Botsvana – Kasane

Posted by

Bir kenti dolaşırken değişiriz. Günün sonunda kentin ruhu üstünüze siner ya. 2 gün Zambiya 1 gün Zimbabve derken iyice Afrikaya bağladık kendimizi. Namibya’ya evimize dönmeden önce son durağımız Botsvana. Şansımıza Botsvana’da sınır geçişi diğer ülkelere göre çok daha kolay oldu. Ne vize, var ne arabanın ıvır zıvır vergisi. Selamın Aleyküm diyip zart diye giriyorsunuz güzelim ülkeye. Hani bugün birisi kalkıp “3 sene kaldığınız Afrika’da en çok beğendiğin ülke hangisi diye” sorsa kafadan ya Botsvana ya da Mozambik derim. Botsvana’da hayatımızda ilk defa nehir safarisi yaptık, ilk defa hipopotam gördük ve hatta doğal hayatını yaşayan bir file ilk defa 5 metre yaklaştık. Daha önceki Zambiya yazısında ve Zimbabve yazısında olduğu gibi löplöp ağırlıklı değil hayvan ağırlı yazacağım. Sessizce çadırımızın yanından gelip geçen fillerin nefes alış seslerini anlatacam. Hazırsanız Kasane ile Botsvana turuna başlıyoruz devamında Elephant Sands ve Okovango Delta gelecek.

O zamanlar bisikletiyle Afrika turu atan Gürkan Genç Chobe Milli parkını sosyal medyadan öyle ballandıra ballandıra anlatıyordu ki sırf onun gazına gelip Botsvana turuna Chobe Milli Parkını gezmek için Kasane’yi dahil ettim. Aslında Botsvana’nın raconu en az 5 gün Okavango deltasının ortasındaki otellerde kalmak ama 6 yaşından küçük çocukları kabul etmedikleri için Okavango’da anca günübirlik turlara katıldık artan 2 günümüzü de Kasane’ye ayırabildik.

25.09.2016 Kasane

3 ülkenin kesiştiği bir çok sınır noktası vardır ama bildiğim kadarıyla burası 4 ülkenin kesiştiği dünyadaki yegane yer. Namibya, Zambiya, Zimbabve ve Botsvana’nın ortasındayız.

Sınır kontrolünü yapan memurlar gayet rahat tipler. Öyle askeri üniforma giyip gelen her turiste “Ayaklı $” muamelesi yapılmıyor. Bir tek arabadan herkesin inip ayakkabılarını dezenfekte edilmesine önem veriyorlar o kadar.

Tesadüfen bir promosyonlarını yakaladığım için Chobe Milli Parkında janjanlı bir otelde kaldık. Cresta Mowana Safari Resort hemen nehir kıyısında, akşamlari yemekte açık büfe kurulan aslında, biz löplöpçülerin genelde pek tercih etmediği lüks bir otel. Ama çocuklarla gezmeye başladıktan sonra sırf doğru dürüst yemek yesinler diye biraz çıtayı yükseltiyoruz. Aile odası gecelik 1536BWP tuttu.

Chobe milli parkında iki tür atraksiyon var. İlki sabah erken saatlerde 4×4 araçlar ile yapılan bildiğimiz safari, diğeri ise akşamüstleri tekne ile yapılan nehir safarisi. Biz 2 gece kaldık ve her ikisini de yaptık ama tekne turu efsaneydi. İlk gün otelin kendi acentası ile birlikte tekne safarisine katıldık. Yetişkin 120BWP, Ege 70BWP, Tuna beleş. Zambiya ve Zimbabve turundaki klasik tekne turlarından çok farklı. Nehir turunda ne olur? Balık olur, timsah olur değil mi? Yok burada o kadar çok manda, fil ve hipopotam vardı ki adeta onların arasında sandal sefası yapıyorsunuz.

Chobe Milli Parkı dünyadaki fil popülasyonunun en yoğun olduğu yermiş. Tekneyle gezerken adacıkların üzerinde onlarca fil veya manda görüyorsunuz. Hatta diplerine kadar girip nasıl yediklerine içtiklerine kadar detaylıca fotoğraflıyabiliyorsunuz.

Tabii bir de hipopotamlar var. Çok utangaç oldukları için tekne yanaşınca hemen suyun altına kaçıyorlar. Rehberin dediğine göre 3 dakika suyun altında kalabiliyorlarmış.

Ama siz öyle utangaç dediğime bakmayın. İnsanlar için eeeeen tehlikeli hayvanlardan biri hipopotamlarmış. Kaldığımız otelde özellikle akşam hava karardıktan sonra odanın önündeki bahçede dolaşmamamız konusunda altını çizerek uyardılar. Gelip de kapıya dayanmıyorlarmış ama tek başına dolanan birine musallat olabiliyorlarmış.

Tekne turu boyunca içecek ve atıştırmalık ikramı var. Hava sıcak olduğu için çok fazla bir şey yemedik. Tabii bazı arkadaşlar hariç. Bizim Tuntun 3 fil gördükten sonra sıkıldı, çöktü masanın başına. Yumuldu cipslere. Normal hayatta cips, şeker gibi ıvız zıvır yemelerine pek izin vermiyoruz ama tatildeyiz. Siz nasıl Antep’e löplöp turuna gidince ipin ucunu kaçırıyorsunuz, bırakın çocuklar da tatilde istedikleirni yesinler. Hem siz de tatilde rahat edersiniz.

Şimdiye kadar çok fazla öyle fil görmüşlüğümüz yoktu. Türkiye’de küçükken hayvanat bahçesinde gördük o kadar. Ama tekneyle gezerken onlarcasını etrafta dolanırken ve hatta hatır hutur yemek yerken görmek insanı etkiliyor. En çok da motoru durdurup, o koca hayvanların adım atmalarını, bağırmalarını filan duymak çok enteresan.

Bizim tekne gibi burada da onlarca tekne var. Gün batımı turlarında hava sıcaklığı düşünce, filler ailecek nehir kenarına iniyorlar.

O yüzden safariler gündüz vakti sıcağın altında değil de özellikle gün doğumunda veya gün batımında yapılıyor. Tabii bu durum bizler için de avantaj, zira güneş ışığı daha bir güzel geliyor.

İlk günkü tekne turu tadı damağımızda kaldı. Akşamüstü otele döndükten sonra hemen otelin yanındaki The Old House’a gidip piyasa arştırması yaptık. Zira burası bizim otelin hemen yanında ufak tefek şirin bir aile işletmesi. Hem akşam yemeğini burada yedik hem de ertesi güne tekne safarisi rezervasyonu yaptık.

Babaya 200 gramlık kontrafileden Steak burger, anneye tütsülenmiş somonlu salata, çocuklara da fish and chips. Aslında çok öyle aman aman hamburger seven birisi değilimdir ama steak burger gördüm mü dayanamıyorum.

Benim için mis gibi ama çocuklar için pek sağlıklı olmayan orta-az pişirilmiş kontrafile burgerimi kimseciklerle paylaşmadım. Ufak tefek ızgara soğan ilaveleri ile son dokunuş yapılmış lezzeti uçmuş gitmiş. Sırf size pembeyi göstermek için bıçakla kestim yoksa çok rahatlıkla ısıra ısıra yeniliyor. Fakat ben evde benzerini yaparken daha ince kesilmiş 2 dilim et kullanmayı tercih ediyorum.

Zambiya’da karides yedikten sonra ertesi gün Botsvana’da da somon yeme şerefine ulaşan saygıdeğer eşimi tebrik etmek lazım. Çok büyük bir ihtimalle Kuzey Avrupa ülkelerinden paketli bir şekilde geldiği için her hangi bir sıkıntı yaşamadık ama siz siz olun Botsvana gibi denize kıyısı olmayan bir Afrika ülkesinde somon veya karides filan değil de mümkünse kuzu, dana, keçi veya yereller ne yiyorsa onu yiyin. Çok samimiyim zürafa olur, zebra olur ama Afrika’da somon olmaz arkadaş. 2 günlüğüne Adanaya giden Oburcan somonlu salata yer mi?

The Old House’ın restoranını sevdik. Nehrin hemen kenarında ufak bir pansiyon. Çocukları meşgul etmek için bol bol oyuncak koymuşlar. Biz de geceyi Rum & Coke ile demlenerek kapattık. Şantiyedeki Güney Afrikalı arkadaşlarımdan öğrendiğim usul Captain Morgan Rom ve Coca Cola karıştırılıp buz ile birlikte içiliyor. Hafif tatlı olduğu için ilk başta anlamıyorsunuz ama 3. bardaktan sonra “Bir başkadır benim memleketim” nağmeleri dökülmeye başlıyor. Tüm yemekler ve içkiler için 2 yetişkin 2 çocuk 296 BWP hesap geldi.

26.09.2016 Kasane

Sabah çok erken kalkıp uykulu gözlerle The Old House’un yolunu tutup, 3 saatlik Game Drive denen normal bildiğimiz safariye katıldık. Adam başı 350BWP+100BWP çocuklara beleş. Tura çıkmadan önce otelde ücretsiz muffin, çay ve kahve ikramı var. Aç olmasanız bile yolluk alın derim, zira fillerin zürafaların doğal yaşam alanında kaşarlı tost satan büfe filan yok.

Zürafa, antilop fil, manda parkta gördüğümüz fiks hayvanlar. 3 metreye kadar yanaşabiliyorsunuz ama araçtan inmek kesinlikle yasak. Motoru kapatıp durunca kafayı kaldırıp 1-2 dakika size bakıyorlar, sizin onlar için tehlike arzetmediğinizi anlayınca kaldıkları yerden devam ediyorlar.

2011’de Tanzanya’da yaptığımız safari vardı ilk kez o zaman bu hayvanlarla haşır neşir olmuştuk.

Timsahından zürafasına kadar bütün hayvanları daha önce orada gördüğümüz için bizde çok etki yapmadı ama çocuklar çıldırdılar.

Ege’yi bıraksak inip arabadan sevecek hayvanları, o kadar meraklı hayvanlara. Tuna’nın hayvan sevgisi ise daha çok bana benziyor. Mangalda orta pişmiş pirzoladan ibaret bizim hayvan sevgimiz.

Dünkü tekne safarisi çooook güzeldi ama bugünkü 4×4 arabayla yaptığımız safari için eeh işte diyebilirim. Belki de biz o zamana kadar Namibya çok sefer safariye gittiğimiz için bize çok ilginç gelmedi. İsterseniz bir kere deneyin ama 2 gün üstüste gidilecek bir tur değil.

Gün içerisinde hava sıcak olduğu için ne safari ne de nehir turu yapılmıyor. Otelde öğlen hafif bir yemek yiyip, havuz kenarında pineklemek en mantıklısı. Yunan adalarındaki gibi patates kızartması ve bira ile sağlıksız ama lezzetli bir öğlen yemeği ile iyice kendimizi şımarttık.

İkinci günkü tekne turunu bizim otelin tur acentası ile değil de yine yan oteldeki acenta üzerinden yaptik. Zira bizim otel biraz janjanlı olduğu için dünkü tekne turunda Zimbabve’de düştüğümüz duruma düştük, tekne çok kalabalıktı. The Old House’un teknesi ise hem daha ufak, hem de daha samimi bir ortam var. Hatta çok daha önemlisi diğerine göre epey ucuz. Neticede hangi tekneye binersen bin herkes aynı hayvanı görüyor.

İkinci tekne turundan en az ilk günkü kadar zevk aldık diyebilirim. İzmirli olduğumuzdan mıdır yoksa askerliğimi denizci olarak yaptığımdan mıdır bilmem, teknede olmak arabada olmaktan daha çok zevk veriyor bana.

Yine bol bol fil, manda ve hipopotam gördük en çok ilgimizi hipopotamlar çekti. Yaklaşınca ZOOORT diye ses çıkartıp suyun içine dalmaları ise hepimizde gülüşmelere sebep oldu.

Timsahlar da hipopotamlar kadar tehlikelilermiş. Sıcaktan bunalan hayvanatlar ağızlarını 5 karış açıp heykel gibi bekliyorlar. Meğer vücut sıcaklığını düşürmek için yapıyorlarmış.

Mandalar ise Afrika’nın 5 büyüklerinden biri. Bizim bildiğimiz süt veren mandalardan değilmiş bunlar. Tanzanya’da ilk gördüğümde ertesi gün kahvaltıda “Kesin manda kaymağı vardır” diye ilginç bir hayal kurmuştum.

Motor sesi ile birlikte bizimkiler akşamüstü güzellik uykusuna daldılar. Şansımıza sivrisinek pek olmadığı için çocukların ikisi de rahat rahat uyudular. Biz de keyfimize baktık.

Çocukların uyuması bizim de işimize geliyor tabi. Mandalar löpürlöpür su içerken biz de onlara nazır Bacardi Breezer açtık.

Genelde turlara herkes kendi istediği içeceğini getirebiliyor. Teknede kamp usulü buzdolapları var, kimse size 3 kuruş kar etmek için fahiş fiyata içki satmıyor. Tekneye ilk geldiğinde içeceklerinizi dolaba atıyorsunuz, istediğiniz zaman alıp içiyorsunuz.

Teknede topu topu 8-10 kişi vardık. Şansımıza yaşlı ama oldukça neşeli Güney Afrika’lı bir grup beraberdik. Malcolm amca 83 yaşındaymış, Afrikanın güneyindeki bütün ülkeleri gezmiş. Tur sonunda bizimle birlikte o da bir bira çaktı. Bu resim özellikle “Yaşlandık biz” diye eve kapananlara gelsin.

Bu turun yıldızı kesinlikle hipopotamlardı. O koca vücutları ile nehre giriyorlar yüzüyorlar ve timsah gibi sadece gözleri suyun üstüne duruyor o kadar. Lömbür lömbür koşturmalarını suyun için de zart zurt ses çıkartmalarını unutamayacağım.

Fillerin de hakkını yememek lazım. Bize o kadar güzel poz verdiler ki gönlümüzde ayrı bir yeri var.

Gün batımı ile birlikte yavaştan otelimize geri döndük. İşte tam bu anlar güneş ışıklarının en güzel olduğu anlar. 24 saat boyunca 30 dakikalık bir zaman dilimi var ki doğa fotoğrafçılığında esas gümbürtü patırtı burada kopuyor.

Biz tabii yemek resmi üzerine uzman olduğumuz için ancak elimizden bu geldi. Hiç te fena değil, ne dersiniz?

Otele dönmeden önce şehir merkezinde Güney Afrika’dan arkadaşım Sarper Sesli’nin tavsiyesi ile Seswaa yemek için Hunters Pub & Grill’in yolunu tuttuk. Son derece basit bir lokanta menüde sosis, pizza gibi turistik şeyler var ama bizim aklımızda Botsvana’nın yöresel lezzeti Seswaa yemek var.

Seswaa Orta Anadoluda ki bildiğimiz et kavurmaya çok benziyor. Dana döş ve but eti 4 saat haşlanıp sonra dibinde kalan az haşlama suyunun içinde tiftikleniyor ve sonra sonra da suyu ile birlikte karıştırılıp servis ediliyor. Genelde yancı olarak pap veya pilav veriliyor.

Tabii sadece et yemedik. Çocuklara çorba olmazsa olmazımız. Biraz önce söylediğim pap işte bu. Mısır unu ile suyu karıştırıp haşlıyorlar suyunu çekince oldu sana pap. Tuz yok, yağ yok ekmek niyetine bunu çorbaya bandırıyorlar o kadar.

Çorbası, eti, pilavı, içkisi, kahvesi 4 kişi 423B ödedik. Yerellerin gittiği bir mekan olduğu için fiyatlar oldukça uygun. Et güzel ve lezzetliydi. Yolum tekrar Kasane’ye düşse gene gelir burada yerim diyebileceğim bir mekan. İsterseniz menüde Oxtail, pöç yani sığır kuyruğu da vardı. En son Roma’da yemiştim ama Botsvana’da ilk tercihim olmadı. Meraklısına duyrulur.

Akşama da otele dönünce fotoğraf makinası, telefon, harici pil ne varsa şarj ettik. Zira ertesi gün kalacağımız yerde odada elektrik prizi yok. Çoluk çocuk bildiğin çadırda kalacağız.

27.09.2016 Elephant Sands

Sabahtan erken kalkıp yolluk almak üzere bu bölgedeki en büyük market zinciri olan Spar’a uğrağıp yolluk malezemelerimizi aldık. Fiyatlar turistik bir yer olduğu için bizim Namibya’ya Güney Afrika’ya göre bir tık daha pahalı.

Kasane’de otel fiyatları pek ucuz değil. Gelmeden önce otel rezervasyonlarını yaptırmanızı tavsiye ederim. Cresta Mowana Safari gayet güzel, büyükçene lüks bir otel. Havuzu olduğu için çocuklu ailelere öneririm.

Elephant Sands yazısı azzz sonraaaaaaaa

2 comments

  1. Merhaba , sizleri yillardir keyifle takip edip okuyorum , löplöpcü degilim ama kemirmeyi bende severim 🙂 . Emeklerinize tesekkürler , saglik ve sevgi sizden yana olsun .

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir