6 Temmuz 2018 Cuma

Seyşeller - La Digue


Seyşellerin başkenti Mahe’de 2 gün takıldıktan sonra, sanırım dünyanın en güzel adalarından biri olan La Digue adasına geçtik, motorlu taşıtların olmadığı adada bisiklet kiralayıp adanın güzelim plajlarını teker teker turladık. Ada biraz pahalı, Tayland’daki gibi biralı karidesli akşam yemeğini 10$’a yiyemiyorsunuz, ama ben böyle kumsal görmedim arkadaş. Anse Patates ayrı güzel, Anse Source D’Argent ayrı güzel. Hayatımıza 1988’de Barış Manço’nun “Domates Biber Patlıcan” klibi ile giren Seyşeller’e hayran kaldık, çoluk çocuk ikinci balayımızı yaşadık. Bundan sonra Seyşeller’e gideceklere önerim Mahe filan hikaye, direk La Digue’e kapağı atın diyorum.



08.05.2016 Pazartesi              La Digue
Mahe’den bindiğiniz feribot önce Praslin adasına uğrayıp sonra da La Digue adasına varıyor. Elde bavullarla iskeleye çok yakın olan Kot Babi’nin yolunu tuttuk. Çocuklu aileler için şiddetle önebileceğim tertemiz bir pansiyon. 2 yatak odası ve ayrıca mutfağı olan bir ev için 4 günlük 460€ ödedik. Mutfak olayı mühim konu, ayrıca değineceğim.

İlk akşam ana caddede biraz dolanıp gözümüz kestirdiğimiz en yakın ilk restorana daldık. Fish Trap Restaurant bizim otele yürüme mesafesinde, denize nazır, adından da anlaşılacağı gibi deniz ürünleri lokantası. Çocuklara sebze çorbası, bana dün akşam en sevdiğim yemek olan Hindistancevizi sütlü ahtapot köri, Özenç’e de Kremalı karidesli spagetti sipariş ettik.


Çorba için çok bir şey söylemeye gerek yok. Küçük çocuklara tatildeyken mutlaka arada sebze çorbası içirmek lazım. Yoksa lokantalarda karides, balık hadi neyse de patates kızartması dışında sebze yeme şansları pek yok.

Körili ve hindistan cevizi sütlü ahtapot koca bir kasede yanında salat ve pilav garnitürü ile birlikte geldi. Ben elbette salata ve pilavla değil, ahtapot ile bizzat ilgilendim. Hint yemeği gibi bulamaç şeklinde görünse de asla acı değil. İçinde bol bol ahtapot var, ama yine de biraz sebze de koymuşlar.


Usulüne uygun olarak pilavüstü şeklinde yemekte fayda var. Her ne kadar acı olmasa da yoğun bir kıvamı var, hassas bir mideye sahip olanlar 3 kaşıktan sonra tıkanabilir. Ama yok ben ne varsa kovaya dökerimcilerin kaçırmaması gereken bir tabak.


Karidesli makarnanın pek aman aman bir olayı yoktu. Basit, sade, bildiğin makarna işte, üzerine kremalı sos yapmışlar ama hakkını yemeyelim jumbolar kütür kütürdü. Ben olsam sosunu biraz daha bol yapar hatta balık suyu ile zenginleştirirdim.


Fish Trap Restaurant mekan olarak çok güzel, sandalyeler, dekor, garsonların ilgisi filan hep çok iyiydi. Yemekler için kötü diyemem ama öyle ağzımda ahım şahım lezzet patlatmaları yaratmadı. Ahtapot 325.000SR, makarna 255.000SR.



09.05.2016 Pazartesi              La Digue
Sabah kahvaltımızı odamızda kendimiz hazırladık, çok fazla hava ısınmadan hemen bisiklet kiralamaya gittik. La Digue adasında taksi dolmuş filan yok, her yere bisikletle gidiyorsunuz. Biz de bebek koltuğu olan iki bisiklet kiralayıp adanın kuzeyini keşfe çıktık. Bir önceki Mahe yazısındaki ilk resimde kullandığım Ante Patates açık ara benim en sevdiğim plaj oldu. 


Burada biraz mola verip bir başka plaja Anse Banane’ya gittik. Ama buranın olayı plajı değil, uygun fiyatları olan Chez Jules’de yemek yemek. Öyle janjanlı bir restaurant da değil, dışarıdan bakınca barakaya benzer 4 masalı ufak bir işletme.


Seyşeller, Mauritius farketmez! Deniz kenarında taze sıkılmış tropik meyve suyu içmeyeni dövüyorlar. İsteyene bira da var ama öğle sıcağında bisikletle geri dönüşü düşününce mango papaya karışımı daha cazip geldi.


Fiyatlar da öyle çok ucuz değil ha! İki çeşit balık (Fish fillet in creole sauce ve Chez Jules Special) söyledik, fiyatları dün akşamki ahtapottan biraz daha ucuzdu o kadar. Çocuklar için iş garanti olsun diye peynirli sandviç söyledik (180.000SR) yanında garnitür olarak taze meyve varmış.


Creaole sos dedikleri şey baya baya domesli salçalı sos gibi bir şey. Ben balıkta bu domates sosu gibi ağır salçalı sosları pek sevmiyorum. Zira martı etinin üstüne de koysan lagosun üstüne de koysan, farketmez yediğin şeyin lezzetinin önüne geçiyor ve ne yediğini pek ayırt edemiyorsun. Hal böyle olunca balıklar ne kadar midemizi okşuyorsa menü fiyatları da can yakıyor.


Bence buraya öğlen gelirseniz balıktan ziyade peynirli tostunu yemek lazım. Yanında garnitür olarak da meyve var demiştim ya, buyrun bakalım. Karpuz, muz, papaya, mango, çarkıfelek ve hindistan cevizi gibi güçlü bir kadro ile sahneye çıkmışlar. Sanki tost, meyvelerin yanında garnitür gibi kalmış. Balıklara göre hem daha ucuzdu hem de öğle vaktinde daha çok hoşumuza gitti.


Gelelim Seyşeller’in en özel meyvesi Coco de Mer yani duble hindistan cevizine. Kendileri dünyanın en büyük meyve çekirdeğiymiş. Değil meyvesinin, tohumunun bile Seyşeller’den dışarı çıkartılması yasakmış. Zaten bunu Türkiye’ye sokmaya kalksam gümrükte polis ahlak bürosu sorguya alır.


Chez Jules’e bisikletle bir öğlen gelin derim. Genel olarak ada fiyatlarının yüksek olduğunu düşünürseniz, hem ekonomik hem de deniz manzarası olduğu için tavsiye ederim. Biz 2 yemek, 1 tost ve 2 meyve suyu ile 965.000SR’ye çıktık.

Yemekten sonra dönüş yolunda sıcak iyice bastırınca, hayatımızda gördüğümüz en güzel plaj olan Anse Patates’de mola verdik. Eskiden beber dükkanlarının duvarını süsleyen “Tropik ada resimleri” içinde bulduk kendimizi. Yeşili ayrı mavisi ayrı güzellikte cennetten bir köşe.


Ada ufak tefek ama bir kaç tane büyük market bulunuyor. Altımızda bisikletimiz de olduğu için akşama makarna ve karides aldık. Seyşeller ilginç bir şekilde aşırı pahalı bir ülke özellikle de restoranlar. En güzeli bizim gibi self catering bir otel ayarlayıp, marketten malzeme alıp evde pişirmek. Deniz kenarında olduğumuz için kendimizi bu 4 gün deniz ürünlerine verdik.


Yunan ve Creol mutfağını karıştırıp bir füzyon yemeğe imzamı attım desem yanlış olmaz. Önce bol domatesi soğanla birlikte çevirdim üzerine karidesleri kabuklu olarak attım. Madem adamlar hindistan cevizi sütünü esirgemiyorlar, biz de kuralı bozmayıp her bir yemeğe konan coconut’u sosumuzun üstüne boca ettik.


3 kişilik hindistan cevizli jumbo karidesli makarnanın maliyeti 60 TL. Seyşeller için aşırı ucuz bir rakam. Bu arada bomba bir haber, makarnaların markası Nuhun Ankara. Twitterdan o gün paylaşmıştım, hemen cevapladılar. Meğer 2008 yılından beri Seyşeller’de varlarmış, Hint Okyanusunun ortasında ülkemle gurur duydum.


Gönül isterdi ki karidesleri de sabah gidip balık pazarından taze taze alalım, ama maalesef bakkaldan alınma donmuş Hindistan malına talim ettik. La Digue adası hoş güzel ama çok araştırdım bir balık pazarı malesef yok. Sadece bireysel olarak yol kenarında vatandaş kendi yakaladığı balığı satıyor o kadar.


Gecenin kapanışını ise Duty Free’den aldığımız Martini Rose ile yaptık. Çocuklara süt anneye Rose. Aslında çok öyle alkol kültürümüz yoktu evde de pek içmeyiz. Ama deniz kenarında tatilde olunca insan ister istemez ufak kaçamaklar yapmak istiyor.



10.05.2016 Salı                       La Digue
Sabah kahvaltımızı yine kendimiz evde yaptık. Bakkaldan alınan taze ekmek ve çocukların en sevdiği çırpılmış yumurta ile ucuza bitti gitti. Ama ağzımız şu hindistan cevizine alıştı bir kere, artık her yemeğe koymaya başladım çocuklar da sevmeye başladı.


Bugün adanın güney batı tarafındaki plajları gezeceğiz. Allahtan fazla yokuş olmadığı için arkada çocuklar bisikletle ulaşım çok zor olmadı. Yol üstünde marketin önünde durup Özenç bir koşu su aldı. Hakkını yemeyelim, marketlerde su çok pahalı değil.


Yanlız bisiklet yolu üzerinde giderken karşınıza bir anda dev kaplumbağalar çıkabiliyor. O yüzden kaptırıp, gitmeyin sağınıza solunuza iyi bakın. Bu dev kaplumbağaları en son Tanzanya gezisinde, Zanzibar açıklarındaki ufak bir adada görmüştük.


Seyşeller’in en meşhur plajı La Digue adasında bulunan Anse Source d’Argent plajıymış. Milli park adı aldında 100 SR sakal veriyorsunuz şansımıza çocuklardan istemediler. Plaja yakın bir yerde bisikletleri parkedip sonrasını yürüyorsunuz.


İlk karşınıza gelen esas plaj biraz kalabalık, ama arka arkaya sanki size özel küçüçük kumsallar var, ailecek çöküyorsunuz başka kimse yanınızda yok.


Deniz kenarına tatile gidince biraz değişiriz günün sonunda adanın ruhu üstünüze siner. Akşamüstü deniz faslından sonra evde Duty Free’den aldığımız son ganimeti de açtık. Artık Seyşellerde Hindistan cevizi ile yatıp Hindistan cevizi ile kalkıyoruz. Evde olsa hayatta alıp para vermeyeceğimiz birşey şey ama malum, ortam bunu gerektiriyor.


Akşam yemeği için bizim otelin sahinibine sorduk israrla ChezMarston’a yönlendirdi. Yemek yapmayı çok seven yaşlı bir amcanın işlettiği küçük bir pansiyon ve lokantaymış.

Önden balık çorbası ile iştah açalım dedik, üstüne de Seafood Curry ve Fish Fillet Coconut sipariş ettik. Çocuklara da yancı olarak patates kızartması olmazsa olmaz.


Çorbanın içine balık etleri cirit atıyordu, belli ki hatrı sayılır miktarda balığı haşlayıp suyunu kullanmışlar. Ayrıca kereviz sapına benzer bir sebze vardı, yemeğinden pek haz etmesem de çorbaların içine konunca güzel bir rahiya veriyor.

Fish fillet coconut tahmin edeceğiniz üzere Özenç’in verdiği sipariş. Balığı ızgara edip sonra üzerine hindistan cevizi sütü eklemişler. Zannımca zerdeçal (Turmeric) kullanarak da biraz renk vermiş ustam. Yancılar bir tarafta pirinç pilavı diğer tarafta da haşlanmış sebze.


Hindistan cevizinin bu kadar fazla kullanıldığı bir yer görmemiştim. Malezya’da yaşarken tamam çok fazla hindistan cevizi yiyoduk içiyorduk ama sıcak yemeğe konduğunu bu kadar fazla görmemiştim. Malum Namibya’da da zaten pek ağaç olmadığı için orada yemek kültürü direk “eti al mangala at” şeklinde.


Gelelim benim siparişim olan Seafood Curry denen yemeğe. Köri denen şey aslında bizim Türkiye’deki bilindiği gibi bir baharat cinsi değil. Tüm dünyada curry demek zerdeçal kimyon zencefil acı biber karanfil kakule gibi karışık baharatlarla yapılan et sote cinsi bir yemeğe verilen ad. Hintliler genelde dana yemediği için tavuk etiyle yapıyorlar ama bunu kuzuyla veya ahtapotla yapmak sizin elinizde.


Ahtapot, karides, kalamar, balık... çeşit çeşit deniz ürünlerini hindistan cevizi sütü ve baharatla karıştırıp pişirmişler. Lezzet olarak hoş güzel ama insan ahtapota verdiği paraya acıyor. Zira bu kadar baharat ahapotun, karidesin esas lezzetini maskeliyor. Yani burada usta levrek yerine tavuk kanat koysa ruhunuz duymaz.


Seyşellerde otel ve yemekler gibi içkiler de pahalı. Güzelim Namibya’da restoranlarda 12NAD=0.9USD olan bira burada 55SR=3.9USD. o yüzden efendi gibi bir adet içtim. Yoksa nemli ve sıcak Seyşeller’de insanın kana kana bira içesi geliyor.


Bir daha La Digue adasına gitsem kesinlikle tekrar bu lokantaya giderim arkadaş. Servis güzel, fiyatlar ve bekleme süresi abartı değil. 2 yetişkin 2 çocuk yedik içtik 782SR ödedik yazın bir kenara, Chez Marston.


11.05.2016 Çarşamba           La Digue – Praslin – La Digue
Bugün erkenden 07:30’da kalkan feribot ile Praslin adasına gittik ve araba kiraladık. Bütün gün Praslin’de dolandıktan sonra akşama La Digue’e geri döndük. Praslin yazısı için lütfen tıklayın.

Akşam yemeğini ise bu sefer otelimizde yedik ve son gece voleyi vurduk. Normalde otel yemeklerinden nefret ederim ama bize özel yapılan bir yemek olursa orası ayrı. Kot Babi’nin sahibi de meğer bizim gibi yemeğe biraz düşkünmüş. Kişi başı 30€ karşılığında masaya donatıyor. Belki de yediğimiz en pahalı yemekti ama net bir şekilde söyliyeyim 2 çeşit balık salata ve pilav ile Seyşeller’de yediğimiz en güzel yemekti. Hatta yanımızda getirdiğimiz rakıyı da açmamıza izin verdi de hesabı şişirmeden ilk fiyata olayı bitirdik.


Efendim ilk balığımız lagos, üzerinde creole sos konmuş. İlk başta Malezya’daki gibi güzelim balığı piç etmişler sandık ama MÜKEMMELDİ. Suyu, yağı, lezzeti, kullanılan malzemeler hepsi birbirini dengelemiş. 4 gündür kaldığımız Kot Babi’nin meğer mutfağı da çok iyiymiş. Geldik geleli böyle güzel bir balık yiyememiştik. Saman gibi tatsız olan lagosu sarımsak, zencefil, zerdeçal tozu, soya sosu, zeytinyağı ve taze kekik ile birlikte hazırlanan creol sosla uçurmuşlar.


İkinci balığımız da klasik safran zerdeçal ve hindistan cevizi sütü ile pişmiş palamut yahni. Lagos’a göre nispeten daha kuru olan palamut anca böyle gider. Palamut sevmem diyenlerin dikkatine! Bu tabağın dibini yaladık, Babi’nin dediğine göre işin püf noktası sadece pişirme süresini ve derecesini bilmekten geçiyormuş.


Salata olarak balkabaklı mangolu ve soğanlı bir şeyler verdiler ama onunla daha çok Özenç ilgilendi. Kebabın yanında veya dürümün içinde soğanı seviyorum ama nedense balığın yanında pek hoşlanmıyorum. Gerçi mangonun yanına pek bir yakışmıştı orası ayrı.


Biz Tuntun’umla birlikte balıklara daldık. Tabii o biraz da pilav yedi.


Kapanışta çikolatalı ıslak kek üzerine dondurma geldi ama biz yemedik çocuklara verdik. Malum şekeri yavaş yavaş hayatımızdan çıkartıyoruz. Bu da tabii benim hüsnü kuruntum. İki koca tabak balığı neredeyse tek başıma süpürdüm.


Demem odur ki kalacak yer için Kot Babi’ye karar veriseniz, mutlaka en az bir gece otelde yiyin. İsterseniz et ve tavuk yemekleri de yapıyormuş ama fiyat aynı.


12.05.2016 Perşembe             La Digue – Mahe – Nairobi
Eskiden turistik yerlere gitmeyi pek tercih etmezdik ama çocuklar doğduktan sonra gezmeye devam ediyoru ama genelde rotamız hep turistik yerler oluyor. Bugün La Digue adasında son günümüz ve otelde erkenden kahvaltımızı yapıp son kez denize girmek için yine Seyşeller’in meşhur plajı Anse Source d’Argent’e gittik.


Seyşel kumsalları kesinlikle Malezya Perhentian’daki veya Tayland Ao Nang kumsallarından daha güzel. Ulaşım zor ve pahalı olduğu sanırım bir kere çok fazla kalabalık yok.


Boş küçük kumsala çöküyorsunuz sizden başkaları yanınıza pek gelmiyor. Her kayalığın arkası başka bir kumsal.


Hatta bu güzelim sahillerde evlenen bir çok çift gördük. 2 farklı günde çıplak ayak gelinlikle ve damatlıkla fotoğraf çekilenlere bizzat şahit olduk. Nikah bile deniz kenarında bembeyaz kumsalda kıyılıyor. Meraklısı varsa organizasyon şirketlerini araştırabilirler.


Kot Babi’den ayrılırken içimizi bir hüzün kapladı. 4 gün kaldığımız bu pansiyonu çok sevdik. Gelecek olanlara da gönül rahatlığıyla tavsye ederim özellikle de çocuklu ailelere. İskeleye yakın, bankaya markete restoranlara yürüme mesafesinde ayrıca ilk gün ve son gün iskeleye valiz taşıma derdi de kısmen daha az.


La Digue adasında havalimanı olmadığı için feribot ile Praslin adasına gitmeniz gerekiyor. İskelede bir çok araba var pazarlık yapıp Praslin havalimanına götürecek bir taksi bulabilirsiniz.


İskeleden havalimanına 15 dakikada ulaşılıyor. Zaten ufak bir adada olduğunuz için öyle telaşa filan gerek yok. Biz gittiğimizde daha uçak inmemişti hatta checkin bankosu bile açılmamıştı millet öylece bekliyordu.


Tanzanya gezisinden yıllar sonra tekrardan pırpırlı uçağa binmenin heyecanını yaşadık.

Gerçi bu ulusal havayolu olduğu için çok endişelenmedik ama çooook ufak bir uçak olduğunu kabul etmek lazım. 20 dakikalık uçuşa 70USD para ödedik. Önceden alırsanız feribotla aynı paraya tekabul ediyor. Web sayfasından bilet alırken Non Resident kısmını seçmeyi ihmal etmeyin. Maalesef feribottaki gibi uçakta da yerlilere farklı yabancılara farklı fiyat politikası var.


Mahe’ya vardığımızda Kenya Airways’a valizleri vermeden önce Namibya’ya götüreceğim Nuhun Ankara marka mantı makarnalarımızı yanımıza aldık. Ne de olsa Seyşeller Kenya Güney Afrika Namibya... makarnaların yolu uzun kırılmamaları lazım.


Sosyal medya hesaplarımız;







İlk yazıda Mahe adasından, bahsetmiştik bu yazıda da La Digue adasından bahsetmeye çalıştım, bir sonraki yazı da Seyşeller’de gittiğimiz son ada olan Praslin yazısı için lütfen tıklayın.

Hiç yorum yok:

Gittiğimiz ülkeler