Kenya – Nairobi

Posted by

Hesapta Kenya’ya gitmek yoktu, ama Kenya Havayollarının süper ucuz bir promosyonunu yakalayınca Namibya’dan Seyşeller’e giderken de dönerken de birer gece Nairobi’de kaldık. Aslında Kenya’nın hakkı Maasai Mara’dır, aslandır, zürafadır ama zaten Namibya’da yaşadığımız için safari olayına pek bulaşmadık. Bizimkisi bir nevi “İzmir’den İstanbul’a giderken Bursa’ya şöylebir uğrayıp iskender yemek” gibi bir şey oldu. Bir de ilginç bir mevzu var. Bundan 35 sene önce Avusturya’da yaşayan rahmetli dayım Kenya’ya gitmiş, Afrika’nın bağrından annemlere posta kartı atmıştı. O zamanlar ben 7 yaşındayken, biz anca İzmir’den Marmaris’e çadır kampına gidiyorduk, o yaşlarda “Kenya’ya gitmek” benim için “Mars’a gitmek” gibi bir şeydi. Yıllar sonra Kenya’ya gitmemizin, zihin altında olan böyle de güzel bir anısı vardır. Buyrun 15’er saatlik Nairobi maceralarımıza.

06.05.2016 Cuma                   Nairobi

Johannesburg’dan kalkan KQ761 no’lu uçağa binmek üzere körüğe geldiğimizde içimde Tanzanya seyahatimizden 6 sene sonra tekrardan Afrika’ya gidiyormuş hissi oluştu. Her ne kadar 1 yıldanfazladır Namibya’da yaşıyor olsak da, ilk tatilimizi Güney Afrika’da Western Cape sahillerinde yapmış olsak da, bence oralar gerçek Afrika değil.

5 saatlik uçuşumuzda Kenya Havayollarının yemeğini beğendim. Ispanak, kıyma ve mısır unundan yapılan bir hamur işi ile, salatasıyla, tatlısıyla dopdolu bir yemek ikram edeceklerini pek tahmin etmemiştim. Sonradan baktım Delta, KLM, Air France gibi Sky Team üyesiymiş.

Namibya’da da Güney Afrika’da da sebze üretimi de tüketimide pek fazla yok, zaten olan sebze de ıspanak ve patatesden ibaret. Yandakibeyaz ise “pap” diye geçiyor, Afrikalıların ekmek niyetine yedikleri mısır unundan yapılan bir tür hamur işi. Bizim kuymağın yağsız ve daha kuru hali.

Boing 787 Dreamliner uçağında ilk dikkatimi çeken penceler oldu. Normalde güneş gelmesin diye perdeyi indirirsiniz, burada bir düğme ilecamın rengini karartıyorsunuz. Çocukların baya ilgisini çekti, uçuş boyunca biraçtılar bir kapadılar.

Tüm gezgin arkadaşlara uyarımdır, Kenya’ya gidecek olursanız mutlaka Sarıhumma aşısı yaptırın, sertifikanızı da yanınızda bulundurun. Ülkeye girerken, çıkarken, hatta başka bir ülkeye transit geçerken bile lazım olabiliyor. Kırsal yerlere gitmeyecekseniz sıtma hapına gerek yok, sivri sinekten korunun yeter ama sarıhumma aşısı önemli.

Kenya vizesine internet üzerinden başvurabiliyorsunuz Uçak bileti ve otel rezervasyonunu sisteme yükleyince ikidakikada vizeniz hazır. Türk pasaportu için 3 güne kalma kadar hakkı veren Transit Visa (21USD), daha fazla uzun süreli isterseniz Single Entry Visa (51USD) başvurusu gerekiyor. 16 yaşından küçüklere beleş!

Ulaşım için Kenya’nın UBER’i diyebileceğimiz Maramoja’yı kullanabilirsiniz, ya da bizim gibi bir turizm acentası ile önceden anlaşıp araç ayarlayabilirsiniz. (Sevil Mert sağolsun onun eski turizm acentası ile hallettim). Havalimanından şehir merkeziyaklaşık 20USD tutuyor.

Sırf gideceğimiz restorana yakın diye Eshel Guesthouse(121 Lamwia Road) diye hayatımda gördüğüm en uyduruk pansiyonda kaldık. Gittiğimizde elektrikler kesikti, zifiri karanlık kimsecikler yok. Özellikle Kenya gibi az gelişmiş bir ülkede çocukla gezen ailelere ucuz pansiyonları pek önermem. Gidin efendi gidi doğru dürüst bir yerde kalın, bizim çektiğimiz rezilliği çekmeyin

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra tesadüfen o gün Nairobi’de olan ve bir zamanlar İstanbul’da beraber löplettiğimiz Kadir Bardakçı ile buluşupKenya’nn en iyi “Fine dining” restoranlarından biri olan Tamambo Karen Blixen Coffee Garden’a gittik.

“Nedir bu fine dining?” diyecek olursanız, bir keremasada çift beyaz örtü olur. Hani birini kirletirseniz, alttan yenisi temiztemiz çıksın diye midir nedir iki tane örtü koyarlar. Tabi bu örtülerin yıkamaparası peşin peşin sizin hesaba yansıtılır. Ayrıca tabağınızın etrafında kişibaşı 3 çatal 3 bıçak olur, bunların bulaşık paraları da fiyata dahildir.

Ama güzel olan nedir? Karidesler, balıklar, kalamarlarher daim tazedir, diridir, lezzetlidir, ebat olarak azdır ama özdür. Derindondurucudan çıkmış pörsümüş mal kullanmazlar, o gün taze ne varsa onupişirirler, onu ikram ederler. Redang Adasındaki  gibi bir tabak dolusu karides önünüze gelmez, ama gelen de çok lezzetlidir.

İnsan şantiye ortamından çıkınca kendini biraz şımartmak istiyor ya bizimki de o hesap. Yoksa böyle lüks lokantalarla pek işimiz olmaz. Masaya oturur oturmaz garsonumuz çiğ somonlu ve balık köfteli atıştırmalığı ortaya ikram olarak koyunca bütün yolculuğun yorgunluğu bir anda neşe ve keyfe döndü.

Uzun zaman sonra şantiyeden çıkıp lüks bir restorana gelmenin heyecanı ile bir pembe şarap (Mateus Rose Portugal) söyledik. Menü maşallah ansiklopedi gibi kalın. Seçmekte zorlanıyorsanız işin ehli garsonlar imdadınıza yetişiyor. Ben pek yardıma ihtiyaç duymadan balık çorbası, karidesızgara, deniz ürünleri risotto, deniz ürünleri güveci, yengeçli avokadolufiesta ve hibiskus soslu karışık deniz ürünleri ile, o gece masayı donattım. Haydi bakalım garson efendi göster hünerlerini.

Yemeklerden önce ortaya güzel bir ekmek tabağı geldi. Biz tabii açız yoldan geldik “Hepsinden birer tane tadına bakalım” derken bir anda masa da ekmek mekmek kalmadı. Aynen Löppp!

Çocuklar için mantarlı ve kuşkonmazlı sebze çorbası görünce hiç affetmedik. Tüm yazılarımda söylerim, ufak çocukla seyahate çıktığınızda menüde sebze çorbası bulursanız yapıştırın gitsin. Yoksa zaten restoranlarda doğru dürüst sebze yemeğini kolay kolay bulamıyorsunuz.

Bizim için ortaya bir tane Tamarind Fish Soup söyledik. Menüde “Fransızların meşhur balık çorbası Bouilllabaise çorbasının Hint Okyanusu versiyonu” diyordu. Çorbanın lezzetine diyecek bir şey yok ama hem çorbanın malzemesi az geldi hem de çorba kasesinin boyutları gözümü doyurmadı.

Çocukların çorbasının tadına bir bakayım dedim, vallaha bizimkindençok daha o güzeldi. Hem kocaman çorba tabağında sunulmuş hem de lezzeti yerindeydi. Ben midye kabuğuyla onların tabağından aldım, bizimkine 5 basar! Tadı damağımda kaldı.

Yengeçli ve avokadolu fiestayı, internette oldukça güzel yorumları olduğu için önceden notumu alarak sipariş etmiştim. İyiki de söylemişiz bu kadar hafif ve lezzetli bir yengeç daha önce hiç yememiştim. Bizdeki dandik sushicilerde yengeç diye surumi denen kimyasalı dayarlar. Ama buhalis mulis yengeç eti ile hazırlanmıştı.

Hibiskus soslu karışık deniz ürünleri bol makyajlı birazfantastik bir şeydi. Bizde de son zamanlarda hibiskusun adı duyulmaya başladıama İstanbul’da anca çayını içiyorduk. Elin Kenyalısı kalamarın balığın üzerine sos yapıyor. Çok öyle aman aman değildi, hatta tüm gecenin en vasat tabağıydı diyebilirim. Çok büyük bir ihtimalle Kenya’nın yöresel bir lezzeti de değildir.

Sebze çorbasını çocuklara paylaştırdıktan sonra bir dekıymalı makarna söyledik. Çocuk sahibi anne babalar bilir! Çocuk dediğin pilav sever, makarna sever. Her ne kadar löplöpçü olsa da 2 yaşındaki çocuk hibiskus soslu karides yemez arkadaş. Kuşkonmaz çorbasını burun kıvırarak içtiler, ama kıymalı makarnayı kaz gibi götürdüler. Seyahatte kafayı dinlemek istiyorsanız çocuğun en sevdiği yemeği söyleyin gitsin. Zaten 1 haftalık tatildesiniz ille de sebze yesin, meyve yesin sağlıklı beslensin diye kasmanın alemi yok.

Deniz ürünleri risotto bizi o gece en çok mutlu eden tabak olarak en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldı. İyi takipçilerim bilir, 4 yıldır İtalyan firmasında çalışıyorum ve haftada bir risotto çıkan bir yemekhanemiz var. O yüzden iyisini kötüsünü artık biliyorum. İçinde yok yok! Karides, ıstakoz, yengeç, ahtapot ve balık. Kullanılan ürünler olsun, içindeki suyu sosu olsun gönlümüzü fethetti.

Izgara karides bir deniz ürünleri lokantasında olmazsa olmazdır. Her ne kadar Nairobi deniz kenarında olmasa da Afrikanın doğu sahilleri ve Hint okyanusu karides kaynıyor. Söylediklerine göre her gün Mombasa’dan Nairobi’ye kasa kasa balık geliyormuş. Aynı bizdeki “Türkiye’nin en taze balığı Ankarada’dır” klişesi gibi.

Karidesler Portekizlilerin yaptığı gibi kelebek kesilip kabukları soyulmadan biraz soslandıktan sonra ızgaraya atılmış. Ne yapmış etmiş suyunu kurutmadan pişirmiş ustam. Tabaktan alıp ağzıma atarkan boncuk boncuk karidesin suyu akıyordu. 10 numara 5 yıldız.

Gelelim gecenin kraliçesine! Nedense şansımıza en güzelyemek, en sona geldi. Menüde “Seafood Cassserole flambeed in cognac” yani “Konyakla pişirilmiş deniz ürünleri güveci” olarak geçiyor. Eve döndükten sonra araştırdım malzemeler çok yüksek sıcaklıktaki güveçte çevrilirken, konyak eklenerek bir anda alev alıp alkolü uçtuktan sonra, konyağın kendi lezzeti yemeğe geçiyormuş. Yemek pişince son olarak da safran ve hindistan cevizi sütü eklenip dinlendiriliyormuş.

Bu yemek gelene kadar zaten doymuştuk, ama o kadar çok güzeldiki, keşke diğer hiç bir şeyi söylemeyip sadece bu güveci söyleseymişiz dedik. Fiyatı da çok öyle abartı bir rakam değildi. Aklınızda olsun yolunuz bu restorana düşerse kafadan bu güveci söyleyin.

Dışarıda yemek yediğimiz zaman çorbasıydı, soğuk başlangıcıydı ortaya karışık ana yemeğiydi farklı faklı yemekler söylemekten çekinmiyoruz. Maksat farklı yemeklerin tadına bakmak. Ama genel olarak tatlı sipariş etmeyiz. Garsonumuz saolsun ikram olarak her birimize üzerinde isimlerimizin yazdığı çok ufak tadımlık tabak hazırlamış.

Tatlılar o kadar güzel o kadar güzeldi ki, 1 şişe şarap eşliğinde uzun bir süre sonra Kadir ile aynı dili konuşmanın da coşkusu ile garsonun tatlı teklifini geri çeviremedik, “Tamarind Desert Sampler” denen menüdeki en iyi tatlılardan seçmece 5 tanesini ile yapılan “Tadım tabağı” aldık.

Elbette bu tatlıların yanında iyi bir kahve içmek gerekir. Kenya Afrika’nın en çok kahve üretilen ülkelerinden biri. Bu kadar şık bir restoranda kahveden anlayan uzman birinin hazırladığına eminim.

Ülkenin en iyi restoranlarını bünyesinde toplayan Tamarind gurubuna bağlı Tamambo Karen Blixen Coffee Garden Restaurantı sizleregönül rahatlığı ile tavsiye ederim. Löplöpçülerin klasik konseptine uygun yöresellezzetleri bulabileceğiniz salaş bir lokanta değil! Şık bir ortamda, piyano eşliğinde, iyi bir şarap içip iyi yemekleryiyebileceğiniz üst sınıf bir restoran. Biraz pahalı bir lokanta. Ama İstanbul’daki pahalı sosyetik lokantalar kadar pahalı değil. Sorun şu ki bizdebu parayı verince kendinizi aldatılmış hissediyorsunuz. Orda ise “Ciddi keyifalıp son kuruşuna kadar hakkımı helal ettim” diyorsunuz. 3 yetişkin 2 çocuk delilergibi yedik, hesap 16.930 KSH = 162 USD geldi. Sanırım Avrupa’da bu kalitede birrestoranda kişi başı bu fiyatı ödersiniz.

Restorana bu kadar para vermek koymuyor ama huyum kurusun, kalacak yerlere para vermeyi pek sevmiyorum. Eshel Guesthouse Amerikalı yaşlı bir teyzenin (sanırım misyonerdi) sahibi olduğu eski bir evden oluşan misafirhane. Gece sinekten uyuyamadık. Sıtma bölgesinde olduğumuz için kapıyı pencereyi iyice kapatıp, sabaha kadar sinek avladım. Siz siz olun Orta Afrika’da en az 3 yıldızlı otellerde kalın.

07.05.2016 Cumartesi           Mahe

Dün sabah bizi getiren taksici sabah erkenden bizi kaldığımız misafirhaneden aldı ve 8’de Nairobi Havalimanına gittik. Terminal 1A’dan 11:05’da Kenya Airways ile Mahe uçuşu, öncesi pasaporttan geçip Kenya’nın Kahve Dünyası diyebileceğimiz Java House’a oturduk. Benim kahve ile aram pek olmadığı için zencefilli çay ve taze sıkılmış portakal suyu içtim.

Özenç ise bir kahve düşkünü olarak her zamanki gibi CaffeLatte’sini söyledi. Dediğine göre Java House’un kahvesi Starbuck’ın kahvesini donunda sallarmış.

Hafif bir kahvaltı sonrası Kenya Havayollarının uçağına bindik ve istikamet Seyşeller.

Seyşeller – Mahe yazısı için lütfen tıklayın.

12.05.2016 Perşembe            La Digue – Mahe – Nairobi

Seyşeller’den dönüşte de 1 gece konaklamalı Seyşeller-Kenya-Güney Afrika transit bileti almıştık. Sırf Carnivore’de bir akşam doya doya etyiyebilmek için önce otele eşyaları bıraktık sonra da soluğu Carnivore’de aldık. Burası da yıllar önce Varuna Cafe’nin sahibi Murat Abi’nin defalarca banatavsiye ettiği biraz turistik ama, “Artık yiyemiyeceğim” diyip patlayana kadarprotein depolayacağınız, lokantanın kendi tabiriyle “Vahşi hayvan şöleni”yapabileceğiniz eğlenceli bir yer.

Mekan 1980 yılında açılmış ve şimdiye kadar 2 milyondan fazla müşterisi olmuş. Brezilya usulü et restoranı Churrasscaria denen et lokantalarına benziyor. Mangalda şişlere takılmış 7-8 çeşit et var her birini ızgaradan alıp masa masa dolaştıran ayrı garsonlar var. Sizin isteğine göre iyi pişmiş veya az pişmiş tarafından kesiyor tabağınıza bırakıyor. Sonra başka bir garson, başka bir et getiriyor. Kenya usulü bu barbeküye “Nyama Choma” diyorlarmış. Yanlız Brezilya restoranlarında genelde dana etinin farklı parçaları olurken burada boğa yumurtası, tavuk ciğeri, hindi, deve kuşu, tavşan, kuzu, dana, domuz, tavuk, timsah, antilop gibi farklı farklı lezzetler mevcut. Eskiden zürafa da varmış ama hükümet daha sonradan yasaklamış.

Masaya oturur oturmaz elimize “Dawa” denilen bir içki tutuşturdular. Lokantanın meşhur bir içkisiymiş! En önemli özelliği bala batırılmış bir çubuk ile ikram ediliyor. Sevdiğiniz tatlı seviyesine göre ballı vodka içiyorsunuz. İlk iki kadeh zaten tatlı ve soğuk olduğundan yağ gibi akıp gidiyor.

Biz sevdik hem de çok sevdik. Zaten bir restoranı sevmenizdeki ilk adım, önden demlenmeden geçiyor. Aç karnına 2 kadeh yuvarlayınca bir anda her şey çok güzel gelmeye başlıyor. Size de tavsiye ederim. Laf aramızda o pahalı Seyşeller’den sonra Afrika’ya dönmemizin şerefine 4-5 tane Dawa yuvarladık.

Masaya ilk olarak çeşit çeşit sosların ve yancıların olduğu çift katlı bir tepsi geldi. Izgara ete ben genelde karabiber ve tuzdan başka bir şey tercih etmiyorum ama yine de etler gelene kadar teker tekersosların tadına baktık. Bu arada çocuklara da daha biz sormadan ikram olarak çorba getirdiler.

Sırada sıcak ekmek ve tereyağı var. Aç karnına masaya oturan bir kişiye yapılacak en büyük eziyet, sıcak ekmek getirmektir. Neticede açık büfe olduğu için ye yiyebildiğin kadar et yeme hakkın var, zannımca etin önünü tıkasın diye sıcak ekmeği dayadı uyanıklar.

Şimdi buranın olayı şöyle; 7-8 çeşit et var. Her bir etin kendi sorumlusu var. Adam mangalın üzeriden aldığı et ile birlikte masaları dolaşıyor, tabağını boş gördüğü herkese yanaşıp dilim dilim kesip bir veya iki parça veriyor.

Tabi burada eti nasıl sevdiğinizi adama söylemeniz lazım. Mesela şişin alt tarafları az pişmişken üst taraflar iyi pişmiş oluyor. Dolayısıyla aynı şiş üzerinde hem orta pişmiş, hem de iyi pişmiş et kestirmek mümkün.

Devamlı dolanan garsonlar olduğu için, masaya biri gidiyor biri geliyor. Yemeden sabredip 5 dakika bekleyince tabağınız bir anda dolmaya başlıyor.

Antilop geldi, dana eti geldi, kuzu eti geldi. Tavuk filan da geldi ama ona pek bulaşmadım. Adam “Beleş abicim ye ye” filan diyor ama, midede fazla yer kaplamasın diye tavukçuyu pek masaya yanaştırmadım.

En sevdiğim et hiç kuşkusuz kuzu eti oldu. Afrika kuzusu pamuk prenses mübarek. Kesmek ne hacet, daha bıçağı görür görmez kendisi ayrılmaya başlıyor zaten. Kuzu pirzola servisi adama 5 dakikada bir bizim masaya uğraması için tembih ettim.

Bir de dananın butundan yapılan Picanha dedikleri et var. O zaman pek kıymetini anlamadık ama seneler sonra Namibya’da yaşarken Güney Afrika’lı arkadaşlarla Rump Steak denen bu etin mastırını yaptım. Nasıl kesilir, nasıl pişirilir, nasıl servis edilir hepsini öğrendim.

Bizim Ege’nin et ile arası pek yoktur. Bir kova patates kızartması ve patlamış mısır ver, 2 gün gıkı çıkmaz idare eder. Ama Tuna’nın maşallahı var, babası gibi ete pek bir düşkün. O da kuzuyu seviyor.

Yemeğin ortasında merak edip ocağa bakayım dedim, ortada epey kuvvetli ateş yanıyor. Onlarca et de şişlere takılmış güzel güzel pişiyor.

Masaya döner dönmez garsonlar da peşimizden etini kaptığı gibi geldi. Adamalar tabii biliyorlar kimin yemeği sevdiğini, kimin ortamdan zevk aldığını, kimin bahşiş bırakacağını…. Sağolsunlar masamızda kuş sütü eksik olmadı.

En son tatlı faslına gelince ben hakkımı son bir kez kuzu pirzoladan yana kullandım. Prensip olarak lokantalarda tatlı olayına pek girmiyorum. Antep’e gittiğimde katmer ve baklava bu kuraldan muaf tabii.

Yedik içtik, çok keyifli bir gece geçirdik. Açık büfeyemek yetişkinler için 3600KES tutuyor, çocuklardan para almadılar. Dawa için ayrıca para ödeniyor. Her ne kadar biraz turistik olsa da eğer Nairobi’de 1 geceniz varsa, ilk tavsiye edeceğim restoran burası. Etlerin tadına tuzuna diyecek yok. Zaten sirkülasyon çok olduğu için etler hem lezzetli hem de sıcak sıcak sulu sulu masanıza geliyor. Ha biraz pahalı ama bir gece kendinizi şımartmak için kesinlikle doğru mekan.

Seyşeller’e giderken konakladığımız yerden hiç memnun kalmadığımız için Booking’den adresinden tesadüfenbulduğum ilk yere rezervasyon yaptım. Uygun fiyatlı Monarch Hotel gayet güzel beklentilerimizi karşıladı.

13.05.2016 Cuma                   Windhoek

Sabah erkenden kahvaltıya inip pek aç olmamamıza rağmenkahvaltımızı yaptık, zira yolumuz uzun. Öğlen Johannesburg’a uçacağız oradan da arabayı alıp Namibya’ya köyümüze geri döneceğiz. Yolda motoru bozmayalım diye yöresel ürünlere pek bulaşmadan patates, yumurta, mantar ve tatlı patates ile klasik Anglosakson kahvaltısı yaptık. Bir kuru fasulye eksikti onu da zaten konservedir diye ben almadım.

Özenç ise son derece kendinden emin bir şekilde sadece meyve ile kahvaltısını yaptı. Çok akıllıca bir hareket. Her ne kadar hava çok sıcak olmasa da seyahatlerde bol bol meyve yemeniz lazım.

Kahvaltı sonrası istikamet Zürafa Çiftliği. Sadece 1 saat vaktimiz var sonra da havalimanına gideceğiz. Bir şeyin altını çizmek istiyorum, burası bir hayvanat bahçesi değil. Annesini veya babasını kaybetmiş yetim zürafaları toplayıp burada büyüttükten sonra tekrardan doğaya saldıkları bir yetimhane.

Giriş yetişkinler için 1000KES, çocuklar için de 500KES. Kesinlikle tavsiye edeceğim eğlenceli bir atraksiyon. Eğer cüzdanınız kalınsa veya +100k takipçili Instagram fenomeniyseniz Giraffe Manor Hotel’de de kalabilirsiniz. Kahvaltı masanıza bir anda pencereden kafayı uzatıp zürafanın biri müdahil oluyor.

Buranın olayı yüksekçe bir platforma çıkıp daha sonra görevlinin verdiği yemlerle zürafaları beslemek. Uzaktan sizi gören zürafalar koşa koşa sizin yanınıza geliyorlar, dilini 20-30 santim çıkartıp elinizden yemi alıyorlar.

Çocuklar zaten zevkten delirdiler. Hayatlarında ilk defa zürafa görmüyorlar gerçi ama ilk defa zürafa besliyorlar. Genelde bizim Tuna bana benzer, hayvanları daha çok mangalda orta pişmiş olarak sever, ama Ege tambir hayvan aşığı. Kedileri, köpekleri, bütün hayvanları çok seviyor, zürafalara da bayıldı. Hiç unutmam Kenya’dan döndükten 15 gün sonra bile “Baba yine zürafalara gidelim” diye ağlaşmıştı.

Zürafa da besledik ya Afrika’nın hakkını veriyoruz arkadaş. Sadece çocuklar için değil bizim için de büyük bir deneyimdi. Zürafaların zımpara gibi dilleri ile elinizi yalarcasına o yemleri yemesini ömrüm boyunca unutamayacağım.

Eveeet vakit tamamdır. 16 saatlik aktarma süresince Carnivore’de açık büfe et yendi, zürafalar beslendi, artık bize müsade. Havalimanına geldik valizleri teslim edeceğiz ama, chekin esnasında bir şok.

-Hoşgeldiniz, uçuşunuz nereye?

-Johannesburg

-Sarı humma aşısı oldunuz mu?

-Evet olduk ama 6 sene önce Tanzanya’da

-Aşı kartlarını görebilir miyim?

-Eeee benim var ama çocukların yok. Eşim de aşı oldu ama onun kartı da yok.

-Efendim Kenya’dan Güney Afrika’ya uçan herkesinSarıhumma aşısı olması ve aşı kartını göstermesi gerekiyor, yoksa uçuşunuza onay veremeyeceğim.

-Eee naapçaz?

-Havalimanının kliniğinde sarıhumma aşısı olup, kartını ibraz etmeniz lazım.

Haydeeeee. Elimizde valizlerle koştura koştura kliniğe gittik. Sırayla çocuklara aşı yaptırdık. Özenç’in daha önce aşı yaptırdığınıama aşı kartının yanında olmadığını söyledik, ufak bir “duygusal anlaşmadan”sonra aşı olmadan onun için de bir aşı kartı düzenlendi.

Tabii 2 ufak çocukla birlikte kliniğe gidip aşı yaptırmak, aşı kartlarının yazılması filan epey sürdü, checkin bankosuna geldiğimizde uçuşa 45 dakika kalmıştı ki aynı görevli Allahtan bu sefer yardımcı oldu ve biniş kartlarımızı verdi.

Siz siz olun Afrikaya gelecekseniz mutlaka sarıhumma aşısı yaptırın, aşı kartınızı da yanınızda taşıyın. Kimin nerede soracağı belli olmaz. Ha Güney Afrika’ya gelince aşı kartı soran oldu mu? HAYIR! Elimizi kolumuzu sallaya sallaya Güney Afrika’ya giriş yaptık, 4 şişe Amarulla’mızı alıp havalimanına bıraktığımız arabamızı alıp yola koyulduk.

Genel olarak Nairobi’yi pek sevmedim ama zürafa beslemek çok eğlenceliydi. Başkent olduğu için midir nedir trafik çok kötüydü. Havalimanından şehir merkezine geliş gidiş epey meşakatli. Ama hakkını yemeyelim, iki akşam yemek yedik, ikisi de çok lezzetli ve keyifliydi. Biz zaten Namibya’da Afrika’nın bağrında yaşadığımız için safariye gitmedik ama, yolunuz Kenya’ya düşerse denk getirin hayatınızda bir kere olsun safariye gidin. lk günden zebra kovalayan aslan görmeniz pek kolay olmayacaktır, ama yine de şansınızı bir denemekte fayda var.

2 comments

  1. Kenya yeşil pasaporta vize istemiyor. Bu konuda İnternette yalan yanlış bir çok bilgi var. Ağustos ayında ki Kenya ziyaretimizde yeşil pasaport ile vizesiz sorunsuz giriş yapmıştık.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir