Kıyıköy, Tekirdağ, Çanakkale, Bozcaada

Posted by

22.11.2003: İstanbul, Kıyıköy

İstanbul’ un en sevdiğim yönlerinden biri de hafta sonu gezmeleriydi. Hafta sonu ile birleştirip 3-4 günlüğüne tur yapabileceğiniz bir çok yer var. Biz ilk defa gideceğimiz bir turu kendi arabamızla yapmaya kadar verdik. Sabah TEM’ den yola çıktık 2-3 saatlik bir yolculuk sonrası Saray üzerinden Kıyıköy’ e ulaştık. 

Kıyıköy’ de yapılması gerekenlerin başında iki nehir arasında kalan ormanda yürüyüş veya limandan sandal veya deniz bisikleti kiralayıp nehirde sandal sefası yapmaktır. Biz ikincisini seçtik ve nehirde deniz bisikleti ile geçtik. Burada Ayazma ve Ayanikola kilisesini görmek üzere kısa bir mola verdik. Akşamüstü balıkçı limanına donup, avdan donen teknelerdeki balıklara baktık. Genelde barbun ve kalkan vardı. Teknede siki bir pazarlık yaptıktan sonra İstanbul’ daki fiyatların üçte biri fiyatına kocaman bir kalkan aldık. Akşama liman manzaralı Fener Restoranda kalkanımızı pişirttik. Esnaf gerçekten çok samimi. Zaten burası 4-5 adet masadan ibaret bir aile restoranı, baba aşçılık yapıyor, oğullarda garsonluk. İsteyenler restoranda da balığını seçebilir ama limandan balığınızı kendimiz seçip bir restoranda pişirme yöntemi bize her zaman daha cazip gelmiştir. Yanan şöminenin yanında kalkanımızı güzel bir Trakya şarabı ile mideye indirdik. Balık sonra kiremitte helva her yerde olduğu gibi burada şirketten. Saat 12’ yi bulunca içtiğimiz içki, mezelerin ücreti ve balık pişirme parası dışında bu güzel ortamı yasadığımız için ekstra bahşiş bırakıp otelimize gittik. Otel dediysek de çokta fazla bir bekletiniz olmasın, burada çok fazla konaklama şansınız yok. Biz Genç Otelde kaldık. Oda buz gibiydi, kaloriferler yanmıyordu. Otelin sahibi restoranda arkadaşları ile demleniyordu. Bana bos bir piknik tüpü verdi, “Bakkaldan git dolusunu al gel odada yakarsınız ısınırsınız, fiyatını da oda fiyatından düşeriz” dedi. İstanbul’ da biri bunu yapsa kesin çıngar çıkartırdım ama Kıyıköy genelde son derece samimi ve rahat bir ortam olduğu için adamın bu tavrı bana hiç de itici gelmemişti.

Genç otel: 0 288 388 65 68 (Nazmi Bey)


23.11.2003: Tekirdağ-Şarköy-Eceabat

Sabah erkenden uyandık, hava oldukça soğuk. Bakkaldan aldığımız 1 kg patates ile deniz fenerinin yanındaki Yakamoz Restorana kahvaltı etmeye gittik. İlker Abi bize 1 kg patates ve 6 yumurta ile güzel bir kahvaltı hazırladı. Patatesleri tavla zari boyutlarında kesip, yağda kızarttı ve daha sonra başka bir tavada patatesler ile yumurtayı şöyle bir cevirdi. Patatesli yumurtamızı ve odun ateşinde demlenmiş çayımızı balığa çıkan tekneleri seyrederek götürdük. Denizin yaklaşık 500 metre üstünde uçurumun kenarında şahane bir manzara eşliğinde yaptığımız o kahvaltı, sanırım hayatımda yaptığım en güzel kahvaltılardan biriydi (Diyarbakır kahvaltıcılar çarşısında, Van’da kahvaltıcılar çarşısında, Hatay Peynirciler çarşısında yaptığımız kahvaltılar aklıma ilk gelenler).

Kahvaltıdan sonra Kıyıköy’ ün hemen yanında kotu bir toprak yoldan ulaşılan İğneada’ ya gittik। Yazın sanırım daha hareketlidir burası. Biz gittiğimizde hiç kimsecikler yoktu. Pekte gidilecek bir yer değilmiş. Daha sonra Saray üzerinden Tekirdağ’a geldik. Sahilde hastane caddesindeki eski Macar Prensi Rakoczy’nin müze evini gezdik.

Daha sonra köfte ve Hayrabolu tatlısı yemek için şehir içine girdik. Çarşı içinde meşhur Tekirdağ köftesini yiyebileceğiniz yer: Özcanlar Köftecisi. En iyi on köftesi listesinde üst sıralarda yer alan bu köftesinin hakkini vermek lazım. 1953 yılında küçük bir köfteci olarak açılan Özcanlar’ın bugünlerde hem bir çok şubesi var hemde başta bazı orduevleri olmak üzerede dışarıya köfte tedarik ediyorlar. Diğer ünlü köftecilerde alışık olmadığınız bir sunum sözkonusu burada. Siparişini verdiğiniz köfteler yarim porsiyon olarak geliyor, tabağınızdaki köfteleri bitirmenize yakın, sıcak sıcak köftelerinizin kalanı tabağınıza getiriliyor. Yanına tabii ki kendi yaptıkları ayrandan içmek lazım. Biz tam cam kenarında oturuyorduk ve yolun karşı tarafındaki Edirne Ciğercisinin tabelasını görünce bir taşla iki kuş vurduk ve karşı dükkadan Edirne ciğeri siparişi verip bu lezzetide tatmadan edemedik. Ciğerler ince ince yaprak şeklinde kesilip bolca una bulanıyor ve sıvı yağın içerisinde kızartılmış şekilde gelmişti. Yanında da aynı yağda kızartılmış oldukça acı kırmızı biberler vardı. Üstüne de fıstıklı irmik tatlısı adettendir.
Devamında hayatımın en güzel manzarasını seyrettiğim ama ayni zamanda en kötü araba yolculuğunu yaptığım Tekirdağ – Şarköy rotasını sahil şeridinden geçtik. Zavallı Citroen’ imin amortisörlerini bu geziden sonra değiştirmek zorunda kalmıştım. İlk durağımız olan Hoşköy’ de Melen şarap evini gezdik. Cem Bey bize şarabı nasıl imal ettiklerini gösterdikten sonra 2 şişe şarabımızı alıp yola devam ettik. Sonraki duraklarımız Mürefte’ de Doluca ve Şarköy’ de Gülor Şarap imalathaneleri oldu. Aslında bugün Gelibolu yarımadasını gezecektik ama yolda çok zaman kaybettiğimiz için Eceabat’ta ucuz bir otelde konaklamaya karar verdik.

24.11.2003: Eceabat

Sabah erken kalktık. Vapur iskelesinin karşısındaki tostçularda kahvaltımızı yapıp tarihi Gelibolu yarımadasını gezmeye başladık. Kabatepe müzesi, Akbaş şehitliği, Motro Koyu, Anzak Koyu, Arı Burnu, Kanlı Sırt ve Conbayisi tepelerini gezdik. Ülkelerinden binlerce kilometre uzakta ne yaptığını halen kimsenin akli sır erdiremediği Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar ile savaştığımız yerlerde şimdilerde çok güzel bir milli park olduğunu gördük. Yine Avustralyalıların neden taa buralara kadar her sene geldiğini, milli parkı baştanbaşa gezerken anladık. Atatürk’ün gözetleme yeri ve saatinin parçalandığı yer karşımızdaki manzara karşısında adeta büyülendik.

Öğleden sonra milli parkın güneyini Kilitbahir ve Seddülbahir’i dolaştık. Çanakkale Şehitleri Abidesinde gedikten sonra Kilitbahir’ den Çanakkale’ye geçtik. Genelde belediyenin Eceabat’ tan kalkan arabalı feribotlarını kullanır herkes, ama Kilitbahir’ den kalkan tekneler çok daha hızlıdır. Çanakkale’ nin en meşhur lezzetlerinden biri de feribot iskelesinin hemen yanındaki tarihi Babalık Pastanesinde yiyebileceğiniz peynir helvasıdır. Çok sekerli olmadığı için tatlıyı seven bir kişi rahatlıkla yarim kilo götürebilir. Normal ve fırınlanmış olmak üzere iki çeşidi var, benim tercihimiz fırınlanmış olanıydı. İskele yanında bir çok ucuz pansiyon ve otel bulunmakta. Anzac House sırt çantalı turistlerin takıldığı temiz ve basit bir yer.
25.11.2003: Truva, Bozcaada

Sabah kahvaltıda iskele etrafındaki lokantalarda bulabileceğiniz tostları şiddetle tavsiye ederiz. Her ne kadar Ayvalık’ taki kadar güzel olmasa da çok güzel Ayvalık tostu yapıyorlar. Truva antik kentini gezmeden olmaz. 1-2 saatimizi buraya ayırıp, üst üste bir kaç medeniyetin yasadığı toprakları dolaştık, klasik tahta atın önünde pozlar verdik. Açıkçası dünkü Gelibolu yarımadası gezisinden sonra burası beni pek cezp etmedi. Hatta birde şehir merkezinde Truva filminde kullanılan ve para vererek satın alınan bizim tahta atın kopyasını gördük. Oda ayrı bir felaketti.

1,5 saat sonra Geyikli’ den (Yükyeri) Bozcaada için arabalı vapur kalkacak. Bu sureyi daha iyi değerlendirmek amacıyla son surat Assos’ a gittik. Sadece 20 dakika geçirdiğimiz Assos için ekstradan 85 km yol yaptık ama bence değdi. Zeytinyağlı yaprak sarma ve ev baklavasını kısa surede mideye indirip Geyikliye doğru yola çıktık. Arabalı vapur olayı çok eğlenceli. Sadece 1 adet vapur var (Haznedar). Normalde günde 4-5 sefer yapıyor ama kesinlikle saatlere uyulamıyor. Uzun uzun sıralar oluşuyor, ha sıra bana geldi derken iki araba kala vapur doldu ve gitti. 1,5 saat daha bekledikten sonra ikinci araba olarak vapura bindik.

Bozcaada’da Kale Pansiyon diye şirin bir aile pansiyonda kaldık. Pansiyona girmeden önce kesinlikle ayakkabılarınızı çıkartmanız lazım yoksa pansiyon sahibesi kızıyor, dolayısıyla pansiyon ve odalar çok temiz. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra ada çevresinde arabayla dolaşmaya çıktık. Önce para çekmek için ATM aramaya başladık. Adada sadece Ziraat Bankasının ATM’si vardı ve maalesef içinde para yoktu, cebimizde de sadece 50 YTL vardı, dolayısıyla her şeyi kredi kartıyla öderim diye düşündük. İstanbul’ dan arkadaşların verdiği öneriyle Vahitin Yerine gittik. Hayatımda yediğim en güzel kalamarlar buradaydı. Çıtır çıtır kızarmış kalamarları bol ceviz içi ile hazırlanmış sosa batırıp ağzıma attığımda damağımda lezzet patlatmaları oldu Peynir sarımsak ve zeytin yağı ile yapılan adını hatırlamadığım bir meze de son derece başarılıydı. Hesabi kredi kartı ile ödemek istedim ama kabul etmediler. Nakit olarak hesabı ödeyince otel ücretini ödemek için cebimde sadece 7 YTL kaldı. Şehir merkezine dönerken yolda iki otostopçu gördük ve arabamıza aldık Elemanlara başımıza gelenler anlattığında ayni şeyin onlarında ilk adaya geldiklerinde başlarına geldiğini söyleyip bize borç para verdiler. Çok komik bir durumdu. İstanbul’ da dönünce hesaba havale edersiniz diyip hesap numaralarını verdiler ve ayrıldılar. Aksam yemeğini kesinlikle limandaki balık restoranlarında yemelisiniz. Adanın spesiyali asma yaprağında sardalya ve şarap. Şarap için oldukça geniş seçeneğiniz var. Zaten ada halkının yarısı balıkçılık diğer yarısı da şarapçılık ile uğraşıyor.

26.11.2003: Bozcaada, İstanbulSabah kahvaltısından sonra adanın batı burnundaki rüzgar enerji santralini gezmeye gittik. İlk yatırım maliyetlerinden dolayı ülkemizde pek kullanılmayan rüzgar santrallerinin isletme maliyetleri gerçekten çok az olduğunu gördük. Adaya gelen turistleri santrali gezdirmeye kendine görev edinmiş santral yetkilisi ile tatlı bir sohbet yapıp santrali gezdik. Bu rüzgar santrallerini tüm yunan adalarında görebilirsiniz. Adamlar tüm adalarının elektrik enerjisini bu rüzgar santrallerinden çıkartıyorlar ama maalesef bizim ülkemizde sadece Bozcaada veÇeşme’ de ciddi bir yatırım yapıldı. Umarım bizimde rüzgar santralleri ülkemizde daha yaygınlaşır.

Şehir merkezine döndükten sonra şarap almak için Çamlıbağ, Ataol, Talay gibi adanın şaraplarını deneyebileceğiniz şarap evlerini gezmenizi, çakırkeyif olana kadar tadım yapmanızı öneririm. Her gittiğimiz yerden 4-5 sise alıp arabanın bagajını şarapla doldurduk. Bozcaada’ya veda ederken Kale’ ye doğru el sallayıp anakaraya geri döndük. Ezine’den geçerken annemlere götürmek üzere meşhur Ezine peyniri aldık. Hem koyun hem de inek sütünden yapılan iki cinsi vardı. Her ikisinden de aldık, ben koyun peynirini daha çok beğendim. Bu sefer Keşan üzerinden daha düzgün bir yoldan Tekirdağ’ a yola çıktık. Tekirdağ’ a gelmeden 6 km önce sol tarafta otobüs firmalarının mola verdiği Serinoğulları Dinlenme tesisinde son bir kez Tekirdağ köftesi yemek üzere durduk. Bence Özcanlar’ dan daha güzeldi. Yol üzerinde olduğu için bence pek bilinmiyor, o yüzden en iyiler listesine girememiş. Çatal ile yiyebileceğiniz mis gibi yoğurt eşliğinde 2’şer porsiyon götürdük ve yola çıktık. Akşamüstü İstanbul’ a vardığımızda Adadan aldığımız 5 lt’ lik şarabı açıp annemler ile ada sohbeti yaptık.

Geyikli İskele: 10:00, 14:00, 17:00 Tel: 0 286 632 02 63
Bozcaada İskele: 07:30, 12:00, 16:00 Tel: 0 286 697 81 85

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir