Roma 4.Bölüm

Posted by

4 günlük Roma seyahatinin son günü her nedense yine yemekle içmekle geçti. Özellikle dün beni benden alan pizzanın üzerindeki mozarella peynirine kafayı fena taktım. Zaten akşam beni o kadar etkilemişti ki Patron Antonio’ya bu peyniri nerden aldığını sormuş, bana sabah erken saatte dükkana gelirsem benim de alabileceğimi söylemişti.

Merak ve başka diyarlarda olmanın verdiği heyecanla tatilin son günü sabah saat 06:30’de kalkıp, otobüsle Pizzaria Remo’nun (Piazza Santa Maria Liberatrice, 44) yolunu tuttum. Antonio tam saatinde gelip dükkanı açtı, bana espresso ikram etti. Sanki kurulu saat gibi 07:30 gibi de sırayla tedarikçiler gelmeye başladı. Önce kabak çiçeği satan adam, sonra bira kamyonu ve en nihayetinda Roma dışından bir mandıranın kamyonu dükkanın önüne yanaştı.

Geçen gün organik pazarda öğrenmiştim, iki tür mozarella peyniri varmış. Biri çiğ olarak yemelik, diğeri ise rendelenip pişirmelikmiş.

Rendelenip pişirmelik olanlar içinde suyu ile birlikte kağıt torbalarda duruyordu. Güzelce muhafaza edersen 6-7 saat buzdolabına girmeden Türkiye’ye götürebilirsin tavsiyesini duyunca 4-5 paket aldım. Hatta Türkiye’ye varınca derin dondurucuya at, 1 sene hiç bir şey olmaz dediler.

Çiğ olarak yemelikler ise plastik paketlerde ama yine kendi suyunun içinde satılıyordu. Lezzet olarak ne farkı vardı bilmiyorum ama sabah sabah dilimlenmiş domates ile birlikre üzerine ince kesilmiş taze fesleğen yaprağı ve zeytinyağı sürülerek yememi tembih ettiler.

Sen kalk gel Romalara, 3-4 gün boyunca şarküterilerde dolan gez gör, sonra git bir pizzacının mandırasından sabahın 07:30’da mozarrella al. İşte bizim yemek sevgimiz budur. Manda sütü ile yapılan mozarella ölmeden önce yenilmesi gereken bir peynir. Nasıl bizde inek kaymağından ziyade manda kaymağı makbul ise, İtalyanlar için mozarellada durum aynı şekilde, illa manda sütü olacak.

Sabahın köründe kalkıp dükkanı açan, mazleme tedariğini birebir takip eden, akşama kadar çalışıp yemekleri sosları hazırlayan, akşamları da hem garsonluk hem kasiyerlik yapan Antonio tam eli öpülecek adam. Asla kısa yoldan para kazanma arzusunda değil, işine ve sahip olduklarına özen gösteren biri. Dükkana gidin hiç bir şey yemeden ertafı seyredin, ortamdan zevk almazsanız namerdim.

Testaccio’ya kadar gelmişken bu civardaki en ünlü şarküteri olan Volpetti’ye uğramamak olmaz. Makarnadan şaraba, envai çeşit peynirden yine envai çeşit jambona ürünler sunan bir gastronomi dünyası burası.

Deniz ürünleri, zeytinyağlar, trüf mantarlı soslar, prosciuttolar hep beraber dükkanın içinde insanı delirtecek güzellikte kokuyordu. Hem görsel olarak hem de kokusal olarak komaya girmek üzereydik.

Fiyatlar testacio pazarına göre hayli yüksek ama çeşit bol, personel bilgili hepsi ingilizce biliyor. Ucuzu da var kalitelisi da var ama dediğim gibi ürün portföyü çok geniş. Yemek yemeği ve yemek malzemeleri satın almayı seviyorsanız bırakın Vi del Corso caddesindeki Armani, Prada, Gucci gibi sosyetik dükkanları, gelin burada kendinize zevki sefa çekin. 

 Sadece yemek değil, içmek içinde önemli bir nokta burası. Bir enoteca kadar olmasa da en az 80 çeşit şarap mevcut. İtalyanların beyaz şaraplarını severim, tavsiye üzerine rastgele iki tane sardırdık.

Karnınız açsa, benim Fratelli Fabbi’de  yaptığım gibi kendinize güzel bir sandviç de hazırlatabilirsiniz. İstediğiniz peynirlerden ve jambonlardan keserek mideyi mutlu edebilirsiniz. İçine biraz zeytinyağı gezdirtmeyi unutmayın, hem damakta hoş bir tad bırakıp lezzet patlamaları yaşatır hem de mideye iyi gelir.

Romadan ayrılmadan önce yapılacak son şey elbette bir kez daha taze makarna ile kendimizden geçmek. Roma 1. Bölümde anlattığım Patifico’ya (Via della Croce 8) tam saat 12:00 gittik ama yine kalabalık vardı.

Taze taze makarnalar merdaneden geçip kesilirken, bizler de tezgahın arkasında ciğercinin önünde dolanan kediler gibi bekledik.

Uzun şeritler halinde çıkan makarnalar hemen oracıkta gözünüzün önünde kesilirken bile mutlu oluyorsunuz. Eğer sürekli Business Class hizmeti alıyorsanız, bir süre sonra tüm ülkeler size aynı görünmeye başlar. Halbuki gerçek bir gezi deneyimi için bulunduğunuz ülkenin kültürünü hissetmelisiniz.

Bundan dolayı benim için lüks, yerel lezzetlere ulaşmaktır. Plastik tabakta da verilse, şu gördüğünüz makarna az evvel gözümün önünde kesildi, haşlandı ve gözümün önünde soslandı. Sosunu bir kenara bırakalım hamurun lezzeti hiç alışık olduğum bir lezzet değildi. Adeta ısırınca lezzet fışkırıyordu. Yerken huzura erme durumu hissediliyor.

Ey Roma’ya gidecek yeme içme düşkünü arkadaşlar. İspanyol merdivenlerine illaki gideceksinizdir. Saatini öyle bir ayarlayın ki 12:00 dedin mi soluğu hemen 100 metre önündeki bu ufak dükkanda alın. Buraya gönderdiğim arkadaşların hepsi bana hayır duası ile geri dönüş yaptı.

Antep’te Üniversite okurken çok komik bir ilan görmüştüm. Sadece muz satan amcamın biri, ufacık dükkanının girişine “Muz muzcudan alırnır” diye kocaman bir afiş asmıştı. O laf benim için çok şey ifade eder. Makarna makarnacıda yenir, tiramisu ise tiramisucuda yenir. İstikamet Pompi.

Çok fazla zamanımız olmadığından tiramisumuzu yolluk olarak donmuş aldık. Tezgahtarın söylediğine göre derin dondurucuda bekletilen tiramisular 2 saat sonra yenmeye hazır hale geliyormuş, tazesinden hiç bir farkı yokmuş. Biz de iki paket yolluk alıp yavaştan havalimanına gitmek için otelden valizleri alıp tren garının yolunu tuttuk.

Havalimanından şehir merkezine ucuz olsun diye 4 euroya otobüsle gelmiştik, ama şimdi eve dönerken hem valizler doldu hem de biraz rahat edelim diyip Leonardo Express’e bindik (14 euro). Otobüslere göre çok daha rahat bir yolculuk 30 dakikada havalimanındasınız.

Adı üstünde yolluğumuzu yolda açıp kıvama gelmiş mi diye bir tadına baktık. Tam söylendiği gibi 2 saat sonra tiramisunun buzu iyice çözülmüş kıvamını bulmuştu. 

Mascarpone peyniri ile yapılan kreması damak çatlatır, ortadaki kahveye batırılmış kedi dilleri ise öyle hafif ki.. Yahu madem tiramisunun aslı mascarpone peyniri ve kedi dili diye tabir edilen bisküvi ile yapılıyor, bizde neden pastaneler veya lokantalarda hazır kek ve labne peyniriyle tiramisu yaparlar. O yaptığına “Fadime teyzenin pastası” de, “Yozgat Böreği” de, ama tiramisu deme kardeşim! Ayıp denen bir şey var.

 Orta Avrupanın Akdeniz’deki incisi Roma keyifli ve lezzetli bir gezi programı yapmak isteyenlere çok şey vadediyor, ne de olsa çok eski bir imparatorluğun başkenti. Bunun da etkisiyle Roma’da büyüklük, cömertlik ve kalite halen yaşıyor. Uygun fiyatlı biletler ile 1,5 saatte ulaşabileceğiniz Roma’ya gitmediyseniz çok şey kaçırdınız demektir.
Roma hakkında 5 şey
1.     Sadece pizza ve makarna aklınıza gelmesin, bence dünyanın en iyi mutfağına sahip.
2.     Enoteca denilen şarap meyhanelerinde mümkünse işi bilen bir İtalyan ile kafayı çekin, şarapla birlikte italyan usulü sakatatların tadına bakın.
3.     Yanınızda nakit para bulundurun, bir çok ufak lokantada kredi kartı geçmiyor
4.     Ben yapamadım ama içimde kaldı, Agrotourism denilen tatil seçeneğini deneyin. Çiftliklerde gündüzleri çalışıp, karşılığında yatacak yer ve çiftlikte pişen yöresel yemekler veriliyor.
5.     Sabiha Gökçen’den bir çok havayolu uygun fiyatlı Roma’ya uçuyor, fırsatları kaçırmayın.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir