Tanzanya – 8.Bölüm

Posted by

20.11.2010 Zanzibar / Darüsselam / İstanbul

Genelde yazılarımı bir bölüm olarak yazarım ama bazen uzun gezileri okuyucular sıkılıyor diye 2-3 bölümde yazdığım olmuştur. Hayatımın en ilginç ve en değişik anlarını yaşadığım Tanzanya gezisini kısa kısa 8 bölümde yazmak ne kadar doğru oldu bilmiyorum ama umarım “İçimiz dışımız Tanzanya oldu” diyenlerin sayısı fazla değildir.

“Yok efendim olmadı biz çok memnunuz, hatta sizin sayenizde gaza geldik bizde Tanzanya’ya gidecez” diyenler için, buyrun 8. ve son bölüm.

Tanzanya’daki son günümüzde sayılı saatlerimizi çok iyi değerlendirmek için erkenden kalkıp, Nungwi balık pazarına gittik. Ama dolunaydan dolayı malaesef etraf bomboştu. Meğer dolunay zamanı balığa çıkılmazmış, balıkçılar teknelerinin bakımlarını yaparmış. Bu sadece Afrika’da mı böyle yoksa bizde de aynı durum var mı bilmiyorum.

Otele dönüp kahvaltı ettik. Dünden aklımda kalan menemenin tadına bakmadan edemedim. Şöyle bir göz attım, ustanın menemeni pişirme usulü bizden farklı. Tavaya biraz sıvı yağ koyduktan sonra yumurtaları kırıyor hiç karıştırmadan, üzerine ince kıyılmış domates ve biber ekliyor. “Ustam öyle olmaz böyle olur” diyerek bir güzel bizim usul menemen yaptırdım. Hatta mutfaktan iki diş sarımsak getittirip menemeni Antep usulü yaptırdım.

Sabah sabah kahvaltıda patates kızartması ve soğanlı mantar sote yemek pek adetim değildir. Ama son günümüz olduğu için belki bir farklılık vardır, yeni bir şey öğreniriz diyip ikişer kaşık aldım. Patatesler fena değildi ama mantarlar konserve olduğu için pek bir yavandı.

Kahvaltı sonrası, Arzu ile Emel dinlenme moduna geçip havuz kenarında ve otelin sahilinde kaldılar. Biz ise kumsaldan yürüyerek son bir kez daha Nungwi’ye gittik. 

Deniz her sabah olduğu gibi iyice çekilmişti. Denize sıfır lokantaların terasının altında hatıra fotoğrafı çektik. Zira öğleden su 2,5 metre yükseliyor ve buradan tişortunu sıyırarak beline kadar suyun içinde yürüyerek zorla geçiyorsun.

Dün dalışta gördüğüm balıklar beni o kadar etkilemişti ki bir kez daha dalış yapmak üzere Spanish Dancer Dive Center’ın yolunu tuttum. Akşama uçağa bineceğimiz için en fazla 10 metreye inip 50 dakikalık yine muhteşem bir dalış yaptım. Bu kadar mı renkli bir su altı dünyası olur kardeşim. Biz Ege’de Akdenizde iki lagos görmek için 30 metrelere iniyoruz, burada ise 8-10 metrede sanki cenneten bir köşe var.

Dalış sonrası sahilde bizimkilerin yanına gittiğimde hepsi meyva suyu komasına girmişlerdi. Önce mangolu, sonra papayalı passion fruitli, sonra muzlu ve hindistan cevizli… Hava sıcaklığı 40°C civarındaydı ve hiç yemek yiyecek halimiz yoktu.

Kasım ayında nar gibi kızarmış beyaz kumsal, yeşil deniz ve mavi gökyüzünün zevkini çıkarttık.

Otele döndüğümüzde odalarımızı boşaltıp sırt çantalarımızı yüklendik ve otelden çıkış işlemlerini yapıp David’in münübüsüne bavulları attık.

 Seyahate çıkarken yanınıza çok az eşya almanızı öneririm. Gerçekten giyeceğiniz kıyafetleri alın, örneğin sıcak bir ülkeye 2 tane uzun kollu veya 2 tane pantalon asla almayın. Sadece mutlaka ihtiyacınız olan şeyleri alın, tatilinizi eşya taşımakla eziyete çevirmeyin.

Bir saatlik yolculuktan sonra yeniden Stone Town’dayız. Aslında aklımızda son bir kez Mercury’de pizza yemek var ama o dandik Zanzibar-Darüsselam uçak biletinden dolayı pek bir tedirginiz. Hiç işimizi riske atmadan uçuştan 4-5 saat önce havalimanına gidip check-in işlemlerimizi yaptırdık. Adama biletimizi gösterdim, eleman bir yerlere telefon açıp “Abi bizim müşteriler geldi, uçağı gönderir misin?” gibisinden bir şeyler söyleyip, boarding card niyetine de üzerinde hiç bir isim ve hiç bir uçuş numarası olmayan 6 tane plastik kart verdi.

Uçağımızı da garantiye aldıktan sonra derin bir oh çekip doğru pizza yemek üzere Mercury’ye gittik. Kısıtlı zamanımız olduğu için, daha oturur oturmaz erkekler bira, kızlar da Türkiye’de malesef satışı olmayan Bacardi Breezer istedi.

Bacardi Breezer alkollü hafif meyvalı bir içki. Sıcak günlerde hanımlar için birebir. Elin Yunanında 4 TL, Bulgarında 3 TL’ye satılırken malesef dediğim gibi bizde resmi satışı yok. İstanbul’da bazı marketlerde kaçak satıyorlar ama o da 13 TL.

Yemeği yediğimiz yer iskelenin hem yanında demiştim ya, işte resmi budur. Zanzibar’dan gelen teknelerden inip, pasaport kontrolünden sonra sağa dön hemen karşında Mercury’s.

İlk şişeleri daha bitiremeden, pizzalarımız teşrif ettiler. Her zamanki gibi deniz ürünleri sipariş ettim, denize nazır bir güzel fotoğrafladım.

Aşkın Baba bu sefer pizzanın üzerine koymak üzere zeytinyağı istedi. Özellikle odun ateşinde pişen pizzaların, fırın taban sıcaklığı çok yüksek olduğu için hamuru biraz çıtır oluyor. O yüzden ortalara göre nispeten kuru kalan kenarlara hafiften bir zeytinyağı gezdirmek gerekir. Hatta güney İtalya’da bunu acılı zeytinyağı ile yaparlar, tavsiye ederim.

Pizzanın hamuruda malzemeleri de çok başarılı. Kullanılan peynir dandik tam yağlı kaşarlardan değil. Kokusu ve karakteri olan bir peynir. Karideslere ise diyecek birşey yok. Taptaze olduğu için ısırınca içinden lezzet fışkıran cinsten.

Bu pizza bizi üçüncü gelişimizde de üzmedi. Çok kısa bir sürede pizzalarımızı silip süpürdük. Bir deri bir kemik olan David ve şoförümüz ise daha pizzalarının yarısı bitmeden “Ahh uhhh çok geldi” demeye başlayınca itinayla onların pizzalarının da icabına baktık.

Yemekten sonra cila niyetine biz de birer Bacardi Breezer ile final yaptık.

Karnımız tok, keyifler tıkırında, biletler cebimizde acaip mutluyuz. Bakınız Boarding Cardlarımız bunlardır. Passenger’s name: yok, Destination: yok, Flight no: yok, Seat no: yok.

Yedik içtik, borcumuz kişi başı 22.000 şilin (15 US$). Allah bereket versin Mercury kardeş. Zanzibar’dan ayrılırken mutlu mesut duygularla seni andık.

Zanzibar o denli turistik olmasına rağmen, havalimanı pekte aman aman büyük değil. Derme çatma bir binanın dışındaki masalardan bagajını verip, daha sonra binanın içerisine giriyorsun.

Ama bina dediysem öyle haşmetli bir şey değil. Bizim Muş havalimanı ayarında bir yer. 23.05.2011 tarihli gazetede “Dalaman havalimanı işletmecisi ATM, 20 yıllığına Zanzibar havalimanını işletecek” diye yazıyordu. Umarım kısa sürede bu ada hakettiği bir havalimanına kavuşur.

İçeri girdikten sonra görevli uçuş kartlarımızı toplayıp bizi aprona çıkarttı, beş kişinin ayrı, bir kişinin ayrı uçacağını söyledi. Her ne kadar “Biz bir grubuz, biz ayrılmayız, 6 kişi beraber uçmak istiyoruz” dediysem de, adamın cevabı net ve kısa oldu! “Uçaklarımız 5’er kişilik”

Kısa çöpü çeken Ufuk diğer uçağa giderken, bizde belkide hayatımızın en riskli uçuşunu gerçekleştirmek üzere 5H-TAR kuyruk numaralı uçağımıza doğru gittik.

Tanzanya Sivil Havacılık sayfasından aldığım bilgiye göre uçağımız PIPER PA34-200T model, 1979 yılında üretilmiş ve pırpır diye tabir edilen pervaneli iki motora sahip.

İnceden bir Yussuffffff Paşa sendromu var ama bayramın son günü olduğu için havalimanı ana baba günü, 4 saattir kavga dövüş uçağını bekleyenler var. Neticede Afrikada bir adadayız ve “Ben bununla uçmam, ben Boing 737 isterim” deme şansımız yok.

“Sizin için özel uçak tuttum arkadaşlar” diyerek uçağa bindik. Ben pilot yanına kuruldum, arkada da 4 kişi karşılıklı oturuyor.

Diken turizmin sayın yolcuları, co-pilotunuz ben Semih Diken 20 dakikalık uçuşunuz boyunca sizlere hiç bir türlü hizmet veremeyeceğim çünkü ön koltuktan arkaya geçiş yok. susadım, çişim geldi gibi isteklerinizi Darüsselam Havalimanına saklayınız.

Cabin crew take-of position.

Aslanlar ya size saldırsaydı, ya Tanzanya’da yerliler kesseydi diye Tanzanya’dan çekinen arkadaşlar alın size Tanzanyada yaşadığımız en heyecanlı anlar.

Pist başına geldik, dualar eşliğinde uçağımız hızla pistte ilerlerken birden yavaşladı ve aprona geri döndü. Meğer ön bagaj kapağında temassızlık varmış. Pilotumuz cep telefonundan birilerini aradı ve bizim boarding kartlarını veren adam koşa koşa uçağın yanına geldi. Kapağın sıkışmasına sebep olan sırt çantalarımızı düzeltip tekrar kapattı ve koşa koşa gitti.

Sonra motorları çalıştırmak istedik, ama ilk motor çalıştıysa da ikinci motor bir türlü çalışmak bilmedi. Bizim kaptan debriyaja basıyor, gaza basıyor, pompalıyor ı-ıh bir türlü sol pervane dönmedi. Kaptan yine cepten aradı, bizim eleman yine koşa koşa geldi, bu sefer eliyle pervanayi hızla döndürerek pilotun motoru çalıştırmasına yardımcı oldu.

İşte bu sefer oldu dercesine kaptanımız zafer işareti yaptı. Ama bizde korku ve telaş had safhadaydı. Nihayet pist başına gelerek hızlandık ve bir anda havalandık.

Uçuş esnasında artık herşeyi boşvermiş bir şekilde keyfini çıkarmaya çalıştık. Uçağın eski olması, pırpırlı olması her daim yüksek olan motivasyonumuzu biraz dahi olsun düşüremedi.

20 dakikalık uçuştan sonra Darüsselam havalimanının pist ışıklarını gördük ve iniş izni aldık. Kaptan hemen yanımda oturuyor, adamın her hareketini aynen görüyorum. Uçağın panellerine bakıyorum ne bir radar sistemi var ne de bir dijital sinyalizasyon. Belki var ama ama ben göremiyorum. Kaptan inişe geçerken yanımızdan arkamızdan gelen giden var mı diye bir sağa baktı, bir sola baktı sonra Bismillah diyip levyeyi sola kırdı. Kısa süre sonra piste teker koyunca alkışı patlattık ama iniş esnasında ilk defa lunaparka gelmiş çocuklar gibi korktuk desem yeridir.

Uçaktan inince bagajlarımızı uçaktan kendimiz çıkarttık, bavul taşıma arabası ile yürüyerek terminale gittik. Öyle uçaktan indikten sonra Çelebinin otobüsüne binelim, terminale gidelim, yürüyen banttan valizleri alalım filan yok.

THY check-in işlemlerini yaptırdık ama Ufuk hala ortalıklarda yok. Biz onun bagajını da teslim edip, bir şekilde check-in işlemlerini yaptık. Meğer onun Zanzibar uçağı arıza yapmış, başka bir uçakla 1 saat rötarlı kalkmış. Son anda kan ter içinde koşa koşa CIP salona yanımıza geliğinde suratında ciddi korku ve dehşet ifadeleri vardı.

THY’nin Airbus 330-300 model yepyeni uçağına binince hepimizin keyfi tekrar yerine geldi. Hani Almanya veya Amerika dönüşü THY’nin uçağına binerken itiş kakış bir sürü insanı görünce “Hah geldik işte Türkiye’ye” diyip moralin bozulur ya, burada tam tersi oldu. Uçağa binince sanki evimize geri dönmüşüz gibi sevindik.

Uçak kalktıktan hemen sonra ikram servisi başladı. İştah açıcı olarak soğuk balık tabağı, haydari, peynir tabağı ve havuçlu kek. Geçen sefer sabahın köründe verdikleri somon füme, uskumru füme ve karides bu sefer pek bir güzel geldi. Ekmeğin üzerine hafiften krem peynir sürüp üzerine de bir parça somon füme koyunca uzun süre sonra özlediğim batı usulü tadı aldım.

Zanzibar’daki bizim pırpırlı uçaklardan sonra, Airbus 330-300’un business sınıfı bize ilaç gibi geldi. Ayaklarımızı uzatıp tadını çıkarttık.

Beyaz şarap eşliğinde altlıkları götürdükten sonra ana yemek olarak bonfile geldi. Izgara sebze ve kremalı patates eşliğinde gelen bonfilem umduğumdan daha güzel çıktı. Kim bilir kaç saat önce uçağa yüklenen etler, hala sulu sulu kalmayı başarabilmişti.

Hepimizde aşırı yorgunluk olduğu için ne muhabbet edebildik, ne de içkilerimizi tazeleyebildik. Yemeğin bitmesiyle birlikte hepimiz sızıp kaldık.

TK602 no’lu uçuşumuzla bir saat gecikmeli olarak Atatürk Havalimanına teker koyduk. Sabah erken saatlerde İstanbul’a indiğimizde hava oldukça soğuktu. Business class yolcularına özel pasaport kontrol kontuarından hızlıca geçip vatan topraklarına 9 gün sonra ayak bastık.

Herkes bana soruyor nerden geldi aklına Tanzanya’ya gitmek diye. Bu tatilde daha önce hiç dokunmadığımız kültürlere yöneldik. 9 günlük bayram tatilini bir Fransa veya bir İtalya için feda edemezdim. Valla Tanzanya’nın tadı benim damağımda kaldı, steril yaşayanların dışındaki tüm arkadaşlarıma tavsiye ederim. Zira Zanzibar hızla turizme açılıyor, 3-5 yıl sonra bu kadar bakir ve güzel kalamayabilir.

Arkadaşlar hayat gezince güzel, ne demiş büyüklerimiz, çok yaşayan değil çok gezen bilirmiş. 

Tanzanya’ya gitmeden önce yapılacak 5 şey
• Ucuz uçak bileti bulmak
• Benim Tanzanya yazılarımı okumak
• Kafandaki tur planını çıkartıp, Tanzanya’daki acentalardan fiyat almak
• Seyahat Sağlık Genel Müdürlüğü’nün http://www.hssgm.gov.tr ofislerinde Sarıhumma aşısı olmak ve sıtma ilaçı almak
• İngiliz priz adaptörü almak

Tanzanya’da yapılacak 5 şey;
• Serbestçe dolanan aslanları 10 metre yakından görebileceğiniz safari turuna katılın
• Zanzibar’da denizde özgürce yüzen yunusları 2 metre yakından görebileceğiniz yunus turuna katılın
• Mnemba Adasında çeşit çeşit ve rengarenk tropik balıkları görebileceğiniz şnorkel turuna katılın
• Yerel bir pazara gidip tropik meyveler ile lezzet sefası çekin
• Zanzibar’da Africa House’un terasında soğuk bir Güney Afrika şarabı eşliğinde güneşi batırın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir