte fayda var.


Burrito biraz önce yediğimi tacoların babası gibi bir şey. Hamuru çok daha büyük ve tacodan farklı olarak dürüm şeklinde yapılmış ve dürümün uçları kapalı. Tacolar ise hiç dürüm yapılmadan ortadan elmişti, biz masada ortadan ikiye katlayıp yemiştik.


Burritonun üzerine iskender döner gibi hafif acılı kırmızı bir sos döküp, mayonez ile süslemişler. Hamuru taco hamuruna göre daha yumuşak zira buğday unundan yapılmış, tadı bizim krep hamuruna benziyor. İçindeki kıymayla birlikte bana biraz lazanyayı anımsattı. Tüm yemek boyunca “Ehhh işte” diyeceğim tek yemek bu oldu, o lezzetli tacolardan sonra biraz yavan geldi.


Son olarak gelelim Enchilada’ya. Burrito’ya benzese de en büyük farkı hamurunun mısır unundan yapılmış olması. Ayrıca gereksiz yere sos koymamışlar, sadece gereksiz yere peynir eritmişler. Gereksiz diyorum, çünkü peynir bizim bildiğimiz taze kaşar gibiydi. Hani bir İzmir tulumu veya eski kaşar gibi biraz doygun bir tadı olsa neyse, lastik gibi uzayan ama pek tadı olmayan bir peynirdi. Amma velakin tabağın dibinde kalan son parçaları o mısır cipsleriyle sıyırdık orası ayrı.


Bu kadar yemeğin üstüne doyduk doymasına ama en sevdiğimiz Carne Guisada Taco’dan bir tane daha yemeden edemedik. Domates sosu ve kaşar peyniri olmadan, sadece soğan, kişniş yaprağı ve avokado sosu ile birlikte sunulan taco ile sezon finalini yaptık.


Lokantada bir dikkatimi çeken şey de porsiyonlarda etlerin çok bol olmasıydı. Bizim tantunicilerde koyulan et miktarını hatırlıyorum da, onun yanında bu et öksüz doyuran gibi geliyor. Malezya’da et çok bol ve ucuz olmadığı için burada ete o gece doyduk.

El Chupucabra, ambiyansı ile değil de lezzetli yemekleri ile insanın kalbini kazanan bir yer. Daha 1 ay önce takipçilerimden biri henüz burayı blogda yazmadan bulmuş yemiş, teşekkür etti. Merak ettim sordum, çok eski takipçiymiş 2 sene önce foursquardeki yorumlarımlarımdan bulmuş. Deliler gibi yedik, 1-2 bira ve horcata ile birlikte hesap 1441 PHP geldi.


12.02.2015      Çarsamba      Manila – Kuala Lumpur
Manila’da son günümüzde otelde kahvaltımızı yapıp, son kez sokaklarda biraz dolanıp havalimanına gittik. Otelde ne olduğunu bilmediğim, bol nişastalı bir çorba ile güne başladık. Sabah kahvaltıda çorba yemeği çok seviyorum.


Türkiye’de kahvaltıda genelde soğuk yemekler yenir, hadi bilemedin güveçte sucuk yenir belki ama ızgara et pek yenilmez değil mi? Uzakdoğuda ise sabah, öğlen, akşam sıcak yemek çok yaygındır. Genelde Çinliler çorba veya mantı yerken, Filipinliler tatlı sos ile makyajlanmış et yemeğe pek bir meraklılarmış. Et oldukça yağlı olduğu için löp diye hepsini ağzıma atmadım, yağlarını ayırıp sadece etlerini yedim.


Kahvaltıdan sonra dışarı çıkıp nereye gittiğini bilmediğimiz jeepneyin arkasına atlayıp “Son durak” dedik. 40PHP’ye 1 saat Manila turu yaptık. Manılada yapılması gereken zaruri şeylerden biri diyebilirim. Yerel hayatı daha yakından görüyorsunuz, hem de çocuklarla birlikte.


Tüm Uzakdoğunun en sevdiğim özelliği yolda tropik meyve satan seyyarlar. Sokakta yürürken havadan bunalmışsın, su içmekten şişmişsin ananas, kavun, karpuz hatta denk gelirse jackfruit yemek adeta ilaç gibi geliyor. Manila sokaklarında en çok bu meyvecileri sevdim.


Kısa bir şehir turundan sonra otelden eşyalarımızı alıp havalimanının yolunu tuttuk. Manila havalimanında diğer tüm iç hatlar uçuşunda verdiğimiz gibi terminal vergisi veriliyor. Hatta Manila’dan uluslararası uçuş yapacağımız için daha bir babacan bir vergi bizi bekliyor! Kişi başı 550PHP. Bu saçma vergiyi en son 2001 Tayland seyahatinde vermiştik.


Manila havalimanı Terminal 4, hayatımda gördüğüm en dandik uluslararası havalimanı terminali diyebilirm. Öyle ki Elazığ havalimanından bile kötü. Hele bir de Air Asia ile uçuyorsanız, aman diyeyim yanınıza yiyecek birşeyler alın. Pasaporttan geçip içeri girince terminal içinde hiç bir şey yok, su bile yok. “Bebeler acıktı ağlıyor” ayağına polise kimlik bırakarak terminal dışına yiyecek birşeyler almaya çıkabilmiştim. Turuncu T-shirt forever! J


16:20’de kalkan Air Asia ile Kuala Lumpur’a uçtuk ve 10 gün sonra tekrardan Malay yemekleri.


Beef Caldereta asla tavsiye etmeyeceğim, pilavı bol eti az bir yemek. Şimdi anladınız mı Filipinlerde bol etli gelen tacoları neden çok sevdiğimi? Zira Malezya demek pahalı et demek, pahalı olunca da porsiyonların düdük kadar olması demek.


Uncle Chin’s Chicken Rice ise tam aksine kesinlikle tavsiye edeceğim bir lezzet. Klasik bir Çin yemeği! Pekin ördeği gibi dışı soslandıktan sonra iyice kızartılmış, dışı kıtır içi yumuşak lezzetli bir tavuk olmuş. Pilavla birlikte güzel gidiyor.


Filipinler’i sevdik, gerçekten çok sevdik. Boracay ayrı, El Nido ayrı, Manila ayrı bir güzeldi. Hem doğasıyla hem lezzetleriyle bizi kendine hayran bıraktı. Daha önce Tayland, Vietnam ve Kamboçya ve Çin’i görmüştük ama Filipinler çok farklıydı. Özellikle yemeklerine bayıldık desem yeridir. Olurda ileride tekrar Uzakdoğuda yaşarsak mutlaka tekrardan gitmek istediğim bir ülke.

Sosyal medya hesaplarımız;

Endonezya Bali, Gili Air ve Lombok yazıları az sonraaaaaaaaaaaaa




1 yorum:

eliza bennet dedi ki...

Ellerinize sağlık, yine çok güzel ve bilgilendiren bir yazı olmuş.


Abi, müsaadenle yazıda burrito ve enchilada karışmış gibi geldi bana. Üzerinde kırmızı sos ve mayonez olan enchilada, kağıda sarılıp katlanmış olan burrito. Ben de tacoyu çok seviyorum ama bazan aç karnımı en iyi burito doyuruyor (zira içinde etle beraber pilav'da oluyor, karbonhidrat + karbonhidrat)

Diğer yazıları (özellikle Endonezya) hevesle bekliyorum.


Gittiğimiz ülkeler