Zambiya – Livingstone

Posted by

Namibya’a taşınır taşınmaz ilk işim “Afrika’da civarülkelerden hangilerine gidilir, nereler görülür” diye araştırmak oldu. İlksırayı kuşkusuz Cape Town’a verdim, ikinci sırayı ise Viktorya Şelaleleri turu aldı. Evden çıkıp Namibya’nın kuzeyi, Caprivi burnu, Zambiya, Zimbabve ve Botsvana yapıp tekrardan Namibya’ya döndüğümüz 13 günlük turu Toyota Hilux marka araçla karadan yaptık. 2 ufak çocukla çıktığımız 4 ülke – 4926 kilometrelik buefsanevi gezide, çok şükür hiç birimiz sıtmaya yakalanmadan eve dönebildik.

4 gün Namibya’da yavaş yavaş kuzeye çıkıp Zambiya sınırına kadar geldik. Namibya’da geçirdiğimiz zamanları sonra detaylıca Namibya yazılarında anlatacağım. Hazırsak buyrun 2 günlük Zambiya Livingstone turumuza. Yanlız baştan söyleyeyim bu turda esas olay Afrikan’ın bağrında arabayla gezinmek, zürafalara bili bili yapmak ve Viktorya şelalesinin döküldüğü yerden 85 metre aşağı bakmak. O yüzden çok fazla löplöp beklentiniz olmasın.

22.09.2016 Livingstone

Namibya’dan Zambiya’ya sınırdan araçla geçmek biraz meşakatligibi görünse de internetten biraz araştırma yapınca çok da zor olmadı. En azından neler ile karşılaşacağımı biliyordum.

Zambiya bizden vize istiyor ama önceden almaya gerek yok. Kapıda 50$ verince şakkadanak vizenizi yapıştırıyorlar, aklınızda olsun çocuklara ücretsiz.Yanlız kara sınırı geçişinde olay sadece vize almak değil, arabanın evrakları biraz daha meşakatli. Road Transportand Safety Agency’e 38$, Third Party Insurance’a 427K (Kwacha) ve son olarak Zambia Revenue Authority’ye (carbon emission)150K veriyorsunuz. (Biz gittiğimizde 1$ = 10K tutuyordu).

Sınırdan geçmeden önce 50-100$ civarında parayı otoparkın yanında dolanan seyyarlardan bozdurmakta fayda var. Biraz fahiş fiyat veriyorlar gerçi ama devlet babaya vereceğiniz yerel parayı hazır bulundurmanız lazım, bankamatikten çekmek için epey de sıra beklemek zorundasınız.

Zambiya’ya girer girmez bizim Namibya’nın yollarını mumlaardım. Delik deşik son derece bakımsız yollarda 4×4 arabayla bile zorlandım .Zira sınırda biraz zaman kaybedince tekne turuna zar zor yetiştik.

Zambezi nehrinde akşamüsteleri gün batımında tekneturları var. Siz daha tekneye biner binmez mangal yanıyor, barmenin ikramları ile birlikte rehber anlatmaya başlıyor.

Afrika’da içki ucuz. Özellikle hava sıcak olduğu içinbira tercih etmekte fayda var ama isteyene şarap, brendi gibi alternatifler de sunuluyor. Limitsiz içki ve mangal eşliğinde önce kıvama geliyorsunuz.

O sırada rehberin “Bakın saat 5 istikametinde hipopotamları göreceksiniz” demesiyle birlikte hep beraber ayağa kalkılıyor“Ouuuvvv” sesleri ile birlikte fotoğraf makinasına yapışılıyor.

Tekne turu tahmin ettiğimden daha keyifliydi. Hani Tanzanya’da safariye çıkmıştık ya onun nehir versiyonu gibi. Her an nehirde bir hayvanat görülüyor. Hayvanat dediysem öyle levrek, çupra filan değil fillerden, timsahlardan, hipopotamlardan bahsediyorum.

En güzeli nehir kenarına su içmeye gelen fillerdi. Kaptan iyice yanaşıp motoru durduğunda suyu içmelerinden tut, adım atmalarına kadar 20 metreden bütün seslerini duyduk. Zaten 3 biradan sonra karşınıza ne çıksa mutlu oluyorsunuz. Hani çocuklar hayatlarında ilk defa fil gördüler ama, en az onlar kadar biz de coştuk, şantiyenin bütün karamsarlığını üstümüzden attık.

Zambiya tarafında sunset cruise için Taonga firmasını tavsiye ederim. Ufak ve samimi bir ortam var. Örneğin bizim turda 15 kişi yavardı ya yoktu, büyük firmaların turlarında ise en az 80 kişi oluyormuş. Güya adı büyük ama sıkış tepiş kimse sizinle birebir ilgilenemiyor.

Tur fiyatı 50$, çocuklara ise ücretsiz. Sonuna kadar helal olsun derim. Zaten en az 30$’lık içiyorsunuz, hipopotamlara 10 metre yanaşmanın keyfi ise anlatılmaz yaşanır cinsten.

Seneler önce internette Varuna Gezgin Cafe’nin sahibi Murat Abi’nin Viktorya Şelaleleri yazısını okumuş, o günden beri fırsat kolluyorduk. Livingstone’deki Jolly Boys Backpacker  için “Dünyadakien güzel hostellerden biri” diye yazmışlardı, ben de gözüm kapalı buraya rezervasyon yaptırdım. İçinde tuvaleti banyosu olan 4 kişilik oda için günlük 80$ ödedik. Havuzu temiz, birası soğuk, eli yüzü düzgün bir hosteldi. Çocuklarla beraber ilk hostel tecrübemizde gayet memnun kaldık.

Akşama doğru açlık başlayınca, Namibya plakalı arabamızla Livingstone sokaklarında dolanıp gözümüze kestirdiğimiz Flavour Pub and Grill’e yemeğe gittik. Çocuklara yumurtalı sebzeli kızarmış pilav, bize Zambezi Whole Bream dedikleri yerel birbalık ve ortaya karışık Namibya’dan bildiğimiz Tava Paratha söyledik.

Balığı bütün halde kızartmışlar çok öyle aman aman kaçırılmaması gereken bir lezzet değil. Anadolunun herhangi bir şehrinde yapılan bildiğin kızartma balık işte. Küçük balıkların kızartması hadi neyse de büyük balıkların kızartılmasını sevmiyorum. İçi pişsin diye süre uzuyor, bu sırada da balığın dışı iyice kuruyor.

Tava Paratha o kadar güzeldi ki 2 tane daha söyledik. Çocuklar gayet mutlu mesut pilavlarını yiyip parathadan tırtıklarken ben de tekne de içtiğim Mosi marka biradan devam ettim. Yedik içtik 196K hesap geldi. O kadar turistik bir şehirde olmamıza rağmen Namibya’dan çok daha ucuz olduğunu söyleyebilirim.

23.09.2016 Livingstone

Hayatımda daha önce helikoptere hiç binmemiştim kısmet Zambiya’yaymış. Çocuklarla birlikte olunca tabii adrenalin dolu hoplamalı zıplamalı şeylere girmeye pek cesaret edemiyorsunuz. Biz de efendi gibi parayı basıp sabah 09:00’da United Air Charter ile 20 dakika helikopter turu yaptık. Yetişkin 165$, Ege 82.50$, Tuna beleş.

Helikopter turu biraz pahalı bir aksiyon ama hayatta 1 kere yapılır, özellikle çocuklu ailelere tavsiye ederim. Zira hem hepikopter ile uçmanın verdiği bir heyecan var hem de Viktorya Şelalesinin bu manzarasını görmek için kesinlikle değer. Yaklaşık 400$ bayılmıştım ama sonuna kadar helal olsun.

Zaten hayatınızda kaç kere Viktorya şelalesine geleceksiniz ki? Hazır buraya kadar bir kez gelmişken, buranın en baba atraksiyonu olan helikopter turunu yapın derim. Hele çocuklarınız varsa hiç düşünmeden yapın, onlara küçük yaşta verebileceğiniz hayatları boyunca unutamayacağı en güzel tecrübelerden biri.

Helikopter turundan sonra bizi tekrar kaldığımız hostele bıraktılar, hemen sonrasında ben Devil’sPool turuna katıldım. Zambiya tarafındaki en önemli turlardan biri Livingstone Island turu. Namı diğer Devil’s Pool. Bu tur için ya paşa paşa 98$ verip minibüs+tekne ile gidiyorsunuz, sonra da porselen tabakta Egg Benedict ile kahvaltınızı yapıp kahvenizi içiyorsunuz ya da tamamiyle kendi başınıza arkalardan dolanıp 4-5$’a biraz çetrefilli yoldan 50 dakikada ulaşıyorsunuz.

Çocuklarla birlikte gitmek sakat olduğundan ben tek başıma turla 2 saatte gittim geldim. Sabah erkenden Hostelden sizi alıp, arabayla Livingstone Oteline götürüyorlar. Ufak bir brifingden sonra botlarla şelalenin döküldüğü yere doğru grup halinde gidiyorsunuz.

Yine de gittiğiniz yerde size olayın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsedip, ciddiyetini uzun uzun anlatıyorlar.

Sonrasında getirdiğiniz eşyaları bir yere bırakıp fotoğraf makinanızı da rehbere verip cumburlop nehre atlıyorsunuz. Daha önceden gerilmiş ipe tutunarak, kayalıkların olduğu yere yüzülüyor.

Devil’s Pool sadece eylül-şubat ayları arasında açıkmış. Mart ayından itibaren suyun debisi çok fazla olduğu için havuzda yüzmek mümkün değilmiş. Dolayısıyla her dönemin ayrı bir güzelliği var. Nisan ayında gelirseniz helikopterden gümbür gümbür akan suyu görüyorsunuz, ama Devils Pool’a gitme şansınız yok.

Turun adı güya Livingstone Island ama esas olay şelalenin tam döküldüğü yere gidip Devil’s Pool denen şelalenin dökülmeden önce oluşturduğu bir havuzda adrenalini tavana vurdurmak. Dökülen şelaleye tepeden bakmak acaip bir duygu.

85 metre aşağı dökülen suyun, yukarı doğru buhar halinde yükseldiğini görüyorsunuz. Güneş ışıkları ile birlikte altta oluşan gökkuşağına tepeden bakarken mutluluk ve heyecan duyguları birbirine karışıyor, içinizde bir huşu oluşuyor, sanki masal alemine dalıyorsunuz.

Bu son noktada herkez cümbür cemaat havuza giremiyor.10’arlı gruplar halinde havuza gidiliyor fakat bu on kişi teker teker havuza alınıyor. Rehberlerden biri sizin suya atlamanıza yardımcı olup fotoğraflarınızı çekerken, diğer kişi de Allah korusun aşağı düşmeyesiniz diye yanınızda aportta bekliyor. “Helikopter mi haya güzeldi bu mu?” derseniz herbirinin ayrı bir keyfi var, ama sanırım bu daha heyecan vericiydi.

Dönüşte kurulanıp mayo değiştirdikten sonra ikram faslına geçiliyor. Devils Pool’a getiren yetkili tek bir firma var o da 5 yıldızlı Livingstone Otel’e bağlı bir acenta. O yüzden şelalenin hemen yanında kurulan janjanlı çadırın içinde çift beyaz örtülü bir masa ile karşılanca pek de şaşırmadım. Bir anda aristokrat beyaz adam rolüne bürünüyoruz.

Egg Benedict ile ilk kez Güney Afrika’da tanışmıştık. Bizim çılbır gibi sıcak suyun içine kırılan yumurta, sarısı yumuşak kalacak şekilde pişiriliyor ekmeğin üzerine konup üzerine de hollandaise sos ile son bir dokunuş yapılıyor. İsteğe göre jambon veya somon konulabilir. Çayı kahvesi keki ile şık bir ikram. Tabii 98$’ı bastırınca bunları da arıyorsunuz.

Devil’s Pool bence Viktorya Şelalesi turunda olmazsa olmazdır. Gideceğiniz tarihi bile buna göre ayarlayıp gitmenizi tavsiye ederim. Yoksa Haziran ayında giderseniz “Yassagh hemşerim” lafını duyar, kapıdan dönersiniz.

Turdan sonra Hostele döndüğümde bizimkiler havuzun keyfini çıkartıyorlardı. Acıkmalar başlayınca toparlanıp öğlen yemeği için Cafe Zanbezi’ye gittik. Hem kapalı hem de açıkta oturmak için yerleri var, menüsü de gayet geniş. Timsah şişden, tut hamburger, patates kızartmasına kadar her şey var.

Kim neyi severse dalsın diye menüden ortaya karışık bir sürü bir şey söyledik. Çocukların bu masada en çok ilgi gösterdikleri şey bilin bakalım ne oldu? Elbette patates kızartması.

Sebzeli samosa bizim börekten hallice bir hamur işi. Kıtır kıtır olduğu için çocukların rahatlıkla yiyeceği ve seveceği bir yemek. Chutney sos dedikleri erik marmelatından hallice sosu dökmeselermiş daha iyiymiş. Değil çocuklar, ben bile sevmedim.

İtalyanların illet olduğu Pizza Hawai’yi bilirsiniz, hanio jambonlu pizzanın üzerine ananas konulanı. Burada da ananaslı tavuk şiş çıktı karşımıza. Resimden malesef pek belli olmuyor ama tavuk, ananas, soğan ve biberleri şişe dizip mangalda pişirmişler, servis edilmeden hemen önce deüzerine tatlı rum glaze diye bir sos sürmüşler. Biraz fazla alengirli bir şey olmuş. En nihayetinde tavuk şiş yağıyorsun arkadaş. Ne gereği var bu kadar makyaj yapmaya. Ha beğendik mi bendik, orası ayrı! Yarın da timsah şiş deneyeceğiz kısmetse.

Jollop pilavı “Afikanın paellası” diye geçiyordu menüde. Bol baharatlı sebzeli bildiğin anne pilavı gibi. Yanına yoğurt olsaydı çocuklarda yerdi ama biberlerden dolayı biraz acı olduğu için Özenç’le bana kaldı.

Klasik Zambia mutfağının en nadide yemeklerinden Mbuziile burada tanıştım. Domatesli, biberli kemikli keçi etini saatlerce pişirmişler pamuk prenses kıvamına getirmişler. Seneler önce Fethiye’de keçi eti yemiş çok fena motoru bozmuştum. O gün bugündür keçi etine mesafeli yaklaşırım. Atın ölümü arpadan olsun diyip 10 parmak daldım, çok net söylüyorum masanın kralıydı. Bir kere kemikli piştiği için çok lezzetli olmuş, ayrıca yumuşacık et dille damak arasında dağılıyordu.

Mosi biramız zaten fiks. Hava sıcak lıkır lıkır gidiyor. Her nedense burada da Namibya’daki gibi bira, portakal suyundan daha ucuz. Yedikiçtik 322K hesap geldi üstüne bahşiş bile verdim. Yemekler Zambiya standartlarının çok üstünde, ortam rahat, servis için çok çok iyi bile diyebilirim. Bazı lüks lokantalar vardır, avuç dolusu para verirsiniz ama sırf verdiğiniz paranın karşılığını alamadığınız için mutsuz ayrılırsınız. Bir de bunun gibi ucuz lokantalar vardır, 3 kuruş paraya bir yemek yersiniz ama inanılmaz mutlu olursunuz.

Yemek sonrası Victoria Falls turunu hiç rehber almadan kendimiz yaptık. Arabayla milli parkın içine girer girmez zaten hoşgeldin parası alıyorlar. Ondan sonra yürüyerek şelalenin döküldüğü yerleri dolana dolana yürüyorsunuz. Bizim gittiğimiz mevsimde şelale çok öyle gürül gürül akmıyordu. Özellikle Zambiya tarafından şelalenin anca %30’unu görebiliyormuluz. Zimbabve tarafının görüş alanı çok daha iyiymiş.

Eylül kuru sezon ve şelale sadece sağ sahilden akıyormuş. Islak sezonda ise (şubat – nisan) su gümbür gümbür akıyormuş. Ama nisanda da şelalenin dibine kadar gidip resim çekemiyorsunuz ve bence bu alemin kralı olan Devils Pool’a giremiyorsunuz. Dolayısyla en güzel zaman diye bir şey yok!

Viktorya Şelalesi Eyül ayında Zambiya tarafından pek heybetli görülmüyor, ama Zimbabve tarafından daha cafcaflı akıyormuş. Bu mevsimin en büyük avantajı havanın pek nemli olmaması bu da demektirsivrisineklerin daha az olması. Biz sırf bu yüzden Eylül ayını tercih ettik. Zira Afrika’da en çekindiğim konuların başında sıtma geliyor.

Akşamüstü istikamet sabah benim Devils’ Pool’a gittiğim Royal Livingstone Hotel. Mekan o kadar güzel o kadar hoşuma gitti ki mutlaka Özenç’in de burayı görmesini istedim.

Nehir kenarındaki terasda Pina Colada veya Mojitonuzu yudumlayarak güneşi batırmak, Livingstone’da yapılacak en güzel aktivitelerden biri. Her ne kadar 3 kuruşluk hostelde kalsak da bu manzaraya nazır mojitoya 5 kuruş vermeyi çok görmedik.

Yanlız mekan ciddi bir mekan. Çocuklar için bir kumhavuzu yapmışlar 1 saat boyunca girdiler çıktılar, girdiler çıktılar hiiiiç bizi rahatsız etmediler. Biz de Afrika’nın bağrında romantik anlar yaşadık aşk tazeledik.

İçkinin de tesiri ile ortamdan etkilenmemek mümkün değil. Otelin önünden kalkan tekneler, ertesi gün için hala Devil’s Pool’da kurulan çadırlara erzak götürüp getiriyordu. Hemen arkasında da 85 metreden aşağı dökülen nehrin buharlaşıp yukarı doğru yükselmesini bile taaa otelden görebiliyorsunuz.

Biz ikinci içkilerden sonra muhallebi gibi olduk ama çocuklar “acıktım” demeye başlayınca soluğu bizim Cafe Zambezi’de aldık. Normalde hep sağlıklı şeyler yesinler diye önem gösteririz ama o akşamüstü bizi hiç üzmedikleri için ne istiyorlarsa yemelerine izin verdik. Çocuk dediğin köfte sever. Gurbet ellerde maydanozlu, ekmekli anne köftesi bulamadığımız için hamburgere talim. Elbette patates kızartması çocuklar için olmazsa olmaz.

24.09.2016 Livingstone – Victoria Falls

Sabah hostelimiz Jolly Boys’dan çıkış yapıp 2 gündür yediğimiz Cafe Zambezi’ye son olarak kahvaltı için gittik. Aslında hostelde de kahvaltı var ama burayı nedense çok sevdik.

Burriro malumunuz Meksika yemeği. Normalde içine et fasulye ve pirinç koydukları kocaman kalıncana bir dürümdür. Turistik yerlerde işin suyunu çıkartmışlar “Breakfast Burrito” diye bir şey uydurmuşlar. Yani kahvaltılık dürüm. Çırpılmış yumurta peynir ve jambonları tavada çevirip, sonra lavaşın içine sarıp servis edilyorlar.

Benim ise aklımda dün Tuna’nın yediği hamburger kaldı, sabahın saat 9’unda hamburger yedim. Tam istediğim gibi eritilmiş peynirinden karamelize soğanına kadar herşeyi iyi yapmışlar ama burgerin kendisini biraz fazla pişirmişlerdi. Her nedense Afrika’da eti bizdeki gibi posası çıkana kadar pişirmeye bayılıyorlar. Gerçi Zambiya gibi bir yerde az pişmiş kıyma yemek de pek akıl karı değildir. Hakkını yemeyelim burgerim biraz kuru olsa da genel olarak gayet güzeldi.

Özenç ise meyveli, yoğurtlu müsli sipariş etti. Aklın yolu bir arkadaş, sabahın köründe haburger yemek pek akıl karı değil. Bizde müsli genelde süt ile birlikte yenirken, yabancılar meğer yoğurt ile yiyorlarmış.

Yazıyı bitirmeden önce sıtma hakkında iki laf edeyim. Afrika’ya gelecek olanlara (Özellikle çocukla geleceklere) rehberlik etsin. Bu turda beni en çok endişelendiren şey sıtmaya yakalanmak olmuştu. Gezmeyi seven Güney Afrika’lı arkadaşlarımın söylediği; sıtmaya karşı en iyi çözüm hap almak değil, sinekler tarafından ısırılmamakmış. Geziye başlamadan önce alınan sıtma ilaçları hem vücuda zarar veriyormuş, hem de sıtmayı tam olarak engellemek yerine semptomları maskeliyormuş. Semptomlar belirsiz olunca da hastanın gerçekten sıtma mı yoksa grip mi olduğu net olmayınca, hele bir de kan analizi yapılmazsa ölümcül duruma dönebiliyormuş.

İlaç almadan korunmak en iyisi. Özellikle gün doğumunda ve gün batımında uzun kollu giyinip, açıkta kalan yerlerinize insan vücuduna sıkılan sivrisinek kovucu fısfıslardan sıkmak veya krem sürmek en akıllıcası. Tavsiye ederim Afrika’ya giderseniz sivrisinek kovucusunu gittiğiniz yerden alın. Neticede Türkiye’de alacağınız krem, Zambiya sineği için uygun olmayabilir.

Bir de oda spreyi almakta fayda var. Kaldığınız otele girer girmez hem lavaboların hem de küvetin giderine sıkıp daha sonra oda yıhavalandırmanızı tavsiye ederim. Kesinlikle oda spreyini vücudunuza sürmeyin, neticede zehir.

Son olarak citronella yağı olan mumlar da tavsiye ediliyor. Gece yatarken mumu yakıyorsunuz, hem ortamda biraz ışık hem de güzel koku veriyor. Güya sinekler bu kokuyu sevmiyormuş ve odaya girmiyormuş.

Eğer açık havada oturuyorsanız veya kamp yapıyorsanız coil (çakmakla yakılan, yeşil spiral kimyasal ilaç) etkili oluyor. Ama kapalı alanda bunu kullanmanızı pek tavsiye etmem, ortamı duman altı yapar.

Sonuç olarak sıtmaya yakalanmamak için korunmak önemli.Nasıl olsa ilaç aldım birşey olmaz demek doğru değil. 4 ay sonra bile çıkabiliyormuş. Tabii o sırada siz Türkiye’de olursanız, hem doktorunuz bunun sıtma olduğunu anlaması çok zor hem de sıtma tedavisi için doğru ilacı bulmanız sıkıntılı olabilir.

Merak ve başka diyarlarda olmanın verdiği heyecan ile artık Zambiya’dan ayrılıyoruz, istikamet 56 ülke Zimbabve.

2 comments

  1. Yine çok keyifle okuduğum bir yazı oldu. Şelale’nin üzerinden suya gitmek çok iyiymiş 🙂 Afrika, hele hele Kuzey’in dışına kalan yönler için bilgim çok çok az. Bu sayede gitmek durumunda olmadan öğrenmiş oluyorum çok teşekkürler, ellerinize sağlık.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir