11 Yaşındayız

Posted by


Eylül ayında puştun biri www.loplopculer.com adresinin şifresini kırıp, 11 yıllık el emeği göznurumuz blogumuzu kalıcı olarak sildiği için uzun zamandır yazamıyorduk. Takipçilerimizden, aynı liseye gittiğimiz, eski gezginlerden Burak Akın’ın sayesinde blogu tekrardan ayağa kaldırdık. Buradan kendisine sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Bir haftadır eski yazıları siteye yükleme ve editleme ile uğraşıyoruz ve nihayet yeni bir yazı ile tekrardan karşınızdayız. 

2014  başında Türkiye’den bir çıktık, çıkış o çıkış! Neredeyse 5 sene oldu halen gezmeye devam. Löplöpçüler’in 10. yılını hatırlarsınız geçen sene Namibya’da kutlamıştık, bu yılın başında Afrika’dan ayrılıp önce Güney Amerika’ya şöyle bir uğrayıp lamaların tadına bakıtık, sonra da kısmen Avustralya’ya taşınıp koala buğulama için denemeler yaptık.

Mart sonunda Namibya’dan ayrılmadan önce Afrika’daki son bir tatilimiz daha vardı, o hakkımızı tekrardan cennet vatan Güney Afrika Cumhuriyeti’nde kullandık. Namibya, Mozambik, Botsvana hoş güzel ülkeler ama uzun vadeli yaşanacak yerler değil. Ama Güney Afrika’nın güzelim Western Cape Eyaleti öyle mi? Cape Town şehir merkezine pek girmeden son bir kez 10 gün boyunca Afrika karidesleriyle haşır neşir olduk.

Eski takipçiler hatırlayacaktır 2015 yılında Malezya’da çalışırken proje müdürüm birgün odasına çağırıp Malezya’daki projenin 3-4 ay sonra biteceğini ve Namibya’daki projede bana daha çok ihtiyaçları olduğunu söylediği an, bizim 3 yıllık Namibya maceramız başlamıştı.

Şantiye işleri böyledir 2 ay sonra nereye gideceğin, nerede yaşayacağın belli olmaz, her an ceketi alıp çıkmaya hazır olmak lazım (Adrenaline gel!). Bu sefer ben önce davranıp Namibya’daki projenin bitimine doğru üst yönetime nereye gideceğimi sordum, şansımıza Gürcistan’ın Rusya sınırında medeniyetten epey uzakta bir proje çıktı. Dağ başına ailecek gitmek mümkün olmayacağı için biz de Mart sonunda şirketle el sıkıştık ve Haziran ayında Gürcistan’da tekrar başlamak üzere öpüşerek ayrıldık, Namibya’ya veda ettik.

Belki bir daha böyle uzun vadeli bir gezi yapamayacağımızdan, iki proje arasında -içimde hep bir uhde olarak kalmış şeyi- nihayet gerçekleştirdik. Geçen sene Rotasız Seyyah Mehmet Genç’in ilk kitabını okuduktan sonra gaza gelip, çoluk çocuk 3 aylığına Amerika,Kolombiya, Ekvador ve Peru turuna çıktık.

Neticede Namibya’dan kesin dönüş yapıyoruz. Türkiye’ye uğramadan olmaz. Annemleri görürüz, eşyaları toparlarız diye 2 haftalığına Türkiye’ye gidip İzmir, İstanbul, Antep, Urfa, Adana, lezzet turu yaptık. Amerika’da, Avustralya’da zorlasan kebap, baklava, ahtapot ızgara filan bulunuyor da şu kokoreç yok arkadaş.

Veee nihayet 2012’de hayallerini kurduğumuz Amerika maceramız başlasın! Bu sene Ege ilkokula başlayacağı için, artık benim peşimden şantiyelerde dolanması mümkün değildi. Biz de çocukların doğumlarından yıllar sonra Amerika’da yaşamak için ikinci adımı attık.

Kayınvalidelerigörme, eşyaları yerleştirme faslından sonra, 1 hafta içinde Kolombiya’ya uçup Güney Amerika’ya ilk kez ayak bastık. Evet evet hem de 2 ufak çocukla birlikte Kolombiya’dayız.

Cartagena ülkenin kuzeyinde deniz kenarında oldukça sıcak bir şehir. Bana biraz fazla turistik geldi, daha çok partileme şehri gibi. Deniz ürünleri umuduyla gittiğimiz bu şehirde maalesef arepa empanadas gibi hamurişleri ile avunduk.

İkinci durağımız Medellin ise buram buram Kolombiya kokuyor. Medellin diyince insanın aklına uyuşturucu kartelleri, adam asma kesme filan geliyor ama biz çocuklarla birlikte usturuplu saatlerde usturuplu yerlerde dolandık, başımıza herhangi birşey gelmedi.

Şehir merkezlinde dolanmak çocuklar için bir zaman sonra sıkıcı oluyor. Kendinidoğaya vurmak, yemyeşil dağlarda yürüyüş yapmak istediğiniz anda Salento devreye giriyor. Namibya’nın çöllerinden sonra yeşilin bu kadar tonunu görmekhepimize çok iyi geldi. Kolombiya’ya gidecek olanlara tavsiyemdir ülkede en sevdiğimiz yer Salento oldu.

Kolombiya’dason durak başkent Bogota’ya gidip bu sevimsiz şehre tepeden baktık. Büyük şehirleri pek sevmediğimiz için aslında burayı sırf uçağa binmek üzere kullandık bile diyebilirim. Hakkını yemeyelim 2 gün kaldığımız Bogota’da şahane biftekler yedik, meraklısına!

GüneyAmerikadaki ikinci ülkemiz Ekvador. Aslında Kolombiya’dan başkent Quito’ya gelmenin hakkı otobüsle Cali üzerinden gelip, sınırı karadan geçmektirama aylar öncesinden otobüs fiyatına uçak bileti bulunca bizim de işimizegeldi. Hatta sırf cumartesi kurulan Otavalo pazarına gitmek için uçak biletini bile o güne denk getirdik.

Quito’nun olayı dünyanın merkezi olması ve ekvator çizgisinin şehrin hemen yakınlarındangeçmesi. Bir bacak kuzey yarımkürede, bir bacak güney yarımkürede resim çektirme gibi aksiyonlar var. Ama bizim için Quioto’nun olayı, Mercado Amerika’da gördüğümüz okyanusdan gelen metrelik taze kılıç balıkları ve 2 gün üstüste yediğimiz Encebollado denen balık çorbasıydı.

Neticedeİzmir’de doğduk büyüdük, deniz kokusu bizim için olmazsa olmazdır. 10 saatlik otobüs yolculuğu ile Ekvador’un benim için en baba yeri olan balıkçı kasabası Puerto Lopez’e gittik. Sabah 05:00’den 10:00’a kadar balıktan dönen onlarca balıkçı Ekvador’un bereketli deniziden ne topladılarsa satıyorlar. 10 dolara aldığımız bu doradoyu hemen oracıkta 1 dolara temizletip, 1 dolara da kömür ateşinde pişirtirip yedik. Hayatımda yediğim en değişik en lezzetli kahvaltılardan biriydi. Hatta 3. gün işin suyunu çıkartıp, kahvaltıyı bebek kalamarın içine jumbo karides ile yaptık.

Ekvador’unen önemli aksiyonlarından biri Galapagos Adaları. Yanlız uçuştu,konaklamaydıve, günlük gezilerdi derken 4 kişi 5.000$’ı gözden çıkartmakgerekir. O yüzden biz “Fakirlerin Galapagosu” Isla de La Plata’ya gidip Galapagos’da yaşayan tüm hayvanları bizzat yakından gördük. Mavi ayaklı sümsük kuşlarının suyuna pilav pişiremedik, malesef koruma altındalarmış.

Biraz dahagüneydeki Montanita ise o kadar sakin bir yer değil, hele hele şirin bir balıkçı kasabası hiçdeğil. İçelim güzelleşelim, hoppadanak oynayalım kıvamında bir yer. Şehir her ne kadar gece hayatı ile tanınsa da bizim genelde sabah erkenden kalkip çocuklarla birlikte sahilde çıplak ayak koşturduk, sonra da akşama kadar kumlarda yayılıp mojito içtik.

Kolombiya-Ekvador geçişinde yapamadığımızı bu sefer Ekvador-Peru sınırında yapıp otobüsle Peru’ya kuzeyden girip Manchora’ya gittik. Bir anda yemeklerde aşırı bir değişim oldu ve kendimizi Fas sahillerinden İspanya sahillerine gelmiş gibiydik. Her gün 3 parmak kalınlığında az pişmiş ton balığı ve kılıç balığı ile deniz ürünlerinin dibine vurduk. Ton balığını yıllarca dardanel ton olarak yedik, meğer ızgara taze tonbalığı dana antrikot gibi enfes bir şeymiş mübarek.

Peru’nun başkenti Lima diğer gördüğümüz diğer başkentlere (Bogota ve Quito) göre çok daha temiz, gelişmiş ve huzurlu, tam yaşanılacak bir şehir görünümündeydi. Hem deniz kenarı olduğu için (= karides bol), hem de Avrupa’ya Amerika’ya göre çok daha ucuz olduğu için birgün parkta çimenlere yayılıp dalgaların sesini dinlerken “Acaba iş bulup buradamı yaşasak?” diye hayallere bile daldık.

Güney Amerika gezimizde noktayı Gezginlerin Mekkesi sayılacak Machu Picchu’da koymak üzere Cusco’ya uçtuk. Çocukları son 3 ay boyunca “Dağın tepesinde lamaları göreceğiz” diye gaza getirip kondisyon antremanı yaptığımıza değdi.

He her kadar antreman da yapsanız deniz kenarındaki Lima’dan 3500 metreye bir anda uçakla gelince başdönmesi ve kusmaya sebep olan irtifa hastalığına yakalanmanız olası. O yüzden ilk iki gün kutsal vadide biraz dolanıp vücudu alıştırmak en iyisi. Adeta yolda olan Türk gezginlerin ev huzuru yaşamak için sığması için kurulmuş Vamoss Evinde iki gece kalıp, sarımsaklı menemeninden tut, mıhlamasına kadar yaparak mutfaktaki hünerlerimizi ev ahalisine gösterdik.

Tamam çok şükür biz de çok gezdik, ama kurumsal hayatı bırakıp bisikletle, motorla, trenle dünya turuna çıkan gençleri görünce “Keşke 6 sene önce çocuklar olmadan önce biz de yapsaydık” diye içim gidiyordu. Sonra biraz araştırdım, trene ve otobüse binerek gayet rahat çocuklarla da Machu Picchu’ya çıkılıyormuş. Biz de çıktık, başımız göğe erdi.

Bu arada Güney Amerika sahillerinde yayılmış, mojitomuzu yudumlarken şirketin insan kaynaklarından gelen email ile dumura uğradık. Gürcistan’daki projede sıkıntı varmış, Avustralya’da çok büyük bir projenin ihalesine çıkılıyormuş acil olarak Sydney’e gitmem gerekiyormuş. Hahaha! Duble kaymaklı ekmek kadayıf. Yanlız tek dezavantajı, 4 aylık geçici sözleşme sunuluyordu, yani 6 ay sonra ne olacağı belli değil. Anlayacağınız adrenaline devam!

Peru’dan Amerika’ya döndüğümüzde biraz sancılı ve uzun süren vize prosedürlerinden sonra 19 Temmuz itibariyle tek kişi geçici olarak Sydney’e geldim, Özenç ve çocuklar da geçici olarak Florida’dalar. Sonuç itibariyle 5 aydır “Amerika’da mı yaşanır yoksa Avustralya’da mı yaşanır?” testi yapıyoruz. Kimin nerede geçici olacağı 2019’ın ilk aylarında belli olacak ve tekrardan hep beraber löpletmeye devam edeceğiz.

Ha bu arada Avustralya nasıl? derseniz “Çooook pahalı”. Amerika’ya ve Almanya’ya göre bana epey pahalı geldi. Son 5 senedir yaşadığım Namibya ve Malezya ile karşılaştırmıyorum bile. Yanlız burada aylık asgari ücretin 2781 AUD (1991 USD) olduğunu belirteyim, dolayısıyla ülkede fakirlik pek yok ve herkesin belli bir sevide yaşam standartı var. Ben aynı şartlarla şirket içi geçiş yaptığım için, hamsi fiyatına ıstakoz yediğim Namibya günlerini özlüyorum.

Avustralya dünyanın diğer ülkelerine uzak olduğu için sanırım önümüzdeki 2-3 sene yeni bir ülkeye gitmeyiz, ilk önce bu koca kıtayı bitirmek lazım. Tavsiyem buralara yolunuz düşerse kuzeyde Cairns’e gidip, Great Barrier Reef’te dalış yapın. 15 metre derinlikte bambaşka bir yaşam var. Dalış öğrenmek için veya mevcut sertifikanızı bir üst seviyeye çıkartmak için kesinlikle doğru nokta.

Takipçilerim hep soruyor kanuguru yedin mi koala pişirdin mi? diye. Kanguru eti marketlerde satılıyor ama Kazakistan’daki at etinden hallice. Bir kere denedim yağsız ve kuru bir et, daha yemem. Koalayı ise değil pişirmek, ellemek bile yasakmış. Hoş şirin hayvanlar ama yenmiyormuş.

Eskiden bayramlar için önceden ucuz bilet alır, bir sonraki senenin planlarını yapardık. Maalesef bizim önümüzdeki Haziranda hangi ülkede yaşayacağımız belli olmadığı için uzun vadeli plan malesef yok. Bu haftasonu Amerika’ya uçuyorum ailecek arabayla Florida’dan çıkıp yeni yıla New Orleans’da gireceğiz. Avustralya’da da Ocakta Tazmanya, Şubatta Melbourne ve Sunshine Coast haftasonu kaçamakları var o kadar.

Hazirandan sonra Allah kerim. Gideceğimiz ülkelerde -etler yumuşak, biralar soğuk- olsun yeter.
Şaka şaka! Sağlık ve eğitim sistemi düzgün olsun yeter.

Mart sonuna kadar Sydney’e gelen herkese kapımız açıktır bekleriz.
Bol gezmelibol yemeli sağlıklı ve mutlu yıllar.

Sosyal medya hesaplarımız;
Facebook
Instagram
Twitter

16 comments

  1. Hiç imrenmiyoruz ve cennet vatanımız da mutluyuz ne o öyle başka başka kültürler ay yazık çocuklara….:))) Dedi ve çatladı
    Uzun aradan sonra görmek ne güzel…bloglar, vloglar , instagramlar yokken; yani buralar dutlukken, tozu dumana katiyordunuz hey geçen zaman….neyse siz gezerken bizi alan düşünce; yerleşik hayatın pençesine hepten dahil olma hali oluyor…
    Hem kıskanıyor, hem ” helal be ne cesaret” diyor insan..(yani eşimle biz:)
    Güzel aile olmak ve hayallerinizi gerçekleştirme çabası takdir-e şayan.. daim olsun huzurunuz…

  2. yazılarınızı özlemiştik hoş geldiniz.
    iş yerinde nezaman bunalsam eski yazılarınızı karıştırıyorum. seyaht yapacağım ülke olursa rehber oluyorsunuz .selamlar

  3. Çok sevindim bu yazıyı görünce. Ne zamandır hep kapalı olduğundan sanki blog yazmaktan vazgeçtiniz gibi bir düşünceye kapılmış, baya da bir üzülmüştüm. Neyse bu şekilde bir güncelleme güzel oldu ama daha fazla detay olacak sonraki yazılar da değil mi?

    Çocuklar çok büyümüş maşaallah 🙂

  4. Merhabalar, size bir sorum olacakti. Avuzturalyaya goc etme durumlarimiz var ama kararsiziz. Orada bocek durumlari nasil? Benim bocek orumcek vs korkularim yuzunden goc olayi iptal bile olabilir. Sehir merkezinde apt dairesinde bile yasasan evden hasere uzak olmaz diye okudum duydum. Sizin deneyimlerinizi ogrenebilir miyim bu konu uzerine. Yardimci olursaniz sevinirim. Iyi gezmeler

    1. Sydney’de bir apartman dairesinde oturuyorum çok öyle örümcek böcek görmedim. İstanbul’da ne kadar varsa burada da o. Bahçeli evlerde normal olarak daha fazla böcek olabilir.

  5. Tesadüfen buldum blogunuzu ve gerçekten çok güzel yazılar okudum. Bunun için öncelikle teşekkür ediyorum. İlerleyen dönemlerde sizler gibi olmak ümidiyle 🙂

  6. Rotasız seyyah sayesinde tanıdım sizi. Bir çok gezgin var ama çocuklarla gezebiliyor olmanız benim en çok ilgimi çeken nokta oldu. Belki de birçok kişinin ilgisini
    çekmiştir. Bundan sonra da memnuniyetle takip ederiz inşallah.

  7. İnsanlar ulaşamayınca sabote etmiş gözüküyor..Sizin gibi bir site biz gezmeyi sevenlere her zaman öncülük etmiştir. eşimle sizin anne babanız yaşındayız..İmkanlarımız dahilinde her sene gezmeye çıkıyoruz..İyi ki varsınız…Zevkle okuyoruz..İzmir den sevgi ve selamlar….

  8. Merhaba

    “Eylül ayında puştun biri http://www.loplopculer.com adresinin şifresini kırıp, 11 yıllık el emeği göznurumuz blogumuzu kalıcı olarak sildiği için uzun zamandır yazamıyorduk. ”

    Bu cümleye üzüldüm.
    Tedbirsiz davrandığınız için verilerinizi kaybetmişsiniz.

    Sisteminiz wordpress olduğu için size “BackWPup” eklentisini tavsiye ederim.

    Eklenti sitenin tamamını yedek alabildiği gibi veritabanını eposta ile gönderebiliyor.

    Siteniz çökse bile, böylelikle hiç veri kaybı olmadan kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

    Kolaylıklar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir