24 Şubat 2018 Cumartesi

Endonezya - Gili Air


Bali adasınının hemen yakınlarında dillere destan Gili Adaları var ki özellikle çocuklu aileler için birebir. “Sabah gözümü açar açmaz, daha yüzümü bile yıkamadan denize atlayayım” diye hayal kuranlardansanız, Gili Air tam size göre. Gili Trawangan ve Gili Meno gibi abilerine göre çok daha ufak olan Gili Air adasında motorlu taşıt yok, polis yok, asker filan hiç yok. Ama çok da mahrumiyet bölgesi saymayın, bir akşamüstü ilaç lazım oldu, daha ilk eczanede bulduk. Gili Air’in bence cazip olmasının en büyük sebebi, göşterişten uzak janjanlı mekanların olmaması, partilemeden çok kafa dinleme yeri olması ve en önemlisi doğaya saygı göstermeleri.



15.05.2015      Cuma              Gili Air
Bir önceki yazıda bahsettığim Bali’den tekneyle geldiğimiz Gili Air adasına varır varmaz daha otele bile gitmeden iskelenin hemen yakında bulunan Chill Out’a oturduk. Denize nazır kumların üzerinde eli yüzü düzgün bir restoran. Bakmayın beyaz masalarda örtü olduğuna fiyatlar gayet uygun, bebek koltuğu bile veriyorlar.


Öğlenleri deniz kenarında bira & patates yemek adettendir. Menüde yöresel yemekleri görünce dayanamadık, vurduk kendimizi kızarmış pilava, kızarmış makarnaya.

Kızarmış pilav daha önceki yazılarda sıksık bahsetmiştim, Uzakdoğu seyahatlerinde küçük çocuklu aileler için hayat kurtarır. Mis gibi sebzeli karidesli pilavı hem çocuklar severek yer, hem besleyicidir, hem de doyurucudur.


En az kızarmış pilav kadar kızarmış makarna da candır, tazecik jumboyla yapılanı ise canandır. Her ne kadar karidesli makarna diye sipariş etsek de sebzeden esirgemiyorlar. Şifa niyetine havuç, fasulye, taze soğan karidesle birlikte adeta lezzet deposu.


3 yetişkin 2 çocuk olunca portföyü biraz geniş tutmak lazım. Belki biri aç kalır, gelenleri beğenmez diye hamburger söyledik. Ama siz bizim gibi enayilik yapıp Uzakdoğuda hamburger filan söylemeyin. Kötü değildi ama çok öyle ağzınızda muhteşem lezzet bırakan bir şey gelmiyeceği garanti, köftesini çocuklara paylaştırdık (protein hesaaabı).


Chill Out Bar’da çocuklar oyalansın diye oyuncak verdikler, çok da iyi ettiler. Sırtçantası ile geldiğimiz için çok fazla kova körek getirememiştik. Dikkat ettim, artık çoğu lokantada çocuklu müşterilere oyuncak veriliyor, bazıları hemen beyaz kağıt ve renkli kalem veriyor. Emin olun çocukla seyahat etmek bu sayede tahmininizden çok daha kolay oluyor. Sevgili lokantacılara da ufak bir not; “Biz artık böyle çocuk dostu lokantaları tercih ediyoruz” bilgilerinize!!


Yemek sonrası adanın kuzayindeki otelimize gitmek için araba ayarladık. Araba dediysek tek beygir gücünde halis at arabası. Pazarlık şansınız pek yok, gidilecek yola göre fiks fiyat belirlemişler.


Grand Sunset Hotel ana iskeleye uzak, turistik bir yerde değil, hatta plajı bile çok öyle ahım şahım güzel değil ama huzur dolu sessiz sakin bir yer. 13 sene sonra tekrardan ateş yakılıp etrafında gitar çalınan bungalovlarda kaldık. Hem de bu sefer yanımızda 2 ve 4 yaşında 2 çocukla birlikte.



16.05.2015      Cumartesi      Gili
Her ne kadar bugün skor yapalım, daha fazla yer görelim, Gili Meno adasına gidelim diye plan yaptıysam da, bütün gün lök gibi oturup zaman geçirdik.


Otel kahvaltıyı hemen deniz kenarındaki başka bir cafede veriyor. Kumların üzerine atılmış “Urfa usulü” bağdaş kurularak oturulan hafif yüksek masalara çöktük.

Hani “denize sıfır” derler ya, benim için işte o olay budur. Peynirli omlet, tost, ananas, reçel, kahve ve taze sıkılmış meyve suyu ile hazırlanan bu masa, inanın 5 yıldızlı otellerin 40 metrelik açık büfesinden daha lezzetlidir. Hem göze, hem mideye hitap ediyor. Masanın kralı net bir şekilde taze sıkılmış tropik meyva suyuydu. Ananas, hindistan cevizi, mango karışık 10.000 rupi (2 TL). Sabah sabah ilaç gibi.


Bir ara sahile balıkçı gençler yanaştılar ve otuduğumuz cafenin mutfağına bir şeyler bıraktılar. Gittim baktım “Böcek” yakalamışlar. Türkiye’de languste olarak da geçen bu hayvanat ıstakozun kıskaçsızı. Türkiye’de tazesini bulmanız epey zor, bulduğunuzda da kilo fiyatının 3 haneli olacağına eminim. Sorduk, burada da fiyatlar epey yüksekti. (Yıllar sonra Namibya’ya taşınınca Lüderitz’de alasını yedik bu böceklerin)


Bu oteli seçmemizin en büyük sebeplerinden biri Tuna’nın (2) ve Ege’nin (4) özgürce oraya buraya yürüyebilmesi, “Aman oğlum yola çıkma araba ezer” gibi zırp pırt peşinden koşturmak istemememizdi. Otelle cafe arasındaki gidip geldiğimiz yoldaki trafik budur.


Kahvaltıyıdan sonra saldık çocukları plaja, hem kumlar da oynadılar hem de deniz kabukları topladılar, biz de uzaktan onları izledik. Bakınız içeriden izleme teknikleri.


Otel adanın kuzey batısına bakıyor, yani direk Gili Meno’ya nazır. İsteseniz yüzerek bile geçersiniz. Biz elbette oraya kadar yüzmedik ama 10 kere denize girip çıkmışızdır. Çok fazla otelin ve restoranın olmadığı kuzey tarafında deniz MUH TE ŞEM. Sahilde mercanlardan dolayı rahat rahat yürüyemiyorsunuz, ayağınıza batıyor yani bir kumsal değil ama denize laf söyletmem. Hayatımda gördüğüm en sıcak en temiz en dalgasız denizlerden biriydi.


Öğlene doğru acıkmalar başlayınca Olah Olah ile Gili Air yöresel lezzetlerine giriş yaptık. Hindistan cevizi sütüyle yapılan sebzeli çorba gibi bir yemek, yanında da ekmek niyetine yağsız tuzsuz pilav geliyor. Baharatlı bir yemek değil, ferah ferah öğlen vakti iyi gitti.


Doymayız diye mücvere benzer birşeyler söyledik. Adını hatırlamıyorum ama patates ağırlıklı sebzelerle yapılan bir harcı una bulayıp yağda kızarmışlar. Sevdik.


Öğleden sonra Gili Air Divers ile dalış yaptım. Benden çok daha büyük deniz kaplumbağaları ile yüzmek çok ilginç ve etkileyici bir deneyimdi. Malezya’da, Tayland’da ve Filipinler’de de dalış yapmıştım, hepsi çok güzeldi ama hiç biri deniz kaplumbağalarının verdiği heyecanı yaşatmamıştı. Gili Air’e gidenlere kesinlikle tavsiye ederim, en az 2 dalış yapın.


Akşam yemeğine adanın merkezine gittik. Listemde güya Casa Mio Siesta’da Seafood bbq vardı ama şahane manzarasından dolayı Waterfront Restaurant’a oturduk, 2’şer şişe Bintang ile güneşi batırdık.


Sebzeli spring roll (sigara böreği) adettendir çocuklar için. Hem doyurucu hem vitamin. Ufak çocuklara sebze yedirmek biraz zordur. Benim iki oğlum da öyle oturup löp löp enginar, ıspanak filan yemedi. Ama kıtır kıtır böreğe hiç bir çocuk hayır demez.


Nası Goreng Ayam’ı (kızarmış pilav) her ne kadar Malezya’da yiyip pek sevmediysem de Endonezya’da çok sevdim. Ya Gili Air adasında biraz daha Batı usulü olarak, bizim damak zevkimize uygun yapılıyor, ya da genel olarak Endonezya’da böyle. Zira Malezya’da bu yemeğe benim pek sevmediğim sambal (karides püreli biber salçası) koyuyorlar. Gerçi burada da pilavı karidesli seçtik ama karides bulana Mazda bedava.


Fried noodle ise tüm uzakdoğu seyahatimizin en dandik makarnasıydı. Ulen insan içine biraz karides koyar, suyundan sosundan koyar. Yok! Spagetti napoliten mübarek. Omlet yapıp kesmişler, o kadar.


Hakkını yemeyelim cashew nut ile yapılmış tavuklu yemek güzeldi. Bildiğimiz Çin usulü yemeklere benziyordu. Pilav yine tatsız tuzsuz, buharda pişmiş.


Waterfront’un yemeklerine “Ehhh işte diyebilirim”. Ama manzarası ve fiyatları gayet güzeldi.

Amma velakin yemekten sonra uğradığımız Le Ciroque var ki işte burayı kesinlikle tavsiye ederim. Gerçi yöresel lezzetler değil, bildiğin Fransız usulü tatlılar var, belli ki bir matmazel eli değmiş. Hani Bodrum’da yersin içersin, sonunda barlar sokağında Karadeniz Unlu mamüllere uğrarsınız ya, işte o hesap.


Tesadüfen beyaz çikolata muslu ve ahudutlu bir tatlı seçtik. Fotoğrafını çekene kadar dayanamadık, bir iki kaşık attık. Hatta sonrasında bir de çikolatalı kek yedik ki ikisi de akıllara ziyan. Çikolatalı kekin fotoğrafı yok, hop mop diyene bitti bile.


Çocuklarla gezmek çok zor değil ama bazı şeyler maalesef kısıtlanıyor. Örneğin yanımızda çocuklar olmasa kesin yemek pişirme kurslarından birine katılırdık. Bakınız Vietnam yemek pişirme turu. Bariz bir şekilde turistler için hazırlanıyor ama yemeğe meraklı olanlar için çok güzel bir aktivite. Hem yöresel yemek kültürünü, pişirme tekniklerini öğreniyorsun hem de kullanılan malzemeleri.


Genel olarak Endonezya mutfağı Malezya mutfağından daha güzel. Kullanılan taze baharatlar birbirine benzese de hiç biri acı değil. Hint mutfağından pek etkilenmemiş gibi, çok öyle ağır kokulu acılı baharatlar yok, onun yerine bol bol taze baharat var.



17.05.2015      Pazar              Gili Air – Lombok
Gili Air’de kaldığımız bungalovların bir kısmı bambulardan yapılmıştı, bebek yatağı bile bambudandı. Bu seyahatimizde Tuna 1.5 yaşında idi ve bu şirin beşiğin sahibi oldu.


Grand Sunset Hotel’in en sevdiğimiz şeyi banyosuydu. Tuvalet ve banyo yatak odasında bir kapı ile ayrılmış, ama çatısını tam olarak kapatmamışlar. Duş alırken, tuvalette otururken hoşunuza gidecek bir şekilde açık havadaymışsınız hissi veriyor.


Kahvaltımızı yine Pandan Cafe’de “köy kahvaltısı” usulü yaptık. Yerden iki basamak yükseklikdeki veranda da minderlerin üzerinde bağdaş kurarak oturduk.


Kahvaltı son derece basit; omlet, yumurta ve muz  papaya gibi meyveler ve taze sıkılmış meyve suyundan oluşuyor. Ama o manzara yok mu o manzara. Ne mısır satıcısı geçiyor önünden ne bir motorlu tekne. En son bu duyguyu ne zaman yaşamıştım hatırlamıyorum bile.


Jambon ve peynirden gına geldiği için seyahatlerde biraz farklı lezzetlere yönelmeye çalışıyoruz. Fantazi olsun dedik, taze soğanlı havuçlu omlet yaptırdık. Bunun gibi ufak dokunuşlar hayatınıza değişiklik katıyor. 2001 Tayland seyahatimizde taze soğanlı mantarlı omlet yemiştik, hala evde sık sık yaparız.


Gili Air’de adanın kuzeyine kalmakla ne kadar doğru yaptık bilmiyorum ama biz gayet memnun kaldık. Zaten amacımız sessiz sakin fazla kalabalık olmayan bir yerde olmak değil mi? Çocuklar rahatça oraya buraya koştursun, hoplasın zıplasın, çok fazla peşlerinden koşmaya gerek kalmadı.


Öğlene doğru checkout yaptıktan sonra Uber’den X-large taksimizi çağırdık. Bebek arabalarını yukarı koyup, valizleri ve çocukları yanımıza aldık. Tek beygir gücündeki aracımızla 10 dakikada merkeze gittik.


Lombok’a geçmeden evvel, ilk geldiğimiz mekan olan Chill Out Bar’a çöküp bembeyaz kumların keyfini son bir kez daha yaşadık. Kaldığımız otelin olduğu bölge sessiz sakindi ama insan şöyle güzel bir kumsalda çıplak ayak gezmeyi de istiyor be.


Urap Urap, Gado Gado, Ikan Kuning çorbası, Olah Olah, Cha Kangkung gibi menüde yöresel ne varsa söyledik. Çocuklar için de işi garantiye almak için bir adet Penne bolognese sipariş ettik.


Kangkung’u Malezya’da yaşadığımız Tanah Rata’dan biliyorum, water spinach diye geçiyor. Bol bol yeşil otu soya sosu ve sarımsak ile hazırlıyorlardı, burada ilaveten domates de koymuşlar ve basmışlar sarımsağı. Sevdim, hem de çok sevdim.


İkinci yemek olah olah dün öğlen yediğimize göre biraz daha yemek gibi. Daha çok malzemesi var, çorba gibi değil.


Biraz fasulye biraz kangkung ile yapılmış. Yoğurta çok şaşırdık, genelde pek karşımıza çıkan bir şey değil. Üzerine kızartılmış sarımsak ise son bir dokunuş yapmışlar. Mide rahatlatmak için birebir.


Balık, sebze ve bayat ekmekler ile yapılan Ikan Kuning çorbası biraz körili baharatlı gibi görünse de çok lezzetliydi. Bizdeki fener kavurmayı anımsattı.


Yanında getirdikleri kıtır ekmekler de çok yakışmıştı. Neticede kaç gündür kızarmış makarna, kızarmış pilav ile ağır işçi gibi mideyi zorluyoruz.


Sebzeli yemeklerden Urap Urap ile yöresel lezzetler fırtınasına devam. Buharda pişmiş karışık sebzenin üzerine ılındıktan sonra kurutulmuş hindistan cevizi rendelemişler. Yemekten ziyade salata niyetine yeniyor. Hem sağlıklı hem hafif. Olmazsa olmaz denilecek güzellikte, tam bir öğlen yemeği!


Hindistan cevizi olmasa pek bir şeye benzemez belki ama o rendelenmiş hindistancevizleri yemeğin çehresini değiştirmiş. Üzerinde hiç bir sos olmaması ilk önce “Lezzetsiz bir sebze yemeği” havası estirse de tahminlerimizin ötesinde lezzetliydi. Yazın kenara “Urap Urap”.


Son olarak yine haşlaşmış sebze, haşlanmış yumurta ve kızartılmış tofu üzerine konan ve fıstık soslu ile hazırlanan Gado Gado yedik. Çok ilginç bir şekilde sıcak yemeğin yanına haşlanmış yumurta koyma kültürü burada da var. Uzakdoğu kültüründe nereye giderseniz gidin bu yumurta karşınıza illaki yemeklerde çıkacaktır. Burada başrol kesinlikle fıstık sosunda. Hindistan cevizi şekeri, hafif acı biber, “terasi” denen karides püresi ve demirhindi suyu ile yazırlanan bu sosu hangi yemeğe koyarsan koy gideri var.


Bugün doymasına değil, değişik yemekler yemecesine oturduk. İnanır mısınız içinde hiç bir kırmızı et olmayan bu yemeklerin hepsini sevdik.Yemek yemek hiç bir zaman karın doyurmak maksadıyla olmadı bizim için. O gün sofradan tam doymadan bile kalkmış olabiliriz, güzel olan farklı lezzetleri damak ile buluşturmak.


Tüm Endonezya seyahatimizdeki en ucuz konaklamayı ve denize en yakın kahvaltıyı Gili Air’de yaptık. “Cıptıs cıptıs” sesleri ile yankılanan Bali yerine Gili Air’e gitmenizi aşırı şiddetle tavsiye ederim. Motorlu taşıtın ve polisin olmadığı bu adada gerçekten huzur var, hayat var.


Bali ve Gili Air’den sonra istikamet Lombok adası. 5 kişi olmamızın sayesinde feribot ile gitmek yerine fantazi yapıp sahilde dolanan bir tekne ile anlaştık. Feribotun kalkmasından 1 saat önce özel tekne ile Lombok’a geçtik.

Sosyal medya hesaplarımız;




Lombok yazısı az sonraaaaa



2 yorum:

Nqor dedi ki...

Uzun zamandır bekliyordum, teşekkürler :)

eliza bennet dedi ki...

Bende ne zamandır bekliyorum. Tam huzur ortamıymış bu Gili Air. Yemekler nefis görünüyor, paylaştığınız için çok teşekkürler.

Gittiğimiz ülkeler